Muhabir: Mavi Karadeniz TV’nin saygıdeğer seyircileri. Efendim biz Salı günü yine sizlerle birlikteyiz. Saatlerimiz 18.30’u dört dakika geçti. Bunun için hepinizden çok çok özür diliyoruz ve her Salı olduğu gibi yine bu saatte Sayın Adnan Oktar Hocamız ile birlikteyiz. Hocam bir kez daha ekranlarımıza hoşgeldiniz.
Adnan Oktar: Hoş bulduk. Sizler de hoşgeldiniz. Lütfettiniz, şeref verdiniz.
Muhabir: Çok teşekkür ediyoruz. Bugün aslında benim hazırladığım bir çok soru var fakat insanlar sizden çok ilginç soruların cevaplarını bekliyorlar. Genel anlamda bu soruları size yönelteceğim müsaade buyurursanız. Fakat ilk olarak bir haftadır tartıştığımız bir Davos krizi, dünyanın adlandırmasıyla Türkiye’de de inanılmaz bir halk tepkisi oldu, Filistin ve İsrail arasındaki savaşa ve Başbakan da Davos’da net bir şekilde tavrını koydu. Bununla ilgili bir soruyla başlamak istiyorum. Sizce Başbakan Davos’daki tavrından dolayı haklı mıdır?
Adnan Oktar: Tabii. Alenen açık bu görülüyor. Çok çok makul olduğu görülüyor. Bunu anormal karşılayan hiç kimse olmamıştır. Hatta İsrailli kardeşlerimiz dahi bunu çok güzel bulmuşlardır. “Eline sağlık, ağzına sağlık” demişlerdir. Çünkü İsrail’in bir kısım yöneticileri çok pervasız şekilde bir kasap ruhuna sahipler. Yani istedikleri gibi insanları asıp keserler, çocukları doğrarlar. Bunların en doğal hakkıdır. Zaten yapmaları gereken şeydir. Karşı tarafın tek yapacağı şey de susup seyretmektir. Saygıyla onların kesip biçmesini seyretmektir gibi bir inançları vardı. Dikkat ederseniz çok şaşırdı karşıdaki şahıs. Hayret içinde kaldı. Seyretmesinden, gözündeki ifadeden bu anlaşılıyor. Fakat çok önemli bir nokta var. İsrail’de bütün dindar musevilere çok ciddi sahip çıkılması lazım. Aynı Filistin’e sahip çıktığımız gibi birebir onlara da sahip çıkmamız lazım. Yani toptan, onların tamamı bizim. Bir kısmı Yakup oğulları bir kısmı İsmail oğulları. Bir kısmı Hazreti Yakup’tan geliyor, bir kısmı Hazreti İsmail’den. Hepsi peygamber soyudur. Oradaki kavmin, neslin tamamı öyledir ve çok dindar ve temiz insanlar. Onlara musallat olmuş ateist siyonistler ve masonlar var. Onları birbirine kırdırmak isteyen, onları birbirine yok ettirmek isteyen bir ekip var. Onları kenara çekip, bu şeytanın ekibini geriye çekip bizim oraya gelip bu aynı atadan gelmiş dindar tertemiz kardeşleri mutluluk içerisinde yaşatmamız gerekiyor. Tek yanlı siyaset çok yanlış olur. Hem adalete uymaz hem vicdana uymaz hem makul olmaz. Bir de böyle bir güzelliği görmezden gelemeyiz. Museviler çok dindar ve çok efendi insanlar. Onları mutlaka koruyup kollamamız gerekiyor ama Filistinlileri tam anlamıyla bu beladan, bu dertten kurtarmamız lazım. Kardeşlerimiz olarak.
Muhabir: Sadece Filistinlileri değil, sizin söyleminizle, aynı zamanda İsrailli vatandaşları da herhalde bu beladan kurtarmak gerekiyor.
Adnan Oktar: Tabi tabi. Çünkü orada İsrail’in yaptığı olay şudur: sürekli gerilim politikasıdır. Sürekli kan dökerek iktidarı devam ettirme arzusu vardır. Yani biz güçlüyüz, biz müthişiz.
Muhabir: Biz ne dersek o olur.
Adnan Oktar: Biz ne dersek o olur. Bakın herkes korkuyor bizden. Kimse çıtını çıkaramıyor.
Muhabir: Bunu İsrail halkı da acaba istiyor mu diye düşünüyoruz. Yani siz daha yakından takip ediyorsunuz hocam.
Adnan Oktar: Ben İsrail’den birçok kişi ile görüşüyorum. Çok candan ve pırıl pırıllar. İsrailli gençler çok sevimliler. Küçük çocuklar var, kafaları kippalı keratalar böyle. Acayip sevimliler. Şeker gibi şeyler onlar. Bunların hiçbiri böyle bir zulmü kabul etmez. Halklar genellikle hep mazlumdur, güzel huyludur, sevecendir. Ne ikinci dünya harbinde oradaki insanlar kan dökmeye meraklıydı, ne Mussolini delisinin, faşistinin aklını kimse kabul ediyordu. Ama bir kitle psikolojisi vardır. İnsanlar kalabalığa uyarlar. Yani “haydi bakalım ateş açın” dendiğinde en çok istemeyen dahi bazen buna uyabiliyor. Tabi bu vicdana uygun bir şey değil ama kitle psikolojisiyle buna sürükleniyorlar. Yoksa İsrailli gençlere “git adam öldür” desen yapmaz bunlar. Yani hiçbir şekilde yapmak istemezler. Bir çoğu da askere gitmek istemiyor. Yüzlerce İsrailli genç var askere gitmek istemeyen ve mahkemelere verilmiş, hapiste yatan birçok genç var. Yani bir kör açmaz oluşmuş durumda.
Muhabir: Bu aslında halkın isteyip istememesini önümüzdeki İsrail seçimleri biraz daha herhalde ortaya koyacaktır değil mi hocam?
Adnan Oktar: Ama bütün partiler İsrail’de biraz karışık. Yani fanatik yöneticiler var bir çoğunun yönetiminde. Kilit noktaları onlar tutmuş durumda. Dindar yahudiler aslında İsrail’e hakim olmuş olsalar hiçbir sorun çıkmaz. Yani gerçek dindarlar hakim olmuş olsa hiçbir sorun çıkmaz. Sorun dine inanmayan, Tevrat’a inanmayanlardan kaynaklanıyor. Yoksa dindar museviler çok efendidir, çok insancıl, saygılı, Allah’dan çok korkan, helale harama çok dikkat eden insanlardır. Osmanlı döneminde buradaki musevi kardeşlerimiz nasıldı? Aynen öyledirler. Çok makul insanlardır. Burada hem bir faşist hem masonik hem ateist siyonist bir kafa var. Yani onun durdurulması gerekiyor. Amerika’da da bunların bir ucu. Bir ucu Fransa’da, bir ucu İngiltere’de. Çirkin bir mafya yapılanması içerisindeler. İsrail’de sadece onun bir ucu bulunuyor.
Muhabir: Burada şunu söyleyebilir miyiz hocam? İslam ülkelerinde maalesef bazı müslüman kardeşlerimizin kullanıldığı gibi musevilerden de radikal bir grup çıkartıp bunları kullanmak isteyen bir iktidar mı söz konusu İsrail’de?
Adnan Oktar: Her yerde kullanılıyorlar. Filistin’de de dindarlar kullanılıyor, İsrail’de de kullanılıyor, diğer ülkelerde de kullanılıyor. Aklı başında, şuurlu yapı ancak Türkiye’de var. En aklı başında en tutarlı müslüman birikimi Türkiye’dedir. Eskiden beri böyledir. Osmanlı döneminde de böyleydi. Çok makul düşünen, dengeli, tutarlı düşünen insanlar vardı. Daima da akılcı gitmiştir Osmanlı. Hataları, yanlışları olmuştur tabii ama genel anlamda iyi gitmiştir. Şimdi de eğer yönetim Türkiye’ye verilirse ki verilecek, mecburen bu, tarihin akışı içerisinde bu bir mecburiyettir. Bunu herkes görecek. Bölgede tam bir sulh ve selamet olur. Çünkü şu an arap ülkelerindeki yöneticiler çok ürkekler. Bayağı bir kısmı, büyük bir kısmı çok ürkekler. Bir kısmı zaten direkt İsrail ile bağlantılı hareket ediyorlar. Yani İsrail ne derse ona göre hareket ediyorlar. İsrail’in iktidara getirdiği insanlar bir kısmı. Yani yahudi sermayesi ile iktidara gelmiş insanlar. Onun için Türk İslam birliği olayı tam kökünden çözecek kesin çözümdür.
Muhabir: Arapların aslında kafalarının karışık olduğu, birçok yorumcunun yaptığı yoruma dayanarak bunu söylüyorum, Amr Musa’nın kalkıp, gidip gitmeme arasında bir kafa karışıklığı yaşaması da aslında herhalde bunu gösterdi. Arapların gerçekten kafası karışık. Ben özellikle arap liderleri sormak istiyorum size. Arap liderleri nihayetinde seçimlerde çok da demokratik bir ortamda aslında bulundukları koltuğa gelmiyorlar.
Adnan Oktar: Doğru.
Muhabir: Araplar acaba nasıl bunu aşacak? Türkiye gerçekten bir model midir araplar için? ABD’nin istediği bu modellik, Araplar tarafından yıllarca “Amerika bizi kandırmak istiyor”diye Araplara anlatıldı. Fakat siz bunu çok açık bir şekilde söylüyorsunuz. Aslında Türkiye gerçekten bulunduğumuz coğrafyada etrafındaki bir çok ülkeye modeldir diyorsunuz.
Adnan Oktar: Makul, temiz, aklı başında müslüman modeli Türkiye’de açık, sarihdir. Bunu herkes görüyor. Hangi İslam ülkesine giderse gitsin, herkes bunu görüyor. Bu açıktır, bunu inkar eden kimse yok. Fakat ben her zaman açıkça söylüyorum. Olayların tamamı metafiziktir. Dünyadaki olaylar hep Allah’ın yönlendirmesiyle oluyor. Yani hiçbir olay kendi kendine olmaz. Hep bir hikmetle, hayırla, Allah’ın kontrolünde oluyor ve Hızır’ın her an bilgisi dahilinde olan olaylardır. Allah sürekli Hızır’ı bu konuda görevlendiriyor. Mehdi’nin dışında bir Türk İslam birliğinin oluşması çok çok zordur. Gerçek anlamda, manevi değerlerin tam oturduğu bir yapının olması için mutlaka Mehdi’nin zuhur etmesi gerekiyor. Çünkü İslam ülkeleri hiçbir şekilde birleşmezler, Mehdi’nin dışında. Hatta geçenlerde bir yazar vardı “Ben Mehdi’nin dışında kimsenin sözünü dinlemem” diyor. HakikaTen öyledir. Mesela Suudi Arabistan’da, Mısır’da, Kuveyt’te, başka ülkelerde kime sorarsanız sorun hiçbir ülkenin liderliğini kabul etmezler. Yani ülkeyi kabul ederler de lider olarak kabul etmezler. Yani şahıs olarak. Mehdi’nin dışında kimseyi kabul etmezler.
