ADNAN OKTAR: İnsanların birbirini sevmesi hürriyeti vardır. Bir insanın beni sevmesi yasak değildir, sevebilir.
HÜLYA AVŞAR: Ama ben sizin niye...
ADNAN OKTAR: Peygamberi de sevebilir, Said Nursi‘yi sever, başka bir alimi sever. Bir başka kimseyi sever. İstediği insanla da dost ve arkadaş olur. Arkadaş grubu oluşturur ve onlarla da görüşür. Masonlara nasıl kimse karışmıyor, nasıl Musevi topluluklarına kimse karışmıyor, Hıristiyan topluluklarına kimse karışmıyor, Müslüman tarikatlara, cemaatlere kimse karışmıyorsa bir insan varsa onun arkadaş çevresi vardır. Onun dostları vardır, sevenleri vardır. Onunla görüşmek istiyorsa görüşürler.
HÜLYA AVŞAR: Ama sonra da evlerine gidip, anneleriyle babalarıyla beraber yaşarlar.
ADNAN OKTAR: Tamam, doğru.
HÜLYA AVŞAR: Bunlar sizinle yaşıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tamam ama annesi ve babası ona demokrat davranıyorsa, sevecen davranıyorsa, eğer saldırmıyorsa, fikirlerine dokunmuyorsa bunun bir anlamı vardır. Eğer saldırıyorsa, kitaplarını yakıyorsa, yırtıyorsa, sokağa çıkmasını yasaklıyorsa, dehşet saçıyorsa, hatta psikopat olan, mafyadan insanlarla evlerinin kapısını kırdırıp, içeri girdirip, saldırtmaya kalkıyorsa burada tabi ki insanlar kendilerini korurlar.
HÜLYA AVŞAR: Ama bu nasıl oluyor? Bu sizin onların beynini yıkamış olduğunuz için ve çocuklarını kaybetmiş oldukları için bir daha çok afedersiniz bu adamın kitapları okunmayacak çünkü sen bizden gittin dedikleri için çocuklarına bunu yapıyorlar. Çocukları sizinle değil de aileleriyle yaşamaya devam ederek inançlarını sürdürüyor olsalar aileler buna da karşı çıkmazlar. Ama ailelerinden kopuyor bu çocuklar, yoklar ortada aylarca yıllarca görmeyen anne babalar var çocuklarını. Bu açıdan size soruyorum. Neden, niçin sizinle yaşıyorlar? Nasıl bir hayat sunuyorsunuz onlara?
ADNAN OKTAR: Benimle yaşıyorlar derken sanki aynı odada yaşıyormuşuz gibi anlatıyorsunuz. Öyle değil kendi arkadaşlarıyla birlikte yaşıyorlar.
HÜLYA AVŞAR: Yani bir yerde mi yaşıyorlar hepsi? Kendi arkadaşlarıyla.
ADNAN OKTAR: Tabi mesela üç arkadaş, dört arkadaş aynı evde yaşayanlar var öyle.
HÜLYA AVŞAR: Hepsi ayrı ayrı evlerde mi yoksa sizin böyle bir çiftliğiniz var da onun içinde mi yaşıyorlar?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. İstanbul’un muhtelif semtlerinde yaşıyorlar ama ben zaman zaman bir kısmıyla görüşürüm. Benim öyle herkesle görüşecek vaktim de yok. Zamanım da yok. Ben mesela size vaktimi de çok itinalı ayırdım. Öyle sabahtan akşama kadar benim etrafım böyle kalabalık bir toplulukla dolu değil. Benim işim gücüm var. Araştırmalarım var, kitaplarım var, CD’ler var, röportajlarım var, kitap okuyorum, gazete okuyorum. Benim öyle bir vaktim yok. Ama insanlar hürriyet isterler. Genç kızlar da öyle, genç delikanlılar da öyle. Baskıdan şiddetten hoşlanmazlar, fikirlerine karışılmasından hoşlanmazlar. Ama fikirlerine saygı varsa, düşüncelerine saygı varsa, bir anne baba baş tacıdır. Allah’a itaat konusunda eğer aileler baskı yapıyorsa Kuran’da hüküm vardır. “Onlara itaat yoktur” diyor Allah. Ama saldırmıyorsa, nezaketini koruyorsa fikirlerine karşı dahi olsa, ben ateist bir aileyi de baştacı yaparım, saygı duyarım, hıristiyan da olsa, inançlarımın tutmaması önemli değil. Sadece saldırmaması çok önemli. Fiziki güç kullanmaması ve hakaret etmemesi.