Muhabir: Birleştirici bir unsur mu olması gerekir?
Adnan Oktar: Evet. Önümüzdeki günlerde göreceksiniz Mehdi’yi arayacaklar. Yani İslam alimleri bir araya gelip, hadiste de var bu, Mehdi’yi arayacaklar. Başka hiçbir kurtuluşu yoktur bunun. Ne yaparlarsa yapsınlar. Gidip Mısır’dan herhangi bir alime ya da Türkiye’den herhangi bir alime, kişiye “falanca lider olsun” demez kimse. Bu imkansızdır. Şiilerin, vahabilerin, sünnilerin herkesin ittifak edeceği lider Mehdi’dir. Yoksa şii mutlaka şii olmasını ister liderin. Vahabi mutlaka vahabi, sünni mutlaka sünni olmasını ister. Halbuki Mehdi bunların hepsinin üstündedir. Yani bütün mezhepleri kaldıracak bir kişidir Mehdi. Ancak onda beraber olabilirler.
Muhabir: Şu halde biraz zor herhalde birlik ve beraberlik?
Adnan Oktar: Zor değil. Mehdi’yi arayacaklar, bulacaklar ve vakti yakın. Ben onu açık açık söylüyorum. Bu insanları da o kadar şaşırtmayacak. Ben şimdi söylüyorum, çok metafizik olaylar olacak zannediyor insanlar. Öyle birşey yok. Mehdi’de insanlar hiç şaşırmayacaklar, çok çok makul karşılayacaklar. Göreceksiniz. Hatta Hazreti İsa’nın nuzulünde de öyle zannedildiği kadar öyle bir şok yaşanmaz. Onu da çok normal karşılayacaklar. İnsanlar çok çabuk adapte olur böyle şeylere. Bir tek belki Mehdi’nin ilk zuhurunda, belki ilk bağlanma anında şiddetli bir heyecan olur, o heyecan sürekli de devam eder. O kadar.
Muhabir: Mehdi’nin gelişinde, önce bir inkar ediş var yanılmıyorsam hocam.
Adnan Oktar: İlk başlangıçta tabi. Alimler özellikle. Said Nursi diyor “Enesi kavi, imanı zayıf bir kısım ulema inkar cihedine gitmişlerdir”. Bakın “kendini beğenmiş fakat imanı zayıf” diyor. Zaten iman zayıflığında kendini beğenmişlik olur. Bazen görüyorsunuz televizyonlarda nasıl haşa kendini Allah’dan daha büyük görüyor yani cennetle, cehennem ile din ile ilgili konularda o kadar pervasız konuşuyor ki, o kadar saygısız konuşuyor ki. Allah’a o kadar saygısız haşa hitapları var ki. Oradan anlaşılıyor kendisini Allah’dan daha büyük gördüğü. Yani enaniyet bütün vücudunu sarmış. Said Nursi söylüyor “ Bütün vücudu ene kesilir” diyor. Firavun gibi yani aklını kaybediyor gururdan. Allah onları kitap yüklü eşeğe benzetiyor. Çok fazla bilgisi var ama enaniyet ve kibirden delirmiş, şuurunu kaybetmiş adeta. Ne şefkatten, ne sevgiden bahsediyorlar dikkat ederseniz, ne merhametten, ne dostluk, ne kardeşlik, ne güzellik, ne estetik, hiçbirşey yok. Hep böyle hırs ve kin üzerine kurulu. Kimden nefret ediyor, kim kötü, kim ahlaksız, kendisi neden doğru bunu anlatıyorlar. Sadece nefret dolu bir ifade var. Tabii ki biz yanlış, kötü olanları anlatırız ama sevgi vardır, barış vardır, kardeşlik vardır, muhabbet vardır, Allah’ın güzellikleri vardır, Cennet vardır, Cehennem vardır, melekler vardır, Ahir zaman vardır, Mehdi vardır, Deccal vardır, Hz İsa’nın inişi vardır. Hz İsa’dan ve Mehdi’den çok rahatsız oluyorlar. Çünkü bir üst kurum oluyor onlar için. Mehdi varsa ona uyacak. O zaman o enaniyeti, büyüklüğü ne olacak? Saygı ile sözünü dinlemiş olacak. Asla kabul etmez.
Muhabir: Kendisinden daha üstün biri olunca kabul etmeyecektir.
Adnan Oktar: O zaman çözüm nedir? Ayette “Dillerini eğip bükerler” diyor. Bu sefer hadisleri değiştirmeye kalkıyor. Nereye değiştiriyorsun sen? Dört mezhebin de kabul ettiği açık bir hüküm ve Kütübi Sidde’de dolu. Ben mesela bir kısmını getirdim buraya. Sahih Buhari, Sahih Müslim ve Süneni Tırmizi ve Süneni Ebu Davud, Süneni İbni Mace. Dolu. Sırf şurada bir kısmı var ki, onlarca, yüzlerce hadis vardır. Reddedilmesi mümkün değil.
Muhabir: İttifak halinde hadisler olduğu için diyorsunuz. Hocam bu konuda sorular, yine Mehdi ve Deccal ile alakalı sorular var. Bu sorulara geçmeden önce yine son kendi hazırladığım sorulardan birini sormak istiyorum. Daha sonra zaten izleyicilerimizden gelen soruları yönelteceğim ki az önce size programdan önce söylemiştim, ilginç sorular var. Ben de gerçekten çok merak ediyorum. Bu soruları birazdan size yönelteceğim. Yalnız yine Ortadoğu’da bu günlerde tartışılan bir konu var. Hamas’ın nereye konulacağı konuşuluyor. Özellikle Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın İsrail’in Hamas ile mutlaka görüşmeler yapması gerektiğini söylediklerini çok iyi biliyoruz. Fakat İsrail bugün yapmış olduğu açıklamada Hamas’ı tanımadığını ve masaya oturmayacağını söyledi. Sizce Hamas’ın durumu nedir? Hamas gerçekten Filistin için gerekli bir oluşum mudur? Ya da Hamas’ı nereye koymak gerekir bu noktada?
Adnan Oktar: İsrail’de şeytani unsurlar karşı tarafı yani Müslümanları ve Filistinlileri onurlarını kırarak, gururlarını kırarak çok şiddetli bir güç haline getirdiler kendilerine karşı. Muhalif bir güce ihtiyaçları vardı. Şiddetli bir karşıt düşmana ihtiyaçları vardı, bunu oluşturdular. Çünkü Araplar genellikle diğer kavimler gibi çok gururuna düşkündür. Yani feci şekilde gururlarını ve onurlarını ezdiler. Şimdi şu planda “artık siz hiçbir şey yapmayın. Bak sizi İsrail sürekli ezer ve ezecek. Çözüm sesinizi çıkartmamanızdır” derseniz bunda başarılı olamazsınız. Yani bölgeyi tanımıyorsunuz demektir. Bu kadar onuru kırılmış insan bunun altında kalmak istemez. Ölümü pahasına, yok olma pahasına bunu kabul etmez. Filistin’in tamamı yok olsa yine kabul ederler. Bir kişi kalmasa bile yine kabul ederler. Bu kadar kendini adeta zorlayan yani ruhunu zorlayan bir atmosfere soktular buradaki insanları. Bunların onurunu ve gururunu okşayacak bir çözümün dışında bir çözüm olmaz. Bir de Hamas’ı hiç yerine koymak mantıksız çünkü Filistin’in şu an tamamı Hamas’ın ruhuna girdi.
Muhabir: En azından %65 seçim sonuçlarından çıkan sonuç.
Adnan Oktar: Belli o. Daha da o yükselir. Mesela bu son olaydan sonra daha da oyu artacaktır çünkü tek bir görüşe doğru gidiyorlar bu durumda ve Hamas da intikam ruhundan asla vazgeçmez. Ben açıkça söyleyeyim. Asla vazgeçmezler. Çünkü artık beni öldür kafasına girdiler.
Muhabir: Ölsek de gam yemeyiz.
Adnan Oktar: “Böyle yaşayacağımıza ölelim” diyorlar. Onun için her şeyi yaparlar. Onun için Hamas ile barış görüşmesi diye bir konu olmaz. Açıkça söyleyeyim yani öyle bir şey olmaz çünkü bu insanları artık bu çizgiye getirdiler. Mahvettiler çocuklarını öldürdüler, kızlarını öldürdüler, babalarını öldürdüler, her yer mezar dolu. Adamlar “yaşasak ne olur yaşamasak ne olur?” mantığına geldiler. Artık en öfkesinden bir füze yapıyor. Soba borusundan. Onu gidiyor oraya atıyor ve bir parça deşarj oluyor kendince. Ben bunu haklı görmüyorum. Boş yere onları da tedirgin ediyorlar. Gerçi bir şey olmuyor ama tedirgin ediyorlar. Bu öfke onları sürekli itiyor ve zorluyor. Ama bir İslam birliği ile şanlı şerefli bir çıkış, bir Türk İslam Birliği, bir Mehdi’nin zuhuru onların bütün elektriğini boşaltır ve son derece rahatlatır. İsrail için de tam bir kurtuluştur bu çünkü Mehdi bağrına şefkat ile basacaktır İsrail’i ve bütün Musevileri. Hepsi bayram edecektir, surlar yıkılacaktır, tam özgür olacaklardır. Onun için Mehdi’nin aranması, Said Nursi’nin izahlarına güvenilmesi, Peygamber Efendimizin izahlarına güvenilmesi çok hayatidir. Mesela bir çok Nur talebesi bu konuyu da örtbas etmek istiyor. Halbuki Mehdi bir şahıstır. Ya Mehdi gelip geçti diyorlar ya Risale-i Nur’dur diyorlar ya Said Nursi’dir diyorlar. Halbuki Said Nursi çok açık söylüyor “Ben seyid değilim, o gelecek şahıs seyiddir diyor. O acayip şahıs gibi hiçbir şekilde olamam.” diyor. Said Nursi’yi yalancı yerine koymak çok büyük ahlaksızlık ve terbiyesizlik olur. Kim yaparsa yapsın. Said Nursi’ye “yalan söylüyor, doğru söylemiyor” demek ahlaksızlıktır. Vefat etmiş, şehit olmuş bir yiğit insana, kendini savunamayacak durumda olan bir insana yalancılıkla yaklaşmak, yalancılık ithamında bulunmak çok çok ayıp olur.
Muhabir: Siz bu noktada Said Nursi’nin gerçekleri gördüğünü fakat bazı talebelerinin durumu çarptırdığını söylüyorsunuz galiba?
Adnan Oktar: İyi niyetle söyleyenleri tenzih ederim. Sevgiden dolayı insan bunları söyleyebilir. Bunu tenzih ederim ama bir de gerçeği var. Açık ve aleni söylüyor bu insan bunu. Şahsi manevidir ne demek? Mehdi var diyor, şahsından bahsediyor, talebeleri var diyor ve bir de onun şahsı manevisi var diyor. Yani üç parçadan bahsediyor Said Nursi. Peygamgamber Efendimiz de, peygamberimiz vardır, sahabeler vardır ve şahsı manevisi vardır. Şahıs olarak Mehdi yoktur demek yahut gelip geçmiştir demek, bunlar yanılmadır. Said Nursi bunu açıklıyor ve böyle bir inkarın olacağını da söylüyor. Hatta “Enesi kavi, yani enaniyeti çok kuvvetli, imanı zayıf bir kısım hocalar inkarı cihedine gitmişlerdir” diyor. Kendisinin olmadığını da çok kapsamlı olarak anlatıyor. Sayfalarca izah ediyor, gelecek Mehdi’nin özelliklerini anlatıyor. “Ben, bir cihedde gördüm o görevi” diyor. “O, üç cihedde görecek” diyor. “Üç yönüyle yapıp ve tam mükemmel yapacak” diyor. En büyük bir müceddid, hem en büyük bir müştehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutbu azam olarak bir zat-ı nurani gönderecek, o da ehli beyti nebeviden olacak diyor. Tarihini de vermiş. Bakın açıkça söyleyeyim Said Nursi yanılmaz ve yanılmadı yani masum diyebilirim o konuda. Ahkam konusunda masum diyebilirim adeta. Ne dediyse dört dörtlük tam doğru çıkmıştır. Peygamber Efendimizin dedikleri tam aleni ve net çıkmıştır. Peygambere güvenmiyorsa insanlar, alimlere güvenmiyorsa, Kuran’a güvenmiyorsa zaten din yoktur. Eğer Kuran’a güveniyorlarsa, Kuran’da onlarca ayet vardır İslam’ın dünya hakimiyeti ile ilgili. Hadislere güveniyorsa bütün Kütüb-i Sidde doludur ve bütün Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi alimleri Mehdi’nin geleceğini söylemişlerdir. Vakti çok net ve açıktır. Mehdi’nin aranması gerekir. Mehdi arandığında Mehdi bulunur ben söyleyeyim.
Muhabir: İnsanlar Mehdi’yi aradığında mı Mehdi çıkacak hocam yoksa Mehdi kendisi…?
Adnan Oktar: Hayır. Aranacak diyor Peygamber Efendimiz. Mesela muhtelif ülkelerin alimleri gelir diyor. Aslında bütün alametleri oluştuğu için alametlerin ortaya konması lazım. Konunun ortaya konması lazım. Mehdi hiçbir şekilde ben Mehdi’yim demez. Mehdi bulunuyor. “Evinde bağlanır insanlar ona” diyor. Evinde hatta sedirinden idare ediyor diyor. Tevrat’ta da sedirinden idare ediyor diyor Mehdi için. Yine hadislerde de evinden idare edeceği belirtiliyor. Aynıdır. Tevrat’taki Mehdi izahları ile Peygamberimizin hadisleri birbirine yakındır. Aşağı yukarı aynıdır. Çeşitli alimlerin gelip Mehdi’yi bulacakları hatta defalarca bunu deneyecekleri, Mehdi’ye ısrarla “sen Mehdi’sin” diyecekler. Onun kabul etmeyeceği de belirtilmiştir. Kurtuluş budur. Ben bunu açıkça söyleyeyim. Bunun dışında çok azap çekerler, çok rahatsızlık meydana gelir. Başka türlü de bir kurtuluş olamaz.
Muhabir: Hocam müsadenizle hemen sorulara geçmek istiyorum. Bir hayli sorumuz var izleyicilerimizden. Dediğim gibi ben de az önce bir göz attım. Gerçekten çok ilginç sorular. Bunları hemen size yönelteyim: “Hocam bir röportajınızda Deccal’in bir şahıs olabileceğini söylediniz” demiş Bursa’dan Fatma Canateş. “Peki bu konuda bir tahmininiz var mı? Kim olabilir?” diye bir sorumuz var.
Adnan Oktar: Benim gördüğüm Darwin’dir. Darwin, gerek dış görünümüyle, gerek saçı sakalı birbirine karışmış olması, kırçıl sakallı, kırçıl saçlı olması, gözlerinin pörtlek olması, tam hadisin ifadesiyle, kısa ve bodur olması, çıkacağı an ve komitesinin olması, dünya çapında yaptığı tahribat açısından tam bir Deccal olduğu görülüyor. Yani Stalin’i, Lenin’i, Marks’ı, Mao’yu, Abdullah Öcalan’ı ve birçok kan dökücüyü yetiştiren bir Deccal’dir ve kendi komitesi vardır. Bunlar da komitesidir. Buna karşı ehli beyti nebeviden Mehdi’nin zuhur edeceğini söylüyor Peygamber Efendimiz.
Muhabir: Mehdi ile Deccal aynı dönemde gelmiyorlar böylece.
Adnan Oktar: Yok değil. “Onun şahsında bir mikrop bir nezle dahi öldürebilir” diyor Said Nursi. Onun yaptığı tahribatı ortadan kaldıracak Mehdi.
Muhabir: Evet. Bir diğer sorumuz Trabzon’dan Semiha Gölbaş hanımefendi göndermişler: “Sayın Hocam, benim merak ettiğim bir konu var. Allah’ın açık açık inkar edildiğini ve bu konuda inkarcıların durmadan faaliyet yaptıklarını görüyoruz.”
Adnan Oktar: Evet
Muhabir: “Fakat bunların bazısının başına dünyada hiçbir bela gelmiyor gibi. Acaba Allah inkar edenleri yaptıklarına karşı dünyada neden cezalandırmıyor?”
Adnan Oktar: Onlardan bir kere sevgi alınıyor ellerinden. Sevginin alınması o kadar vahim bir şeydir ki. Yani insanlar onu bilmiyor. Mesela insanın görme duyusu, koklama duyusu, işitme duyusu elinden alınsa ama bunları da bilmiyor olsa bu adama Allan bela verdi mi vermedi mi diye bir insan düşünse ne kadar akılsızca olursa ki çok ciddi bir bela olmuş olur eğer Allah onu özel olarak öyle yaratmadıysa yani doğuştan değilse ve sonradan olduysa ve bir ahlaksızlığına karşı, bir suçuna karşı Allah bunu oluşturduysa bu net beladır ve çok büyük bir beladır.
Muhabir: Verilmiş olan iyi bir şey alınmıştır en nihayetinde.
Adnan Oktar: Sevgi dünyadaki en büyük nimettir. Dünyevi nimettir. Tutkuyu ve sevgiyi Allah ellerinden alıyor yani robot haline getiriyor. Biyonik adam gibi oluyorlar. Bu bir felakettir. Hiçbir şeyin anlamı kalmaz sevgi gidince bir insanın elinden. Gerçek sevgiyi kaybetmiş oluyorlar.
Muhabir: Geçen hafta sorulan bir soruydu aslında, biraz daha farklısını sormuş izleyicimiz. Konya’dan Mete Pekyol: “Hocam, selamlar”
Adnan Oktar: Aleyküm Selam.
Muhabir: “Gerçeğe yakın rüyalar görüyoruz” demişler. “Hislerimiz gerçek gibi oluyor, sanki ruh başka bir alemde yaşıyor, dirilip yeniden geliyor gibi. Neden rüya görüyoruz?
Adnan Oktar: İşte maddenin hakikatini anlamamız için Allah her gün bize ders veriyor. “Gerçek alem böyle siz rüya alemi gibi bir alemde yaşıyorsunuz. Siz bunu bilin” diyor Allah çünkü arabada gidiyor, konuşuyor, yemek yiyor, evleniyor, üniversite imtihanına giriyor, derslerine çalışıyor ve hiçbirinde hayal olduğu aklının ucundan dahi geçmiyor. Adı gibi emin. Uyanıklıklar yapıyor, kurnazlıklar, bir şeyler yapıyor değil mi?
Muhabir: Evet
Adnan Oktar: Ona söylesen “sen hayalsin” rüyasında inanmaz rüyasında. Hiçbir şekilde inanmaz. Mesela “kaçıp göçmene gerek yok, bir şey yok sen hayal görüyorsun” desen “nerenin hayali, bak adam beni kovalıyor ben de kaçıyorum” der. Arabaya biniyor, turistik geziye çıkıyor, ta Antalya’ya kadar gidiyor. Yol alıyor adam, Antalya’da da iniyor, lokantada yemek yiyor adam. Bir de bakıyor ki uykudaymış. İşte Allah her gün dünyanın gerçeğini bize göstertmiş oluyor. Sonradan anlamadım duymadım demesin diye. “Yarabbi ben bilemedim hayal olduğunu gördüklerimin” demesin diye Allah ona her gün ders veriyor ki inkar etmesin diye. Bizim de yaşadığımız alem bir mercimeğin içidir, mercimek kadar bir yerdir. Bütün alem, yaşadığımız yer mikron kadardır, mikron ölçüsünde ince bir elektrik akımının geçtiği yerde oluşan elektriği biz görüntü olarak görürüz. Dışarıda aslı vardır fakat Allah bizim aczimizi göstertmek için bizi sadece görüntüsü ile muhatap etmiştir.
Muhabir: Evet. “Saygıdeğer Hocam, Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler isimli bir kitabınıza rastladım. Bir Müslüman olarak bu kitapla neyi amaçladınız? Museviler ile Müslümanların dostça yaşamaları için sizce dinimiz açısından bir engel var mı?” Selim Özkan beyefendi göndermişler.
Adnan Oktar: Hiçbir engel yok. Ben o kitabı özellikle hazırladım ki Kuran’a ne kadar uygun olduğunu Tevrat’ın, eğer Museviler İnşaAllah ilerde Müslümanlar ile birleşirlerse ki birleşecekler Türk İslam birliği olacak, onlara hitap edecek Müslümanların kolaylıkla onlara hitap etmesi için hazırlanmış bir eserdir. Yani Musevi kardeşlerimize biz o kitap ile çok güzel güzel ahlakı anlatabileceğiz, her şeyi anlatabileceğiz ve onlar o kitap ile çok mutlu yaşayabilecekler çünkü tam Tevrat’a da uygun. Tamamı orijinal Tevrat’tan alınmış izahlardır ve Kuran’a da tam uygundur. Güzel ahlak, namaz, sevgi, şefkat, merhamet, helale harama titizlik her yönden Kuran’a tam uygundur. Bir Musevi o kitaptaki hükümleri yerine getirirse zaten Tevrat’ın hükümlerini tam yerine getirmiş oluyor. O yönden çok faydalı.
Muhabir: Hocam ben bu noktada bir soru sormak istiyorum. Türkiye’de misyoner çalışmaları inanılmaz fazla. Nihayetinde okul önlerinde Tevrat dağıtan insanlar görüyoruz artık son zamanlarda maalesef. İnsanların elbette ki doğru bildiklerini anlatması kadar doğal bir şey olamaz. Fakat henüz çocuk yaştaki bedenlere bir şeyler aşılamak istemek elbette ki pek de doğru değil. Özellikle de Müslüman bir ülkede. Fakat Musevilerin böyle çalışmaları yok. Museviler kendi içlerinde biraz daha kalmayı herhalde daha doğru buluyorlar.