HÜLYA AVŞAR: Onlar size mi sığınıyorlar?
ADNAN OKTAR: Arkadaşlarına sığınıyorlar. Onların yanına gidiyorlar. Yani saldırıdan kendilerini korumak için. Saldırılmadıktan sonra niçin mahsuru olsun, özgürce evine girip çıkabiliyorsa insan, anne baba çok tatlı varlıklardır. Çok sevecen varlıklardır. Onun için burada psikolojik savaşın bir başarısıdır bu. Psikolojik savaş örgütünün, iddia edilen Ergenekon’un küçük bir grubunun bir başarısıdır bu ve toplumda da hakikaten çok etkili olmuştur ve insanları inandırmışlardır. Basını kullanmışlardır. Baronun gücünü kullanmışlardır. Baron bu işin arkasındadır. Geniş çapta desteklemiştir.
HÜLYA AVŞAR: Ama buna nasıl inanalım, ya da niye inanalım?
ADNAN OKTAR: Baron’a?
HÜLYA AVŞAR: Size yapılan psikolojik baskıya, niçin iddia edilen Ergenekon olduğuna, niçin inanalım?
ADNAN OKTAR: Adamlar kendileri söylüyorlar. Dökümanlarda çıkıyor. Özellikle Bilim Araştırma Vakfı ve Adnan Oktar’ı hedefleyen çalışma yaptık diyorlar. Yani polis tutanaklarında var.
HÜLYA AVŞAR: Ama herkes için yapıyorlar bunu?
ADNAN OKTAR: Herkes için ama burada bir başarı elde etmiş adamlar. Bu görülüyor.
HÜLYA AVŞAR: Şimdi burda bütün mesele ne biliyor musunuz? Sizin kitaplarınızı isteyen alıp okuyor. Siz çünkü zaten yayın yapıyorsunuz. Çocukları sizinle birlikte olduğu için rahatsızlar. Yani o çocuklara nasıl kavuşuyorsunuz? Ben onu merak ediyorum. Şimdi ailesinden mutsuz olan çocuk “aman ben gideyim Adnan Hoca’yla birlikte yaşayayım” mı diyor, sizin gelip kapınızı mı çalıyorlar? Yoksa siz onlara gidip gelin biz size hayat, huzurlu bir hayat mı sunacağız diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır...
HÜLYA AVŞAR: Çünkü çok yakışıklı erkekler var etrafınızda ve birçok kız da o güzel, o yakışıklı çocuklara tav oluyorlar. Sonra da sizin müridiniz oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Yok yok. Böyle birşey yok. Dışarısı binlerce yakışıklı erkekle dolu. Onbinlerce yakışıklı insan var. Yani bu yakışıklılıkla, cinsellikle şunla bunla alakası olan bir konu değil. Ayrıca ben helale, harama çok titiz olan bir insanım. O tip bir olay da yok. Yani o da psikolojik savaşın bir yöntemidir. İşte yaşı küçük kızlarla güya hatta on iki, on üç, on dört yaşında kızlarla ilişkiye giriyorlar. Bilmem ne, nerede bunun delili, kimmiş bu şahıs?
HÜLYA AVŞAR: Yok öyle delil bulamayız ki, çünkü çok kapalı yaşıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ama o zaman herkese bu iddia yapılabilir. Her şahsa yapılabilir. Ben de falancaya deyeyim ki, kardeşim sen derim, on beş yaşında kızlarla, küçük yaşta kızlarla ilişkiye giriyorsun.
HÜLYA AVŞAR: Ama müridi olmayınca onlara yapamazsınız böyle bir ilişki...
ADNAN OKTAR: İspat gerekir. Yani ispat olmayınca bu iftira olur yani insanlara herşey söylenebilir. Ben mesela...
HÜLYA AVŞAR: Müritleri olmayan kişiye hiçbirşey söyleyemezsiniz. Etrafında kız ...