Adnan Oktar: Evet. Onlar dinlerine kıskançtırlar. Yani dinin sadece kendilerinin olmasını isterler daha çok. İnsanlar da illaki çok ısrar ederse onlar öğrensinler gibi bir düşünceleri var. Hıristiyanlar da tabi anlatıyorlar ama ben İncil’in dağıtılmasından rahatsız olunmasını normal karşılamıyorum. İncil de Tevrat da dağıtılsın. Kuran da dağıtılsın. Fakat İncil dağıtanlar yanında Kuran da dağıtsınlar. Bu çok önemlidir çünkü Kuran’da İncil’den bahsediyor. İnsan, Kuran’da bahsedilen bir şeyi bilmemesi müslümana normal bir şey değildir. Mesela Allah diyor ki, Kuran’da kiraz ağacından bahsediyor. Benim kiraz ağacının bilmemem normal olmaz. Benim kiraz ağacını gidip görmem lazım. Mesela muz ağaçlarından bahsediyor Allah, dağlardan bahsediyor. Benim gidip dağları görmem lazım. Mesela denizde giden gemilerden bahsediyor. Benim bunları görmem lazım. Kuran’da Tevrat’tan ve İncil’den bahsediyor benim haberim olmaz ise Tevrat ve İncil’den bu anormal bir hareket olur. Çünkü çok uzun anlatılıyor Tevrat ve İncil. Ben Müslüman olarak nasıl bilmem Tevrat ve İncil’i. Tabii ki bileceğim ve oradaki yanlışlıkları da göreceğim ben. O teslis inancının yanlışlığını, nasıl karmakarışık anlattıklarını. Neden Kuran’ın hak olduğunu da o zaman daha iyi anlarım ben. Mesela İncil’i okuyan bir insan Kuran’ın değerini çok iyi bilir. Tevrat’ı okuyan bir insan Kuran’ın değerini çok iyi bilir. Çünkü çok karmaşıktır Tevrat da İncil de. Karmakarışıktır. Ben onların içerisinden çıkartarak o kitabı hazırladım. Normal olarak okuyan bir insan içinden çıkamaz Tevrat’ın. Mesela Abşolom’un oğlu şuraya gitti, şu kadar askerle savaştı, şunu astı, şunu kesti… Karmakarışıktır. İncil de öyle. Yani okuyanın kafası karmakarışık olur. Hatta dört ayrı kitap var içinde düşünün. Allah’ın tek bir kitabı olur değil mi? Dört tane ayrı ayrıdır.
Muhabir: Dört farklı mı?
Adnan Oktar: Dört farklıdır. Tabi, ayrı ayrıdır İnciller, yani dört ayrı İncil var. Müslüman bunu görecek, bir de bakacak ki tek bir kitap var ve çok hak, doğru, kesin, net, tertemiz. Ahiret inancı tam anlatılıyor, teslis inancı yok, tek bir muvahhit olarak tek bir Allah inancı anlatılmış, mükemmel bir din. “Elhamdülillah” diyecek. “Aman İncil dağıtmayın”. Dağıtsın ne var onda dağıtmasında? Ama yanında Kuran verirse çok çok mükemmel olur. Yani bu şart, önemli olan bu.
Muhabir: Din kültürü ve ahlak derslerinin tartışıldığı bir ülkede elbette ki hocam İncil’in okullar önünde, ilkokullarda, özellikle arasına dolarlar konulup dağıtılması da…
Adnan Oktar: Yok onlar birazcık tabi küçük düşürücü olur. Onlar garipçe. Ben onu dağıtan arkadaşlara onu tavsiye ediyorum. Kuran ile birlikte dağıtsınlar. Çok mükemmel olur. Ama onu yapmazlarsa dürüst hareket etmemiş olurlar. Kuran ile birlikte dağıtırlarsa dürüst hareket etmiş olurlar.
Muhabir: Buradan şu sonuca çıkıyoruz, Müslümanların mutlaka İncil’i incelemeleri gerekiyor.
Adnan Oktar: Tabii ki bilecek. İncil, Tevrat bilinmese olur mu? İnşaAllah.
Muhabir: Evet. “Hocam şeytanın bir hissi var mıdır? Allah’ı anmayan ve zayıf düşmüş insanları nasıl anında belirler ve hızla onu cehenneme çekmek için uğraşır?” demiş Selin Somurlu Iğdır’dan.
Adnan Oktar: Cehenneme evet. Onun görevi odur ama şeytanı insanlar böyle aklı zayıf, cahil bir şey zannediyor olabilirler. Dünyadaki bütün alimlerden, bütün teknik profesörlerden, bütün profesörler yani İTÜ’nün, Ortadoğu’nun profesörlerinden, tamamından çok daha fazla bilgiye sahiptir şeytan. Muazzam bir teknik bilgiye sahiptir. Bilmediği yoktur şeytanın. O yüzden Hz. Süleyman ondan müthiş istifade etmiştir şeytandan. Şeytanları esir etmiştir, etkisiz hale getirmiştir, emrine sokmuştur. O devirde kıyaslanmayacak, akıl almayacak bir teknoloji uygulatmıştır. Elektriği kullanmıştır, hava araçlarını kullanmıştır, maddeyi nakledecek bir teknoloji geliştirtmiştir, şeytanları sonuna kadar kullanmıştır. “Ya Rabbi bana hiç kimseye nasip olmayan bir mülk nasip et” dedi Hz. Süleyman, Allah ona onu nasip etti. Ama bu en çok şeytanların kanalıyla olmuştur. Muazzam bilgiye sahiptir ama insanlara unutma hissi verir. Beyinlerine o şekilde etki eder. Mesela bir şeyi unutturabilir. Kolay bir şeyi unutturabilir. Kuran’da da sık sık geçer. Hz. Süleyman’ın konusunda, Hz. Musa ile ilgili konular eğer dikkatlice incelenirse. Özellikle Hz. Musa ile ilgili kıssada çok açık geçiyor. Hızır, Hz. Musa’yı uyarıyor “bunu bana şeytan unutturdu” diyor Hz. Musa. Yani şeytanın unutturması diyor. Fakat Salih olan kullarımın üzerinde etkisi zayıftır diyor şeytanın. Salih olan yani samimi olan kulların üzerinde etkisi yok şeytanın, etkisi olmuyor. Zayıf, mesela çok detaylı düşünen, karmaşık düşünen insanlar ile çok oynar şeytan. Detaya çok dalan, detaya meraklı, şüpheci insanları ve zayıf ruhlu, sinirleri zayıf insanları çok iyi avucuna alır, onları çok ezer. Onun için Kuran mantığı ile bakıp, olaylarda en mantıklı en doğruyu görüp, net onun üzerine karar verip bir kerede hükmü uygulamak lazım. Tereddütte perişan eder şeytan. Özelliği odur.
Muhabir: Yine Hz. Süleyman ile ilgili bir kıssadan bahsederken Kuran-ı Kerim, bir tahtın alınıp getirilmesinden bahsediyor. Cinler yanılmıyorsam hocam, gözünüzü kapayıp açıncaya kadar getirebiliriz dediği halde bir insan çıkıp çok daha kısa bir sürede getirmeyi başarmış galiba. Demek ki buradan şu sonucu çıkarabiliyor muyuz, insanlarda aslında güç daha fazla fakat her halde bunu kullanamıyoruz?
Adnan Oktar: Kitaptan ilim olan bir kişi diyor ayette. Ama işte o kitaptan aldığı ilimle muhtemelen şeytanlar ile bağlantıya geçip yani Hz. Süleyman’ın yine bereketiyle, Allah’ın ona lütfetmesiyle, şeytanlardan aldığı bilgiyle bu tekniği uygulamış olabilir. Mesela asrımızdaki bütün teknolojik bilgiyi çok iyi bilir şeytan. Mesela bir bilgisayar versen şeytana, buna bak desen yani dünyada en mükemmel o yapar. Çok şahane çözer olayı.
Muhabir: Eskiler o yüzden mi hocam şeytan icadı deyip geçmişler bazı konulara?
Adnan Oktar: Evet. Fakat böyle ahlaksız ve şizofren karakterlidir şeytan. Yani böyle piskopat ve şizofren karakteri vardır. Aşırı şüpheci, imanı zayıf, gururlu, duygusal ve manyak bir karakteri vardır. Çok duygusaldır şeytan. Yoğun duygusallık. Mesela Allah’a karşı haşa bir protesto ruhuyla yapıyor bütün bu yaptıklarını. “Benim üstünlüğümü niye kabul etmedin?” diyor haşa Allah’a ve bütün kainatın ömrü boyunca bu piskopat, duygusal yapısını devam ettiriyor ve en sonunda da diyor ki “ben Allah’tan korkarım”. Yani tam bir klasik piskopat. Madem Allah’tan korkuyorsun niye kainatın ömrü boyunca anormallik ve ahlaksızlık, delilik yaptın ve bütün milleti de niye saptırttın o zaman? Değil mi? Bu onun bir yönü. Ama tabi ona o gücü veren ve onu öyle yaratan da Allah’tır.
Muhabir: İsmail Veziroğlu Düzce’den sorusunu sormuş: “Hocam Kuran-ı Kerim’de cennette müminlerin sohbetlerinde ve orada yapacaklarından çok detaylı bahsediliyor. Peki cehennemde de böyle bir sosyal hayat var mıdır? Cehennem ehli nasıl olacak orada diye bir soru sormuş.
Adnan Oktar: Cennet baya zevkli çok güzel. Mesela cennet köşkleri diyor rivayette, kırmızı yakut, yeşil zebercet, zümrüt, beyaz incidendir. Yani çok fazla o tarzda kristal görünümlü malzeme kullanılıyor cennette. Mesela tuğlalar böyle zümrüt görünümünde, zümrütten daha değerli taşlardan oluşturuluyor. Çok göz alıcıdır, çok ışıklıdır cennet. Mesela kırmızı yakut, yani bol bol kullanılıyor bu malzemeler. Mesela burada çok çok nadirdir rastlanması fakat cennette çok fazladır. Cennet ehli bunlara sizin gökte doğu ve batıdaki parlak yıldızlara baktığınız gibi bakarlar. Onlarda hiçbir kusur ve ayıp yoktur. Yani sürekli insanların gözünü alan. Mesela parlak şeyler değil mi, böyle pırıl pırıl şeyler insanın çok hoşuna gider. Onun için mesela kadın kıyafetlerinde de böyle küpe oluyor, bir şey oluyor insanın çok dikkatini çekiyor. Yahut mesela bir pırlanta oluyor bir yüzükte o bile hemen dikkat çekiyor. İnsanların ruhunda cennete eğilimden kaynaklanıyor. İçgüdü olarak bize verilmiştir. O taşları bize sevdiren Allah’tır. Yani biz içgüdü olarak cennete göre hazırlıklı olduğumuz için onu gördüğümüzde adeta hipnotize oluruz. Yani cennet aklımıza gelir, bilinç altında farkında olmadan ondan zevk alırız. Mesela yeşillik gördüğümüzde de cennete olan eğilimimizden olur ve hep daha mükemmelini düşünürüz. O parlak taşlara olan merak da yine cennete olan içgüdümüzdendir. Cenneti bilmekten kaynaklanan bir zevktir.
Muhabir: “Hocam yine çok şıksınız” diye bir…
Adnan Oktar: Teşekkür ederim. MaaşaAllah.