ADNAN OKTAR: Mürit değil arkadaş.
HÜLYA AVŞAR: Arkadaş mı diyorsunuz peki arkadaş. Arkadaşları etrafında olmayan kişilere hiçbirşey söylenemez. Siz sadece kendiniz kitaplarınızı yazıp, insanların düşüncelerini, inançlarını, kendi doğrultunuzda kendinize göre değiştirmeye çalışıyor olsanız bile size birşey denmez. İsteyen alır okur, isteyen okumaz. Ama sizin etrafınızda genç kızlar, genç erkeklerden ailelerini terkederek, etrafınızda buluşuyorlar. Bu yüzden size tepki var. Niçin böyle birşey yapıyorsunuz? Bırakın anneleriyle yaşasınlar?
ADNAN OKTAR: Sevimli, ben sana anlattım. Bana tekrar anlattırıyorsun. Bakın küfürle İslam'ın mücadelesi Hz. Adem'den kıyamete kadar sürecektir, şimdi Mehdi çağındayız, Hz. İsa'nın nüzulu çağındayız, en şiddetli mücadele devridir, Mehdi devri en şiddetli fitnenin olduğu devirdir. Yani en büyük olaylar, en büyük iftiralar, en büyük eylemler bu zamanda olacaktır. Hz. İsa'nın nüzulu öncesinde olacaktır.
Sn. Adnan Oktar'ın 8 Mart 2009 tarihli Destan TV röportajından
ADNAN OKTAR: Mehdi çileyle çıkacak, acılarla çıkacak, Mehdi'nin üstüne çok gelecekler. Küçük bir grubu olacak, küçük bir azınlık arkadaş grubu olacak. Bunlar ailelerinden aynı Ashab-ı Kefh’de olduğu gibi muazzam baskı görecekler. Acı çekecekler, aileleri kabul etmeyecek Mehdi’ye gelmelerini, yaklaşmalarını, Ashab-ı Kehf, Kehf Suresi zaten doğrudan Mehdi'yi anlatan bir suredir Kehf Suresi. Deccal zamanında Kehf Suresini okuyun diyor Peygamber Efendimiz. Mehdi'nin yardımcılarıdır diyor Ashabı Kehf diyor Resulullah (SAV). Yani o sure baştan sona o konuyu anlatır. Zaten 18. suredir. 110 ayetten oluşur. 18 çarpı 110, 1980 tarihini verir. Mehdi'nin çıkış tarihidir. Net tarih, Said Nursi’nin verdiği tarihi çıkartır. Ve ebcetleri de, tam Mehdi'nin tarihlerini verir. O devirde, o devrin ileri gelen aileleri, ileri gelen kapitalistleri, komparadorları kimse artık var güçleriyle Mehdi’ye saldıracaklardır. İftira atacaklardır, hakaret edeceklerdir, hapsedeceklerdir. Mehdi'nin hapsi var, iki kere. Hatta Mehdi bir süre saklanacaktır. Gaybet-ül Kübra, Gaybet-ül Suğra denir. Bir küçük kayboluşu vardır, bir de büyük kayboluşu vardır. Büyük kayboluşunda insanlara hiç görünmeyecek, gizlenecek yani öldürülme riskine karşı, saldırı riskine karşı. Hatta diyor Kehf suresinde de, gençler, eğer aileleri ve çevresi eğer onları yakalarlarsa diyor, ya kendi dinlerine çevirirler, zorla. Yani mesela ahlaksızsa kendi ahlaksızlığına çevirecek. Ne düşüncedeyse ona çevirecek. Veyahut diyor taşa tutarak öldürürler diyor. Ki en feci şekilde öldürmeye azmediyorlar. Mehdi'yi de öyle, yani en feci şekilde öldürmeyi isteyeceklerdir insanlar. Talebelerine karşı da şiddetli baskı olacaktır. Said Nursi diyor ki: “İhlas, samimiyet, sadakat, sadıklar, bütün dış baskılara ailelerin, sokağın insanların baskısına rağmen, sadık olacaklar. Ve tesanüt diyor. Yani tam birbirlerine kenetlenmiş. Tesanüt sahipleri, bu sıfatlara tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir diyor, her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Muazzam bir çileden geçeceklerini söylüyor hadisler Mehdi'nin. Zaten sadakat ve tesanüt de acı ve baskı