Muhabir: “Sizi örnek almaya çalışıyorum. Amerika’da Obama’nın seçilmesinin nedeni Amerika’da Müslümanların ve İslam’ın artması olasılığı olabilir mi?”. Ünal Kara, İstanbul’dan göndermiş soruyu hocam.
Adnan Oktar: Obama tabi her halükarda diğer insanlara göre gurur ve kibir yönünden şiddeti olmayan bir insan. Öbürlerinde biliyorsunuz çok şiddetli bir gurur vardı. O da böyle, biraz Darwinist tabi. O benim biraz kafamı bulandırdı. O yönü var. Fakat son zamanlarda Allah’tan bahsetmeye başladı bu çok pozitif. Orada ateistler falan çok huylandılar Obama Allah’tan bahsedince. Yine George Bush tarzı birisi mi geldi iktidara gibisinden konuşmaya başladılar. Allah’a inanıyor olması, Allah’tan bahsediyor alması güzel, pozitif bir gelişme yani iyi bir şey. O Darwinistliğini de kaldıran bir şey. Herhalde Darwinistliği geçici bir taktik olarak kullanmış olabilir. Öyle görünüyor yani o çevrelerin oyunu almak için yapmış olabilir. Çünkü Allah’tan bahsetmesi, Allah’ı sevdiğini söylemesi pek başka türlü yorumlanacak gibi değil. Obama, Mehdi’nin zuhurunda daha makul davranabilir yani o faydası olabilir.
Muhabir: “Sayın Adnan Oktar’ı ve dünya olaylarını değerlendirişini büyük bir hayranlıkla takip ediyoruz. Kendisinden öğrenmek istediğim bir konu var.” Bir konu var demiş fakat iki soru göndermiş izleyicimiz. “Hocam, İsrail’in vaat edilmiş topraklar olarak planladığı haritada Türkiye’nin Van gölüne kadar olan büyük bir kısmı da ve Kıbrıs da görünüyor. Bu açıdan baktığımızda doğudaki PKK terörünü ve Kıbrıs üzerindeki baskılarının da İsrail ile bir ilgisi var mı? PKK’yı destekleyenler ve Kıbrıs’ı almak isteyenler İsrail’in işbirlikçileri diyebilir miyiz?”demiş. Bunu dilerseniz Hocam cevaplandırın diğer soruyu birazdan sorayım.
Adnan Oktar: Evet. Şimdi işin doğrusu böyle tabi. Kıbrıs’ı elimizden almak istemelerinin kökeninde bu var. Güneydoğu’yu küçük lokma haline getirmek istemelerinin kökeninde bu var. Çünkü Güneydoğu’yu Allah esirgesin eğer alırlarsa askeri gücü zayıf, ekonomik gücü zayıf yani yutmanın son derece kolay olduğu, bol anarşistin, teröristin bulunduğu bir bölge olmuş olacak. Dolayısıyla İsrail’in müdahale etmesi için de haklı bir gerekçe olmuş olacak. O bölgedeki bütün ülkeler zayıf zaten şu an. Boydan boya İsrail’e kadar bir tek Türkiye güçlü. Eğer Türkiye’nin güneydoğusunu da öyle zayıflatır ve koparırlarsa büyük İsrail’in bütün toprakları hazır hale gelmiş oluyor. Yani tamamı işgale çok müsait hale gelmiş oluyor ki hep korkutulmuş ülkeler oradaki ülkelerin çoğu. Yani yıldırılmış, korkutulmuş ve ezilmiş ülkeler. Bir tek Türkiye burada bölgede delikanlıdır, böyle yiğit.
Muhabir: Bu da genlerden geliyor mu hocam? Siz tabi aynı zamanda bilimle uğraşan bir bilim adamısınız. Genlerde de böyle bir birikme var galiba.
Adnan Oktar: Yani Türkler yiğittir. Açıkça söyleyeyim. Bütün herkes bilir ve onun için de pek millet böyle Türkiye’ye kabadayılık yapamaz öyle kolay kolay.
Muhabir: Yaptığı zaman da en son ne olduğunu herhalde gördük. “Bir de Tevrat’ta ve Kuran’da gerçekten vaat edilmiş topraklar diye bir emir var mı? İsrail bunun ilahi bir emir olduğunu iddia edip eğitim sistemlerinde de bunu telkin ediyormuş.”
Adnan Oktar: Tabii ki vaat edilmiş topraklardır, tabii ki kutsal topraklardır. O bölge olduğu gibi müminlere vaat edilmiştir, Allah’tan korkanlara vaat edilmiştir. Yani Müslümanlara, Allah’tan korkan muvahhit olan gerçek müminlere, Müslümanlara vaat edilmiştir ve şuan bütün bölge Müslümanların kontrolündedir. Yani Allah’ın vaadi de gerçekleşmiştir.
Muhabir: Aslı hanıma çok teşekkür ediyoruz. Aslı hanım Levent İstanbul’dan göndermiş bu sorusunu hocam. Bu arada sorularımız bayağı fazla fakat bir reklam aramız varmış. Müsaadenizle reklamları izledikten sonra tekrar izleyicilerimizle birlikte olalım. Efendim reklamlardan hemen sonra tekrar birlikte olacağız. Çok ilginç sorular var. Sorularınız ile devam edeceğiz.
Muhabir: Efendim reklamlar kısa dedik fakat biraz uzun sürdü. Reklamlardan hemen sonra birlikteyiz. Az önce de sayın Hocama söyledim çok zevkli sorular var gerçekten. Sizler de soruları ve cevapları duyduğunuzda eminim ki programdan biraz daha zevk alacaksınız. Hemen sorulara geçmek istiyorum hocam müsaadenizle. Kayseri’den Osman Tandoğan beyefendi göndermiş. “Hocam selamlar.”
Adnan Oktar: Aleyküm selam.
Muhabir: “Bazı ayetlerde gaybı yalnız Allah’ın bilebileceğinden bahsedilmektedir ancak pek çok hadiste peygamberimizin gelecek zaman için de söylediği sözler vardır ve bunlar birebir gerçekleşmektedir. Örneğin günümüzde yüksek binaların yapılacağı ile ilgili bir hadis var. O dönemde evler hep tek katlı olmasına rağmen Peygamberimizin bunu nasıl bildiğini anlatabilir misiniz?”demiş izleyicimiz.
Adnan Oktar: Gayb, Allah’ın bildirmesiyle insanların bilebileceği bir şeydir. Allah seçtiği kullarına gaybı bildireceğini Kuran’da belirtiyor. Seçtiği, uygun gördüğü kullarına gaybı bildireceğini bildiriyor. O seçtiği kullarından bir tanesi de Peygamber Efendimizdir. Bütün gelecek zaman gözlerinin önüne serilmiştir Peygamber Efendimizin. Yani zamanın dışına çıkmıştır, bütün zamanı tek bir an içerisinde hepsini görmüştür. Bütün olmuş, olacak olayların hepsini görmüştür. Kıyamete kadar olacak olayları da görmüştür. Sonra da sahabelere bunları zaman içerisinde yavaş yavaş aktarmış ve anlatmıştır. Binlerce anlatımı olmuştur. Bunlar da hadis olarak bizlere gelmiştir. Zamanı geldikçe olaylar oluyor ve olaylar oldukça da hadislerin doğru olduğunu görüyoruz.
Muhabir: Evet yani gaybı sadece Allah’ın bildiğine Amenna iman ediyoruz fakat bunu kullarına bildirmeyeceği konusunda bir şey yok diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi ki bildirir.
Muhabir: “Hocam benim çok merak ettiğim bir soru var” demiş izleyicimiz. “Sizin evrim bilim dışı olduğuna yer verdiğiniz delilleri okudum ve bunca sene anlamadığım birçok Latince kelimelerle nasıl bilimmiş gibi sunulmuş olduğunu hayretler içinde gördüm.” demiş izleyicimiz. “Siz evrimi tüm dünyada bir açmaza sürüklediniz. Artık geri dönüşleri yok hocam. Kandıramazlar. Bazen yabancı belgesellerde rastlıyorum, neden hala göz göre göre evrim varmış gibi bu yalanı söylüyorlar?”
Adnan Oktar: Biçareler yani kendilerince o zayıf ruhla, güçsüz bir anlatımla kendilerince bir şeyler yapıyorlar ama şu an çok çaresiz durumdalar. Konu bitti yani açıkça söyleyeyim. İngiltere’de de son yapılan bir anket var şu an % 75’i Darwin’e inanmıyormuş. İngiltere’nin büyük gazetelerinden biri böyle çok önemli bir haber olarak bunu verdi evvelki gün. Yani İngiltere de battıktan sonra, Darwinizm bittikten sonra konu zaten bitmiştir.
Muhabir: Doruk Kalkan hanımefendi, Adıyaman’dan, “selamlar gönderiyoruz.”
Adnan Oktar: Aleyküm selam.
Muhabir: Ben bu noktada bir soru sormak istiyorum. Siz gerçekten Darwinizme büyük bir darbe vurdunuz.
Adnan Oktar: Evet maaşaAllah.
Muhabir: Darwinizmi çok meşgul ettiniz ve son zamanlarda gerçekten Darwinistleri bir çıkmaza soktunuz. Bunu tasarlayıp mı yaptınız hocam, yoksa hani böyle çocukken aklınıza ben Darwinizmi yok edeyim diye bir şey mi geldi?
Adnan Oktar: Kader beni sürekli götürüyor. Bir noktaya doğru götürüyor. Yani ben, gerçi sebeplere sarılıyorum, Darwinizmi ben lise son yıllarımda müthiş kinlendim yani insanların böyle kandırılmasına. Müslümanların ezilmesine de çok kinlendim. Benim hamiyet hissim biraz delicedir yani böyle yani nevrim döner haksızlık karşısında her şeyi ortaya koyarım, gerekirse canımı da ortaya koyarım. Yani ben o konularda öyle pek mantık kullanmam. Hak neyse, doğru neyse sonuna kadar giderim neticesi de beni hiç ilgilendirmez. Yani o konuda gözüm karadır benim. Bu konuda da öyle, Allah’tan güç istedim Allah da güç verdi Elhamdülillah ben bu kadar çabuk yerlebir olacaklarını bilmiyordum, tahmin etmiyordum. Mesela İngiltere’de çok önemli, İngiltere’nin en büyük gazetelerinden birisi haber olarak verdi. %75 bitti demektir. Ki bu anketi yapan Darwinist bir kurum. Darwinist bir kurum yapıyor ve ağlıyor adamlar “artık bitti “ diye. Sebebi olarak da tabi müsebbibi olarak da kardeşinizi göstertiyor.
Muhabir: Size o konuda kindar olduklarını biliyorum hocam.
Adnan Oktar: Mest oldum. Acayip hoşuma gitti. Acayip güzel. Bizi şu mahvetti demiyorlar mı, yerle bir etti demiyorlar mı yani en zevk aldığım konulardan bir tanesi.
Muhabir: Hocam Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülkedir. Fakat yine Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanların %95’i Müslüman’dır ve bir çok kişi de bunu çok açık bir şekilde ifade eder. Bazıları Müslümanlığını çok açık bir şekilde ifade etmese de Türkiye’de biyoloji kitaplarında darwinizm işlendi bir dönem. Böyle bir ülkede hangi cüret bunu yapabilir diye düşünüyorum. Sizce gerçekten bu kadar güçlü mü darwinistler ya da güçlü müydü o dönemde?
Adnan Oktar: Darwinizm dünya çapında, hemen hemen ülkelerin tamamında resmi ideoloji olarak, devlet korumasında anlatılır. Bütün dünya devletlerinin resmi ideolojisidir. Hatta birçok İslam ülkesinin de resmi ideolojisidir. Ve titizlikle devlet tarafından korunur. Aleyhine de hiç kimseye söz söyletilmez. Tabii ki bu etki biraz kendini Türkiye’de kendini göstertti. Türkiye’yi biz bu grup içine sokmuyoruz ama Türkiye’de bu etkiden biraz nasibini aldı. Ama şu an Darwinizmi anlatıyorlar ama ben gerçekten acıyorum. Çok bitap bir üslup ile ve tarih bilgisi verir gibi anlatıyorlar şu an. Böyle deniyordu bir ara gibi. Çocuklar da şefkat ile dinliyorlar anlatanları. Bizim çocuklar cin gibiler maaşaAllah, acayip uyanıklar yani hocalarının gözlerinin içine bakıyorlar dikkatlice. Belli ki hiçbir şekilde inanmıyorlar çünkü çocuklar da cin gibi derken internete giriyorlar her şeyi öğreniyorlar. Mesela “hocam, diyor, yüz milyon fosil varmış ne diyorsunuz?”dediğinde hoca kıpkırmızı oluyor tabi. Ne desin adam. “Ara fosil yokmuş” diyor, bir tane ara fosil istiyor hocalarından, gösteremiyor adam ne desin. “Proteinler tesadüfen olamıyormuş Hocam, ne diyorsunuz?” diyor. Kalır! Yani bu biraz traji komik bir duruma girdi. Bence bunun ortadan kaldırıp bu konunun bitirilmesi gerekiyor artık.
Muhabir: Kağıttan bir kule idi ve bir üfürükte yıkıldı diyorsunuz hocam.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Yeliz Topal, İstanbul’dan soruyu göndermiş hocam. “Adnan hocam gazetelerde okuduğum kadarıyla yargı organlarında çalışan kişiler dahi yargının bağımsız olmadığını, birileri tarafından etki altında bırakıldığını söylüyor. Sizce bu nasıl çözülür, bu karanlık kişiler kararları da etkileyebilir mi?”
Adnan Oktar: Devletin mükemmel bir izlemesi mevzu bahis maşaAllah. Mecburen izleniyor, vatandaşlar da izliyor, herkes izliyor çünkü. Milletimiz çok kararlı ve azimli. Allah’a çok şükür her yerden devlete bilgi yağıyor. Halen de bu konuda çok titiz olsun milletimiz. Özellikle yargı ve hukuk içerisindeki iddia edilen Ergenekon yapılanmasına ait ne tür bilgi ellerine geçerse mutlaka yargıya intikal ettirsinler. Savcılıklara, karakollara, mahkemelere mutlaka intikal ettirsinler. Mesela iki satır, konuyla ilgili ne biliyorsa yazsın ilgili mahkemeye göndersinler. Onlar çok iyi bir şekilde değerlendirilecektir. Bence yolun sonuna geldiler. Şu aşamadan sonra çok çok zor. Böyle delice ve psikopatça cesaret gösterseler bile hemen yakalanıyorlar, hemen fark ediliyorlar. Fakat bütün milletimizin titiz bir şekilde devlete desteğine devam etmesi gerekir. Devlet nasıl olsa yapıyor biz seyredelim olmaz. Devlet milletten oluşuyor, milletin fertlerinden oluşuyor, milletin gücüyle devlet ayaktadır. Millet desteği çok önemlidir.
Muhabir: Bu noktada sürecin basın tarafından, basına özellikle yansıtılması da galiba devletin özellikle yaptığı bir organizasyon.
Adnan Oktar: Şimdi basın tabii ki takip edecek. Ama bir kısım basın da iddia edilen Ergenekon’u koruyor. Ne kadar gereksiz, ne kadar yanlış, ne kadar aleni bir tavır. Demek istiyorlar ki biz iddia edilen Ergenekon örgütüyle iç içeyiz.
Muhabir: Ben şunu soracağım hocam. Tabi siz sadece Türkiye’yi değil yurt dışını da çok yakından takip eden, Amerika’nın yapısını, İsrail’in yapısını, İngiltere’nin, Fransa’nın, İtalya’nın yapısını da çok yakından takip eden birisiniz. ABD’de Beyaz Sarayın planı bulunsa bir insanda ne olur?
Adnan Oktar: Herhalde hukuki süreç başlar.
Muhabir: Fakat Türkiye’de bunu savunan insanların olmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Adnan Oktar: Ama devletin böyle ılımlı gitmesi iyi. Çılgınlık yapanlar, pervasızlık yapanlar kendilerini daha iyi ortaya koyuyorlar. Daha iyi tespit edilebiliyor ve devlet daha iyi tedbir alabiliyor. Onun için şuursuz hareket etmeleri de normal. Bu insanları aslında kan tuttu. Hep olay yerine geliyorlar. Kaçamıyor. Allah’ın hikmeti belgeyi mutlaka muhafaza ediyor ve mutlaka yakalanıyorlar. Çok garip bir şey. Allah’ın bir hikmeti. Bu bir mucizedir. Allah basiretlerini, ferasetlerini bağladı. Allah akıllarını bağladı. Daha da bağlasın Allah ferasetlerini, basiretlerini, akıllarını. Sürekli suç işliyorlar ve sürekli devletin gücünü artırmış oluyorlar, elini kuvvetlendirmiş oluyorlar. O yönden güzel. Ama tekrar söylüyorum özellikle iddia edilen Ergenekon konusunda devlete çok ciddi milletimizin, geniş çaplı desteği olsun. Savcılara, polise, mahkemelere yoğun olarak bilgi yağmasında çok büyük fayda var.
Muhabir: “Hocam selamlar”.
Adnan Oktar: Aleykümselam.
Muhabir: “Geçen akşam bir röportajınızda Zülkarneyn ile ilgili kıssayı okurken 89. ayete dikkat çekmiştiniz: Sonra yine bir yol tuttu ayeti. Bunu açıklar mısınız? Teşekkürler, Bahadır Arslan, Ankara’dan göndermiş soruyu.
Adnan Oktar: Tabi ben aslında anlatmadığım çok şey var. Anlatsam Allah-u alem insanların nefesi kesilir, yani çok şaşırtıcı şeyler var. Ben sadece ilk zahirde olan konuları anlatıyorum. Yoksa Kuran’ın işari manalarını, işari olarak gördüğüm konuları anlatmış olsam çok çok şaşırtıcıdır, çok hayret vericidir. Mesela ebcetlerine girmedim Kuran’ın. Ebcetlerini, o ayetlerin ebcetlerini versem, hangi olaylara nasıl baktığını anlatsam nefes kesici neticeler çıkıyor, çok çok şaşırtıcı. Sanki kronolojik bir tarih sıralaması gibi, olaylara göre her şey gelişiyor gibi görünüyor. Mesela Yusuf suresi de öyle. Sır doludur Yusuf suresi. Mesela Kehf suresi sır doludur. Süleyman kıssası sır doludur. Çok çok şaşırtıcıdır. Binlerce konu var. Ama ben çok açık sarih, hiç kimsenin inkar edemeyeceği, reddedemeyeceği, aleni olan şeyleri anlatıyorum. Ama mesela bir ebcede insanlar itiraz edebilir ama çok şaşırtıcıdır, hayret vericidir. Bunun böyle bir rast gelmenin katrilyonda bir olmayacağı belli. Çok çok şaşırtıcıdır. Ama zamanı gelirse gerekirse o konulara da gireceğim inşaAllah.
Muhabir: Bunu da sizden ilerleyen günlerde bekleyeceğiz.
Adnan Oktar: Evet İnşaAllah.
Muhabir: “Haram olmayan ancak faydası da olmayan işlere vakit ayırmak yanlış mıdır hocam? Şeytanın veya nefsimizin bu yönde eğilimlerine karşı nasıl bir tutum içinde olmalıyız? Şimdiden teşekkürler.” Mert Halıcıoğlu, Ankara’dan göndermiş sorusunu.
Adnan Oktar: Vakit o kadar kıymetli ki. Ben bazen görüyorum bazı insanlar mesela bir yabancı dizi var, bir çocuk ile bir kız konuşuyor. Saatlerce çekirdek çitletiyor, seyrediyor onu. Ağzında sakızla dalmış bir şekilde, böyle şuuru kapalı. Yahut yanında içeceği bir şey oluyor, kolası, fantası, neyse artık onu o şekilde yavaş yavaş seyrediyor. Ona saatlerini veriyor. O bitiyor başka bir tane seyrediyor, o bitiyor başka bir tane daha seyrediyor. Ne bir manzara resmi var, ne güzel insanlar görünüyor, birbirlerine yaptıkları dedikodu ile ilgili yahut boş konuşma ile ilgili izahlar, anlatımlar, onunla vakit öldürüyor. Bu biraz yaygın. İdeali, ülküsü olan bir insanın saniyesi boş geçmez. Ben kendimi övmek gibi mi olur, olmaz mı bilmiyorum da benim mesela saniyem boş geçmez. Üç, dört saat uykunun dışında nefes alamıyorum ve çok çok da memnunum. Mesela bana diyorlar ki “yaş gününü kutladın mı?”. 2 Şubattaydı. Aklımdan bile geçmez. Her gün kutluyorum ben. Dine, İslam’a hizmet ettikten sonra o bana yaş günü kutlamasıdır ve düğün, bayramdır. Ben Filistin için birşey yapabilirsem bu benim için yaş günü kutlamasıdır. Afganistan için, Irak için, bütün müslümanlar için, Türkiye’de kendi milletim için hayırlı birşey yaparsam bu benim için düğün, bayramdır. Nerenin yaş günü kutlaması?
Muhabir: Sizin yaş gününüzü arkadaşlarınız kutladı mı? Böyle birşey oldu mu?
Adnan Oktar: Buradaki sevimlilerden birkaç tanesi kutladı, isim vermeyeyim.
Muhabir: Allah uzun ömürler versin hocam.
Adnan Oktar: İnşaAllah. Cümlemize İnşaAllah.
Muhabir: “Hocam programınızdan çok istifade ediyoruz. Allah sizden razı olsun. Kıyamet günü ile ilgili bir sorum olacak. Allah kıyamet günü derilerimizin de şahitlik edeceğini söylüyor. Bu nasıl olacak? Açıklayabilir misiniz? Saygılar sunarım. Tolga Binici, İstanbul’dan.