olmadan olmaz. Hatta o devrin Deccali, deccalleri yani ileride çıkacak Mesih Deccali de tarif ederken aynı üslup anlatılıyor. Mesih Deccalin en titiz olduğu konu aileleri kullanmak. Mesih Deccal aileleri kullanıyor. Diyor ki çocuğu alıyor genci getiriyor. Ben Allah’ım diyor haşa. Sana diyor şimdi ben bir mucize göstereceğim diyor. Ölmüş anneni ve babanı, bakın insanın en değer verdiği şey ailesi oluyor ya insanların. Ölmüş anneni babanı şu an diriltiyorum diyor, kalkın bakalım diyor. Annesi babası bir anda görünür hale geliyorlar hipnoz etkisiyle. Şimdi sor bakayım annene ve babana diyor. Ben haşa Allah mıyım değil miyim diyor. Annesi babası diyor ki, yavrum diyor bu Allah diyorlar. Sen buna iman et diyor. Hadis bu, hadis-i şerif. Buhari, Müslim, Tırmizi, İbn-i Mace, Sünen nesihi, Sünen-i Davud hepsinde vardır Mesih Deccal. Annesi babası haşa bu Allah deyince, çocuk da diyor, annem babam da söylüyor diyor ben artık kanaatim geldi diyor, ayağına kapanıyor. Ama bir kısmı diyor ki, ben senin diyor Deccal olduğuna daha iyi kanaat getirdim diyor. Mehdi'yle karşılaşıyor, Mehdi’ye diyor muazzam işkence eder, muazzam eziyet eder, Mehdi her seferinde der ki diyor, ben senin Deccal olduğunu daha iyi anladım der, diyor.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih geldiğinde diyor ki, ben diyor, anneyle diyor çocuğun arasını ayırmaya geldim diyor. Yani bir geliş nedenim bu benim diyor. Yani, çünkü çocuk Allah’tan yana olunca, haktan yana olunca, ailesi babası karşı çıkacak. Tabi ki bir çatışma olacak. Çocuk Hz. İsa’dan yana oluyor işte o konuda. İnşaAllah. Ama eğer mümin ve muttaki ise tabi ailesiyle beraber.
ADNAN OKTAR: O güzeller güzeli Peygamberimiz. Bütün ömrü güzellikler içinde geçmiştir. Peygamberlikle şereflendiğinde de biliyorsunuz, az bir insan topluluğu ona iman etti çok az ve yıllarca o mübareği zor durumda bıraktılar. Aileler azgınlaştı, çocuklarını göndermek istemediler. Çocuklarla ailelerin arası açıldı tabi Allah’ın emriydi bu zaten, çocuklar ailelerini bırakıp Peygamber efendimizin yanına gittiler o devirde. Çocukları dövmeler, sövmeler o devrin ekabirleri, o devrin müşrik ve azgınları "siz ne biçim çocuksunuz, aile bırakılır mı, ailesinden hiç insan ayrılır mı, öleceğinizi bilseniz yine ailenizden ayrılmamanız gerekir" gibi telkinler yapıyorlardı. Ama iman esas olduğu için, Allah korkusu ve Allah sevgisi esas olduğu için o güzeller güzelinin yanına gittiler, tamamen ailelerinden ayrıldılar, hatta bir kısmı da biliyorsunuz hicret etti Peygamber Efendimizle beraber o gençler. Hz. Ebubekir, Osman, Ali, Allah hepsinden razı olsun, tam yardımcı oldular Peygamber Efendimize, emek emek, emek emek, emek. Hz. Ömer, yiğit Hz. Ömer’in de ortaya çıkması ile biliyorsunuz, etrafa Allah’ın izni ile ilmi anlamda meydan okudular ve o güzel hicretlerinden sonra geri dönüşlerinde, Mekke’de putların kırılmasından sonra, İslam çığ gibi yayılmaya başladı. Ama o dönemde çekilen çileler, zorluklar zaten hepimizin malumu. Bu zorluklarla bir tek Peygamber Efendimiz karşılaşmadı tabi yani bütün peygamberlerde olmuştur, Hz. Meryem de Cenab-ı Allah diyor, ‘ailenle kendi arana bir perde çekti’ diyor, ailesi ile kendi arasına bir perde çekiyor Hz. Meryem, ayrılıyor ailesinden ve kendini Allah’a adıyor. Yani hiçbir aile çocuğunu kendi malı gibi görmeyecek bunu görüyoruz, yani birçok insan bu benim eşyam diyor, malım, yani benim dinim ne ise benim inancım ne ise, masonsa mason olacak, ateistse ateist olacak, PKK’lı ise PKK’lı olacak, müptezelse o da müptezel olacak gibi mantıkları oluyor. Böyle şey olmaz; çocuk ayrı bir insandır, anne baba ayrı bir insandır. Bugün cezaevlerini anne babaların doldurduğunu görüyoruz. İddia edilen Ergenekon içinde tutuklananlar da anne baba, cinayetten tutuklananlar da anne baba, değil mi? Fuhuştan, gayrimeşru kazançtan yakalanan da anne baba. O yüzden müminler fert fert Allah’ın huzuruna gidecekler ve Allah’a kendi hesaplarını kendileri verecekler. Aile olarak biz Allah’ın karşısına çıkmayacağız, yahut topluluk olarak çıkmayacağız.
DESTAN TV: Herkes kendi hesabını kendisi verecek.
ADNAN OKTAR: Onun için herkes müstakildir, tabi ki anne baba sevgisi kutsaldır, değerlidir, anneler babalar bizim baş tacımızdır, ama ahlaksızlık yapmamaları şartı ile, dinimize müdahale etmemeleri şartı ile, gayri meşru yollara sevk etmemeleri şartı ile, yanlış ve pis inançlarını zorla dayatmamaları şartı ile. Mesela iddia edilen Ergenekon kafasını, PKK kafasını zorla dayatmamaları şartı ile. Böyle bir özgürlük ortamında anne baba alnından öpülür, hizmetçi olunur, hatta içkiliyse bile gider, onu meyhaneden alır omzuna kor getirirsin. Dinsiz de olabilir, o ona mahsus ama saygılı olacak.
ADNAN OKTAR: Firavun o zamanın işte iddia edilen Ergenekon Örgütü. İddia edilen Ergenekon'un bir numarası da Firavun oluyor. Ve o devrin gençleri de ailelerinden kopup Allah rızası için Hz. Musa’nın yanına geliyorlar. Firavun da eşinden ayrılıyor. Firavun’un eşi ayrılıyor, o mübarek hanım. Mübarek annemiz, ayrılıp Hz. Musa’nın yanına geliyor ve çölde birlikte oluyorlar. Nuh’un eşi de öyleydi. Bu çok ahlaksızdı, ayrıldı. Nuh ondan ayrıldı. Allah korudu yani, mukaddes anne demedi. Bu aileye dokunulur mu demedi. Aile kusursuz olur demedi ve ayrıldı. Lut'da da bu, bu şekilde oldu. O da Lut da hanımından ayrıldı, eşinden ayrıldı. Demek ki, ahlaksızlık yapan, zulüm yapan insanlar aile içinde de olsa, uzaklaşabilme hürriyetine sahiptir, uzaklaşması gerekir, bu bir ahlak kaidesidir. Kuran bize bunu göstertiyor. Ashab-ı Kehf’te de biz bunu görüyoruz. O devirdeki bir avuç genç, daha önce de anlatmıştım, Allah rızası için ailelerinden ayrılıp bir arada mağaraya çekiliyorlar ve bir arada Allah onları 309 sene uyutuyor. Mehdi zamanında bunlar uyanacaklar, Ashab-ı Kehf yani biz insanlar onları belirli bir heyet, uyku halindeyken bulacak. Geçmişini hatırlamayan gençler olarak bulacağız onları.
ADNAN OKTAR: O kadar büyük bir dert ki ve o kadar yaygın bir konu ki, çok çok yaygın yani bir genç kızın başını örtmesi, mesela namaz kılması mesela bir düşünün bir ateist aileyi düşünün veya bir Marksist aileyi veya bir PKK’lı veya müptezel oluyor insanlar, babası mafya mensubu oluyor, mesela. Veyahut iddia edilen Ergenekon mensubu oluyor. Çocuk namaza başlıyor dini eserler okumaya başlıyor,
DESTAN TV: Evet.