Adnan Oktar: İnsanlar demogojiye yatkındır. Müslümanlar ahirete gittiklerinde küfür de gidecektir. Küfür buradaki demogoji ve münasebetsizliğini orada da devam ettirecek. Biliyorsunuz çok inatçıdır küfür, bir türlü doğruyu söylemez, konuşmaz. Onun için mesela bir ahlaksızlık yaptığında ve bunu gizlediğinde derisi anlatmaya başlıyor. Mesela gözleri ile gördüğü bir şeyi inkar edecektir, gözü anlatmaya başlayacak. “Ben gördüm” diyor gözü ve vücudunu kontrol edememekten kaynaklanan bir sıkıntı ve rahatsızlık içinde olacak. Onlardan da şikayetçi, gözünden de şikayetçi olacak. Mesela kulağı da konuşacak, ağzı konuşacak, derisi konuşacak ve bunları kontrol edemeyecek. Her şey ortaya çıkmış olacak. İnsanların en çok zorlandıkları şey yalancının, demogoji yapanın üslubudur. Bir türlü gerçeği söyletemezsin ona. Hep yandan çarklı tabir edilen cevaplar verir. “Nasılsın?” dersin, “Havada çok güzel bulutlar var” der. Yani böyle akıl hastasıyla konuşurmuşsun gibi bir ortam olur. İşte ahirette bu demogojiyi yapamayacaklar. Her şey teker teker ortaya konacak. Hatta diyor: “Bu ne biçim bir kitap ki herşeyi sayıp dökmüş” diyor. Bütün geçmiş hatıralarını orada anlatacaklar. Biliyorsunuz mesela insanlar birşey yaptıklarında hatırlamıyorum der hemen. Aklıma gelmiyor der. Vardır öyle, mahkemelerde de olur. “Aklıma, bir türlü aklıma gelmiyor” der. Ama ahirette aklıma gelmiyor diye bir konu yok, aklına mutlaka getirttirilir. Geliyor ve o da şaşıracak aklına geldiğinde.
Muhabir: “Hocam hayırlı akşamlar diliyorum, program yapımcılarına da hayırlı akşamlar diliyorum.” Çok teşekkür ediyoruz. Bu arada burada değerli arkadaşlarımız var. Onlara da herhalde teşekkür etmemiz gerekiyor. “Benim sorum şöyle: Hocam, Allah Kuran’da: Üzerinizdeki nimetimizi anın, diyor. Bunu bize açıklar mısınız? Önemi nedir? Nimetleri nasıl anmalıyız? Teşekkürler, iyi akşamlar. Murat İnce, İstanbul’dan göndermiş sorusunu.
Adnan Oktar: Şimdi bakın bir kere, mercimek kadar bir yerde büyük bir alem yaşıyoruz. Denizler, ovalar, kiraz ağaçları, meyvalar, güzellikler, insanlar, müzik... Dasti çıkıyor şarkı söylüyor mesela. Onun beynimizin içinde o mükemmel müziği, mükemmel ortamı meydana getiren Allah’tır. Onlar zannediyor ki dışarıda öyle bir şarkıcı var. Tabii ki bir maddi varlığı vardır da. Fakat o görüntüyü meydana getiren Allah’tır. Mesela mükemmel bir müzik oluyor, yabancı bir müzik çalıyor. Zannediyorlar ki insanlar, o hoparlörden geliyor ve CD’den kaynaklanıyor. Halbuki CD yi de Allah yapar, hoparlörü de Allah yaratır, hepsi kafasının içindedir insanların. En mükemmel müzik sistemi de insanın beyninin içindedir. Bize gelen sadece onların titreşimi gelir. Titreşim de elektriğe dönüşür. Biz o elektriği en mükemmel sistem olarak alırız. Yani en mükemmel sistem bizim beynimizin içindedir. Yoksa onların işte hifi yahut sterio aletlerin içinde değildir. Bizim kafamızın içindeki hifi, sterio sistemleri biz dinleriz.
Muhabir: Yani kulağınızdan o sistemi çıkardığınızda aslında dinlediğiniz o müzik hiçbir işe yaramayacaktır nihayetinde.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Dolayısıyla gerçekten şükrü eksik etmemek gerekir. “Öncelikle iyi akşamlar diliyorum. Adnan Hocamızı kanalınızda misafir ettiğiniz için sizlere teşekkür ediyoruz. Ben bu noktada bir şey söylemek istiyorum. Biz sizi kanalımıza misafir ediyoruz ama siz de bu güzel mekanda bizi misafir ediyorsunuz. Biz de size çok teşekkür ediyoruz hocam. “Değerli hocamıza bir sorum olacaktı. Kabala gibi şaşkın dinlerin dünyaca ünlü bazı şarkıcı ve oyuncular tarafından desteklenmesi ve adeta propagandasının yapılması insanları Allah yolundan saptırmak için Deccal’in bir oyunu mudur? Yönetimi olabilir mi?
Adnan Oktar: Aslında satanist de istemeden Allah’a hizmet eder, kabalacı da istemeden Allah’a hizmet eder. Çünkü kabalayı merak eden dini diğer bilgilerin içine de girecektir. Dolayısıyla Kuran’a gelecektir. Doğrusunu da Kuran’da görecektir. Mesela satanizmi inceleyen insan sonunda gelip Kuran’ı öğreniyor. Zıtlar hep doğruya götürür insanları. Mesela Deccal’i araştıran Mehdi’yi bulur. Firavun’u araştıran Musay’ı bulur. Onun için insanların araştırmacılığından rahatsız olmamak lazım. Onlar hep hayırla neticelenir.
Muhabir: Evet. Bu arada kabala konusunda dilerseniz... Şu an dinleyen fakat daha önce dinlememiş olan izleyicilerimiz olabilir. Kabala nedir hocam?
Adnan Oktar: Kabala, işte musevilerin gizli ilimler hazinesi dedikleri. Hani bizim bazı kitapçılarımızda da bulunur böyle fal, büyü, ona benzer. Gizli ilimleri içinde toplayan bir sistemdir. Anlaşılmaz gibi görünen bir sistemdir. Fakat o karmaşıklığına rağmen, o kadar detaylara rağmen içinde derli toplu bir bilgi pek bulamazsınız. Kabalanın adı vardır çünkü herşeye hakim olan Allah’tır. Kabalacılar Allah dışında bir gücün varlığına vehmettikleri için kabalaya değer verirler. Halbuki kabalayı yaratan da Allah’tır. Kabalanın hiçbir gücü yoktur. Kabalayı yapan, mercimek kadar bir yerde yaşayan zavallı bir varlıktır, zavallı bir insandır. Kabalayı da o mercimek kadar yerin içinde Allah ona okutur ve kabalayı da Allah ona yaratır. O da bağımsız olarak kabalayı okuduğunu zanneder ve bir şeyler yaptığını zanneder. Güçsüzlüğünün farkında değildir insanların büyük bir bölümü. Onun için ne kabaladan korkmak lazım ne şeytandan korkmak lazım. Sadece Allah’tan korkup Allah’a güvenmek lazım. Bunlardan hiçbir şey çıkmaz. Sonunda hakim ve hükümran olacak olan Allah’tır. Bir ara aşamadır bunlar. Ara aşamalar geçilmiştir, Mehdi devrine geçilmiştir, Hz. İsa devrine geçilmiştir. Ben bunları ısrarla söylüyorum müthiş şaşıracaklar. “Hocamız, diyecekler, nereden bildi, nasıl bildi?” Halbuki ben bilmiyorum, Peygamberimiz Efendimizin hadislerini aktardım, alimlerin izahlarını aktarıyorum, Said Nursi’nin izahlarını aktarıyorum ve hissettiklerimi söylüyorum inşaAllah.
Muhabir: Evet. Kuran’da şeytanın insana iyiyi kötü, kötüyü iyi göstereceği bildiriliyor. Bunu örneklerle açıklayabilir misiniz? Teşekkürler hocam” demiş. Adana’dan Hale Adıvar hanımefendi.
Adnan Oktar: Evet. Şeytanın özelliği mantık kullandırtır. Mantık şeytanın silahıdır. Allah vicdan kullandırtır. Vicdan Allah’ın sesidir. İnsanlara hep en doğrusunu Allah ilham eder vicdana. Vicdanına karşı da insanlar hep mantıkla karşılık verir. Mantığın içine oturmuştur şeytan. Yani onun gemisidir. Mantık ile insanları yönlendirir. Mesela farz edelim adama rüşvet teklif ettiler. Vicdanen der ki: “Yahu, ben birçok insanın hakkını gasp etmiş olurum eğer rüşvet alırsam.” Şeytan da der ki: “Bak senin çoluğun çocuğun var ve açsın yani zor durumdasın. Aklını kullan, mantığını kullan doğrusunu yap. Şimdi el alemin en doğrusu en dürüstü sen misin? Herkes rüşvet alıyor. Birçok kişi alıyor, sen de al.” der. “Ha, doğru söylüyorsun, diyor o zaman” şeytana. “Bak ne kadar mantıklı konuştun” diyor, kafasından düşünüyor ama kendisinin çok mantıklı düşündüğünü düşünüyor. Şeytanı tasdik etmiş oluyor ve şeytanın dediğini yapmış olur. Mesela evlenirken de insanlar, adamın ahlaksız olduğunu, küt olduğunu, kof olduğunu, dengesiz olduğunu görüyor mesela bir genç kız. Ama bakıyor zengin, para var. Fakat karaktersiz. Tipi de düzgün. Düşünüyor, “Yahu adam karaktersiz tamam ama parası var, tipi de düzgün”. O zaman mantıkla hareket etme olayı devreye giriyor. Mantığına göre karar veriyor ve gidiyor onunla evleniyor ve bütün ömrü sürünmeyle geçer. Sürünmeyi de makul göstertiyor şeytan ona. “Bak, diyor. Herkes sürünüyor, herkes acı çekiyor. Herkesin evlendiği kişiler zaten birçoğu böyle ahlaksız. Onlar nasıl sabrediyorsa sen de sabret” diyor. “Hem sevap kazanırsın sabredersen” diyor. Bakın bu sefer dini kullanıyor. O da o ahlaksıza sabretmeyi, o vicdansıza sabretmeyi bir ibadet olarak görüyor. Ömür boyu sürünüyor ve onunla yaşıyor.
Muhabir: Silsile şeklinde devam ediyor yanlışlar diyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Mutlaka bir yerde durun demek gerekiyor.
Adnan Oktar: Şeytan sizi Allah ile aldatmasın diyor, Allah ayette de işte. Allah ile aldatır bazen şeytan. Yani o ahlaksıza, o zalime sabretmeyi bir erdem olarak görür. Halbuki takva, Allah’tan çok korkan, çok akıllı bir insan ile beraber olmuş olsa bu acıyı çekmeyecek, bu rahatsızlığı çekmeyecek. Ama onu istemez çünkü onun çıkarıyla çatışan birçok şey vardır orada. O nefsine daha uygundur. Şeytan orada nefsini kullanır ve mantığını kullanır. Kendi uçurumuna onu düşürmüş olur.
Muhabir: Evet. İyi yayınlar ve selamlar demiş Selim Sadık beyefendi Rize’den.
Adnan Oktar: Aleykümselam.
Muhabir: “Hocam cennet halkı istediği zaman cehennem ehlini görebiliyor. Acaba cennet ehli cehennem ehlinin acı çektiğini görünce nasıl bir his yaşar?”