ADNAN OKTAR: Dini eserleri yırtıp yakmalar, namaz kılıyor seccadesini parçalıyorlar, tespih çekiyor tespihini kırıyorlar, bu çok büyük bir zulümdür. Bu konuda itaat olmaz, yani eğer imkanı ve gücü varsa mümin o yerden hicret edecek yani Allah’ı dini birleyen haniflerin yanına gidecek, Müslüman kardeşlerinin yanına gidecek, inananların yanına gidecek, onlarla yaşayacak. Eğer adli bir konuysa da devlete şikayette bulunur, gereken açıklamayı yapar, devletimiz onu korur kollar. Ama Allah’ın huzuruna gidip de Yarabbim bana zorla namaz kıldırmadılar, oruç tutturmadılar, zekat verdirtmediler derse Cenab-ı Allah’ın bir sözü var, diyor ki: Cenab-ı Allah’ın arzı geniş değil miydi, diyor, Allah. Arzım geniş değil miydi? diyor. Niye hicret etmedin diyor Allah, ayet var. O bahaneyi kabul etmiyor Allah. Bakın Allah’ın arzı yani dünya geniş değil miydi, diyor Allah. Git başka bir yere ve giderseniz Allah bolluk ve bereket bulursunuz diyor Allah. Git başka yerde İslamı yaşa. Git başka yerde inançlarını yaşa. Ailenin düzelmesi için de uzaktan ilgi gösterirsin, alaka gösterirsin düzelmesi için. Mektup yazarsın, konuşursun, ikna etmeye çalışırsın ama düzelmezlerse düzelmezler. Ama senin dinine, imanına, mukaddesata saldırıyorlarsa özellikle genç kızların iffetine taarruz varsa, ahlaksızlık yapmaya kalkıyorlarsa, aile içi ensest ilişkiye sürüklemek istiyorlarsa, bir saniye dahi düşünmemesi lazım, hemen savcılığa yahut devletin ilgili kurumlarına şikayette bulunup netice almayı beklemeden hemen güveneceği insanların yanına gitmesi lazım.
DESTAN TV: Hocam şimdi bu çocuk ne yapsın?
ADNAN OKTAR: İşte toplumda yanlış olan bir örf yapılanma var, bunun ortadan kalkması lazım. Anne baba kusur işlemez diyor. Kızına, öz kızına tecavüz etmeye kalkan, onu PKK saflarına sokmaya çalışan, kızını pavyona efendim şuraya buraya.
DESTAN TV: … Bana para getir nereden getirirsen getir.
ADNAN OKTAR: Para getir nereden getirirsen demeye kalkan bir insana çocuk niçin itibar etsin, kabul etsin? Hem bir hukuki düzenleme de yapılması lazım bu konuda hem de milletimizin, hamiyet sahibi insanlarımızın, koruyucu ve kollayıcı her türlü tavrı göstertmesi gerekiyor. Ama önce hukuki bir şey yapılır tabi, bir dilekçeyle yazar savcılığa veyahut mahkemeye neyse. Ben böyle risk altındayım, tehdit altındayım, inançlarım baskı altında, beni koruyun, der ve gider. Ben falanca ailenin yanında da kalıyorum, der, kalacağım der, yazar ve onlar için de güvenlik alır. Benim güvenliğim, can güvenliğimi koruyun, der. Devlet de gereken tedbiri alır inşaAllah. Daha da vahimi PKK'lı aileler çocuklarını zorla…
DESTAN TV: …dağa çıkarıyorlar…
ADNAN OKTAR: … PKK kamplarına dağa gönderiyorlar.
DESTAN TV: Tabii, tabii.
ADNAN OKTAR: Ben senin anan baban değil miyim? diyor. Anam babamsın, diyor. Sen bana karşı mı geliyorsun? Seni evlatlıktan atarım, mahvederim, nüfusumdan silerim. Varisim olamazsın. Mahvederim, hatta öldürürüm seni, diyor. Döverim, söverim diyor. Böyle ana baba baskısıyla dağa çıkan yüzlerce binlerce genç var.
DESTAN TV: Maalesef, maalesef.
ADNAN OKTAR: Binlerce. Hepsine kucak açacak bir tavır göstermemiz gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet Peygamberimiz zamanında sahabi gençlerden ailesinin yanından ayrılıp Peygamberimizin yanına sığınan gençler olmuştu. Aileleri de onları çok şiddetli dövüp, tart etmişlerdi, ölümle tehdit etmişlerdi. Bayanlardan da vardı, beylerden de vardı. Bu aslanlara maşaAllah. Bir kısmı da en sonunda dayanamadılar, Peygamberimizle beraber hicret ettiler. O şerefe nail oldular. O zaman da yine bir aile örfü vardı. Aman aileden ayrılmasın, anası babası. Olur mu öyle şey? Allah'ın Resulü, Allah'ın nuru çağırıyor, yanına çağırıyor. O kendi dininin peşinde, o putlara tapıyor müşrik. Atalarımızın dinini mi bırakıyorsun? diyor. Atalarından kalan. Cenabı Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah'a sığınırım: "Ya ataları birşey bilmeyen cahil insanlar idiyseler, yine mi uyacaklar" diyor mealen. Onun için bu her devirde olmuştur. Hz. İbrahim devrinde de olmuştur, Hz. Musa devrinde de, ahir zamanda da vardır. Mehdilik devrinde de olacaktır. Mehdi'nin yardımcılarında da aynı olaylar olacaktır. Ondan sonraki devirde de olacaktır. Kıyamete yakın devirde de aileler kök söktüreceklerdir. Ahlaksız, üçkağıtçı, deli aileler olacaktır. Çocuklar yine dinlerini gizli yaşayacaklardır. Hatta o kadar gizli yaşayacaklardır ki mesela imanen namaz kılacaklardır. Artık o dereceye gelecek. Ondan sonra da kıyamet kopacak inşaAllah.
Sn. Adnan Oktar'ın 6 Mart 2009 tarihli Başkent TV röportajından
Adnan Oktar: Güzeller güzeli peygamberimiz, Peygamberlik görevini aldıktan sonra biliyorsunuz çok çileli ve zorlu bir ortam oluşmuştur. Yani insanlar ona çok şiddetli baskı yapmışlardır. Etrafındaki olan insanlara işkence yapmışlardır. Hatta burada o konular anlatılır. Mesela örneğin diyor. Ümmü Gülsüm Binti Ukte İmanlı bir Müslüman hanımdı. 7 yıl boyunca ailesinin baskısıyla Mekke müşriklerinin arasında yaşamak zorunda kalmıştı. Ailesi baskı yapıyor. Peygamberin yanına yanaştırmıyorlar. Resullullah (s.a.v)’a biat ettiği andan itibaren diğer Müslümanlar gibi o da çeşitli işkence ve baskılara maruz kalmıştı. Bak Müslüman diye hem ailesi hem çevresi baskı yapıyorlar. Din ahlakını terketmesi için başta babası olmak üzere müşriklerden zulüm ve baskı görmüş. “Niye gidiyorsun Muhammed’in yanına diyorlar. (s.a.v). Sakın onunla görüşme diyorlar. Ancak yapılan tüm zalimliklere rağmen Allah’a ve Resulüne olan sevgi bağlılığından din ahlakından asla taviz vermemiştir. En sonunda Medine’ye hicret ederek peygamberimiz(s.a.v)’in yanında feraha ve huzura kavuşmuştur. Tüm zorluklara rağmen kendisine imanından dolayı baskı uygulayan ailesinden ayrılıp tek başına yaptığı hicret yolculuğu müminlere örnek olmuştur.” Ailesini terkediyor. Peygamber Efendimiz’in yanına gidiyor. Ailesi de muazzam baskı yapıyor. Müşriklerle işbirliği yapıyor o zamanlar kaçırma, baskın, dövme. Hakaret etme eve kitleme.