Adnan Oktar: Cennet ehli cennetin zevkini en çok o cehennem ehlini görünce alacak. Yani haline şükretmek çok önemlidir. Kıyas edecek kendisini. “Ya Allah beni de Allah esirgesin oraya düşürseydi ve orada olsaydım ne olurdum ben?” diyecek. Cennetin o taşına toprağına elini yüzünü sürecek sürekli Allah’ı hamd edecek. Cehennemi görme sürekli vardır cennette de. Cehennem ehli de sürekli cenneti görüp görüp hayıflanır ve tabiri caiz ise böyle içine oturur, ciğerine oturur ve onun verdiği acı en şiddetli acılardandır. Cehennemin en şiddetli acılarındandır. Kıyas insanın ızdırabını çok arttırır, aldığı zevki de çok arttırır. Allah orada kıyas ilmini ki bu Allah’ın ledün ilmidir, ledün ilmine girer bu ilim. Ledün ilmini de insanların mutlu olmasını ve derin zevk almasını bu şekilde sağlamış oluyor Cenab-ı Allah. Cennetin güzel yönlerinden bir tanesi de mesela diyor ki: Cennette öyle köşkler vardır ki içindeki dışındakini, dışındaki de içindekini görür. Tamamen kristal, her yer kristal, cennetin özelliği odur. Mesela ışık cennette çok kullanılan bir güzelliktir. Her şey pırıl pırıldır. Her şey parlar, her şey çok fazla nakışlı ve detaylıdır. O yüzden insanların adeta gözü kamaşır cennette. Bir güzelliktir. İnsanlar hep bunu arar dikkat ederseniz. Işıltıyı, ışığı, saydamlığı, suyu ararlar. Hep işte bilinç altındaki Allah’ın cennete verdiği içgüdüden kaynaklanıyor o. Mesela küçücük de olsa bir göl ister. Mesela küçük de olsa bir ırmak ister insanlar. İllaki su olsun. O bilmez onu, o içinde bir içgüdüdür, cennete olan bir eğilimdendir. Mesela parlak ufak tefek bir taş bile olsa onu hipnotize eder, çok hoşuna gider. Bu cennetin bir vasfıdır.
Muhabir: Evet. Kuran’a göre iltifat ve övgü nasıl olmalıdır? demiş Gürkan Işık beyefendi.
Adnan Oktar: Cahile, dengesize, aklı zayıf olana övgü çok tehlikeli olur. Yani olgun insana, çok akıllı bir insana övgü çok güzeldir, derin zevk verir. Karşılıklı şiddetli sevgiye sebep olur. Ama akılsızda, dengesizde yani şeytana uyan bir kişide bu çok çok tehlikeli olur. Zaten şizofren ve piskopat tiyniyetli olduğu için dengesini tamamen alt üst edebilir öyle bir insanın. Öyle insanlar sadece yerilirse dengede tutulabilir. İltifat çok çok tehlikelidir.
Muhabir: İltifat ederken dikkatli mi olmalıyız biz de?
Adnan Oktar: Tabi tabi. Mesela cahil bir kadına, enaniyetli, gururlu, böyle şeytana uyan bir kadına iltifat son derece tehlikeli olur. Dengeden çıkar o zaman, kontrolden çıkar yani müthiş bir gurura, kibire kapılabilir. Aynı şekilde kadın da bir erkeğe, dengesiz bir erkeğe, gururlu ve enaniyetli bir erkeğe iltifat ederse o da dengesini kaybeder ve kontrolden çıkar ve zalimleşir, tersleşir, aksileşir. Ama güzel ahlaklı kadının ve erkeğin birbirlerine iltifat etmesi şiddetli sevgiye ve muhabbete neden olur. Onu insan aklıyla, ferasetiyle ayırt eder, mümin bunu anlar. İnşaAllah.
Muhabir: Hocam aslında bu konuyu konuşmuştuk fakat izleyicimiz biraz daha öteye gidip bir adım sonrasını sormuş. Hemen soruyu yöneltmek istiyorum Abdülkadir Gönenç beyefendi, İstanbul’dan: “Hz. Mehdi zamanında Yahudilerden de kurtulanlar ve gerçeğe ulaşabilenler olacak mı?” demiş. Bunu zaten konuşmuştuk fakat “Yoksa tüm Museviler Deccal’e kanıp gerçeğe eremeyecek mi?” diye bir soru var.
Adnan Oktar: Hayır hayır. O bir kısım Hıristiyanların çirkin rüyası. 144.000 musevinin dışında hepsinin kitle katliamı ile yok olacağına inanıyorlar . Öyle bir kötü rüyaları var yani ileriye yönelik de böyle bir yatırımları var. Armegedon savaşı ile bütün Musevilerin bu tarzda kitle halinde yok edileceğine inanıyorlar. Mehdi buna müsaade etmeyecektir işte. Musevileri kurtaracaktır, onlara Tevrat’ın gerçeği ile hükmedecektir, Hıristiyanlara İncil’in gerçeği ile hükmedecektir, Müslümanlara da Kuran ahlakı ile hükmedecektir. Onlara sevgisini, şefkatini gösterecektir. Bütün dünyayı bir sevgi atmosferi saracaktır inşaAllah. Musevilerden tabi ki Deccal’e uyanlar olacaktır. Onlar işte ateist Siyonistlerdir ve masonlardır. Fakat masonların da büyük bir bölümü kurtulacaktır inşaAllah.
Muhabir: Müslümanlardan Deccal’e uyanlar olacak mı hocam?
Adnan Oktar: Tabi ki uyar, tabi ki var. Olacak. Her zaman şeytana uyanlar olur yani şeytan eşittir Deccal, Deccal eşittir şeytan. Deccal, şeytanın insan şekline girdiği bir mahluktur. İns ve cins şeytanlar vardır zaten. Bir cin şeytanlar görünmeyen şeytanlar var bir de insan şeytanlar vardır. İnsan şeytanların başıdır Deccal. Ona da işte ateist Siyonistler, masonlar destek olmuş oluyor ama zaman gelecek masonlar da tamamen Müslüman olacak onu da söyleyeyim inşaAllah.
Muhabir: “İyi yayınlar hocam. Hocama bir sorum olacaktı. İnsanlardan öylesi var ki Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla nefsini satın alır, ayetinde bahsedilen nefsi satın almak nasıl olur?”
Adnan Oktar: Nefsini Allah’a satar insan. Nefsinin bütün bencil duygularından, bütün bencil isteklerinden vazgeçer. Allah’a tam teslim olur, tam bir mümin olur. Artık mantığı ile hareket etmez hep vicdanı ile hareket eder. O zaman nefsini işte satmış oluyor. Ama mantığı ile hareket edenler hep rezil rüsva olurlar. Mesela kurt da mantığı ile hareket eder, sürünür hayvan. Bütün ömrü köpekler tarafından kovalanarak, aşağılanarak, aç bilaç gezer kurt. Kendince o çok uyanıktır, tevekkül etmez. Ama mesela kurdun yavrusu Allah’a tevekkül eder, tam tevekkül eder, annesinin sütüyle beslenir. Gayet sıhhatli ve mutludur. Annesi de onu korur yani tam bir koruma altındadır. Allah onu sağlıklı hale getirir ama sonra Allah’a tevekkül etmez o. Hırs içerisindedir, hırsından dolayı da sürünür. Mesela ağaçlar Allah’a tam tevekkül ederler, Allah onlara olduğu yerde hiç kıpırdamadıkları halde mükemmel besler ve büyütür Allah. Ben örnek olarak veriyorum tabi, anlaşılması için. Tabi ki ne hayvanın ne bitkinin insan anlamında bir aklı yoktur. Ama Allah onlarda böyle tecelli ederek tevekkülün önemini insanlara göstertiyor inşaAllah.
Muhabir: Nihayetinde herkes fıtratıyla yaşıyor diyebiliriz. “Selamlar”.
Adnan Oktar: Aleykümselam.
Muhabir: “Dünya’da kıyametin akşam vakitlerinde kopacağı gibi bir söylenti var, demiş hocam izleyicimiz. Ancak dünyanın her yerinde aynı zamanlarda akşam olmuyor. Bunu açıklayabilir misiniz? Saygılar” Merve Duvarcı, İstanbul’dan.
Adnan Oktar: O belki İslam aleminin merkezi açısından söylenmiş olabilir çünkü bir çok olay, bir çok anlatım hep İslam aleminin merkezinde geçecek olay olarak anlatılıyor. Son olarak İstanbul’da kalmıştı biliyorsunuz. Hilafetin merkezi İstanbul’du. Sonra hilafet kaldırılınca İslam aleminin merkezi olma vasfını da kaybetmiş oldu. Ama bütün ahir zaman olayları o merkeze göre anlatılır, anlatılmıştır. Mesela Mehdi’nin çıkışı, Hz. İsa’nın çıkışı, bütün olaylar, bütün vakalar, vukuat-ı ahir zaman denir yani, hep o bölgededir. Muhtemelen İstanbul’da öyle bir vakitte kıyamet kopacak. O kastediliyor inşaAllah.
Muhabir: Hocam, vaktimizin de sonuna geldik. Son bir soru yöneltmek istiyorum müsaadenizle. “Kuran’da altı günde yaratılıştan bahsediliyor. Bu bizim bildiğimiz bir altı gün müdür? Yani düşünüyorum da evren o kadar büyük ki, Allah o kadar çeşitlilik yaratmış ki bunlar nasıl altı günde olur diye düşünüyorum. Bunu açıklayabilir misiniz hocam? Allah’a emanet olun”. Of’tan Hatice Şeker hanımefendi göndermiş soruyu.
Adnan Oktar: Zamanın izafi olduğunu Kuran 1400 sene önce bildirdi. Kimse inanmıyordu, baya bir insan inanmıyordu. Müslümanları tenzih ederim. Sonra Einstein ortaya çıktı, iza fizik ortaya çıktı. Baktılar ki doğruymuş. Orada anlatılan zamanın izafi olduğunu Allah zaten Kuran’da açıklıyor. Sizin katınızda zaman şöyledir, Allah katında zaman bu şekildedir şeklinde çok detaylı, kapsamlı, bol örnek vardır Kuran’da. O altı gün de izafi olan zamanlardan bir zamandır. Altı zaman dilimini belirtiyor o. Yani bizim bildiğimiz gün anlamında değil. Allah katındaki günün bizim bildiğimiz gün gibi olmadığını Kuran açıklıyor zaten.
Muhabir: Hocam çok teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim.
Muhabir: Bu hoş sohbetten dolayı. Allah izin verirse önümüzdeki hafta Salı günü tekrar izleyicilerimizle birlikte olacağız. Çok teşekkürler.
Adnan Oktar: İnşaAllah. İnşaAllah.
Muhabir: Evet sayın seyirciler, işte bir Salı gününün sonuna geldik. Hocamızla sohbetin sonuna geldik. Önümüzdeki Salı günü Allah izin verirse saatlerimiz 18.30’u gösterdiğinde tekrar birlikte olacağız. Önümüzdeki hafta tekrar birlikte oluncaya kadar esen kalınız efendim. 04 Şubat 2009
|