“Musa İbni Ümeyir (r.a) Mekkenin zengin ailelerinden birine mensup bir gençti. Seçkin bir aileye mensup. O zaman yani maddi yönden. Mushap İbni Umeyir (r.a) Müslüman olduğunu ailesinden ve çevresinden gizliyerek, şu anda da öyledir biliyorsunuz. Gençler mesela müslüman olduğunda mason ailelerden, dinsiz ateist ailelerden kominist ailelerden, PKK’lı ailelerden gizliyorlar.
Başkent TV: Evet
Adnan Oktar: Yahut Sabetaycı ailelerden gizliyorlar. Peygamberimiz (s.a.v)’i gizlice ziyaret etmeyi sürdürmüştür. Bakın gizlice görüşüyor sanki suçmuş gibi. Mesela ahir zamanda da böyle olacaktır. Mehdi devrinde de gençler gizli gizli görüşeceklerdir. Ailelerinin baskısından çekindikleri için. Gizlice namaz kıldığı ailesi tarafından öğrenildiğinde ise kendi akrabaları tarafından yakalanıp hapsedilmiş. Bakın namaz kılıyor ailesi yakalıyor ve hapsediliyorlar. Niye Peygamberle görüşüyorsun? Niye namaz kılıyorsun?. Aynı olaylar şimdi de zamanımızda da oluyor. Ve Habeşistan’a hicret imkanı çıkınca ilk kafileyle birlikte din ahlakını daha rahat bir şekilde yaşabilmek için ailesinden kaçıp. Habeşiştan’a hicret etmiştir diyor.
Mesela yine Hz. Seleme de Allah’a iman ettiği için ailesi tarafından uzunca bir zaman işkence görmüş bir sahabedir. Dövüyorlar, sövüyorlar, hakaret ediyorlar. Niye peygamberle görüşüyorsun? niye Muhammed ile görüşüyorsun? Hz. Salame ile kardeşi Haris iman ederek Peygamberimiz (s.a.v) tabi olsalar da diğer üç kardeşleri Ebu Cehil, Arz ve Halit Allah’ın bildirdiği din ahlakından yüz çevirmiş ve iman eden kardeşlerine düşman olmuşlardır. Aile ve kardeşlerin arası açılıyor. Hz. Salame uzun müddet en yakınları tarafından işkenceye tabi tutulmuştur. Mümin olduğu için. Kardeşleri Hz. Salamenin din ahlakından vazgeçmesi için her türlü yola başvurdukları için Hz. Salame sonunda can güvenliğini sağlamak ve İslam ahlakını engellemeden yaşayabilmek için Habeşistan’a hicret etmiştir. Ailesinden ayrılıyor tek başına. Çünkü fikir özgürlüğü yok. Şimdi de gençler de böyle. Fikir özgürlüğü yok. Yani Müslümansa niye falancayla görüşüyorsun. İşte bizim gibi olacaksın. Bizim gibi düşüneceksin sakın.
Adnan Oktar: Aynı şekilde bu Hıristiyanlıkta da var. Hz. İsa’nın İncil de de bunu görüyoruz. Siz çünkü dediniz bende aynı anda çünkü kelimesiyle karşılaştım o anda. Çünkü diyor Hz. İsa aleyhisselam “ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim” diyor. Ben aralarına ayrılık sokacam diyor. Çünkü Hz. İsa’dan yana olunca aile düşman olacak ona. İbadet ettirmeyecekler onunla görüştürmeyecekler, ona baskı şiddet uygulayacaklar. Nitekim Hz.İsa zamanında olmuştur bu. Niye görüşüyorsun Hz. İsa’yla? Niye ibadet ediyorsun? Niye namaz kılıyorsun? diye. O zamanın Yahudileri müthiş bir mücadele vermişlerdir. İnsanın düşmanları kendi ev halkı olacaktır. O devirde. kendi ailesi baskı yapacak. Kendi ailesi şiddet kullanacak diyor Müslümanlara. Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven yani şu asrımızda Kuran’ı, Allah’ı, Resulullah’ı çok seven bana layık değildir diyor Hz. İsa. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Yani Allah sevgisi, Allah Resulün’ün sevgisi, Allah yolunda mücadele hepsinin üzerindedir diyor. Matta 10. bölüm 34-38. kısımdaki ayet evet izahlar. 15 Mart 2009
|