SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Samsun AKS ve EkinTürk kanallarında ortaklaşa yayınlanan “Adnan Oktar’la Başbaşa” programıyla karşınızdayız. Evet değerli konuklarım, en başta Sayın Adnan Oktar, Sayın Doktor Oktar Babuna ve Sayın Cihat Gündoğdu, efendim hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, şükürler olsun.
SUNUCU: Ayrıca ufak da bir hatırlatma da yapmak istiyorum. Marmara ve Ege bölgelerimize yayın yapan 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz radyosundan da izleyicilerimiz dilerlerse bizi dinleyebilirler de.
ADNAN OKTAR: Her zaman.
SUNUCU: Her zaman evet, her programımızı.
ADNAN OKTAR: Her programımızı evet. Evet Oktar bey, neyle konuşmaya başlıyorsunuz, inşaAllah?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Bugün evrimciler bir laf ortaya atmışlar yine. Sizin şeyinizden çok zor durumda kalmışlar.
ADNAN OKTAR: Nerede çıktı bu haber?
OKTAR BABUNA: Birçok gazetede çıktı. Radikal’de çıktı, başka gazetelerde çıktı. İnternet sitelerinde de çıktı. Science dergisinde de yazmışlar, sitesinde. Yine kayıp halka diye böyle bayağı ipe sapa gelmez iddialarla.
ADNAN OKTAR: Halkalar havalarda uçuşuyor yani. Uçan sürüngen, gazetede geçen ifadeler. Hürriyet’de de çıkmış. Değil mi? Hürriyet’in internet sayfasında. Yeni bir kanıt bulduklarına dair bir şey mi, bir iddia mı?
OKTAR BABUNA: Bayağı bir saçmalamışlar bu sefer.
ADNAN OKTAR: Radikal’de, Hürriyet’de var.
OKTAR BABUNA: Birçok internet sitesinde de var, Aktifhaber’de, İnternethaber’de.
ADNAN OKTAR: Aydın Doğan’ı bu konuda buradan uyaralım. Oradaki haberler doğru değil. Gazetesinde bu tip haberlere yer vermesi Türk halkının doğru bilgi almasını engelliyor. Tabii mesela ne diyorlar? “Paleontologlar bu yaratığın doğal seleksiyonun bir özelliği değil tümden bütün özellikleri çabucak değiştirdiği modüler evrim denilen evrim tipine kanıt olabileceğini belirttiler. Tümden bütün özellikleri çabucak değiştirdiği modüler evrim denilen evrim tipine kanıt olabileceğini belirttiler.” İyi sıhhatte olsunlar. Şimdi çamura yatma şeklinde artık. Yani şöyle demek istiyorlar benim anladığım hazretler; şimdi evrimi açıklayamayınca, mutasyonla açıklayamayınca... Şimdi mesela bir kedi diyelim, ilk aşamasını bir sincap olarak alıyor, kediye aniden dönüştüğünü söylüyorlar. Yani bir mutasyon fırtınası oluyor, hayvanın bütün özelliklerini böyle yağdırıyor ama simetrik olarak. Sağ gözünü de büyütüyor, sol gözünü de büyütüyor. Sağ kulağını da büyütüyor, sol kulağını da büyütüyor. Hücre sistemlerindeki gelişmeler çığ gibi oluyor, hızla oluyor. Değil mi? Pençeler kollar bir anda gelişiyor, iki tarafta da mutasyon oluyor. İki ayakta birden de mutasyon oluyor. İç organlarda birden mutasyon oluyor. Kaburgalarda mutasyonlar oluyor. Ama simetrik, düzgün ve hiçbir hata olmadan. Yani düşünün, düzgün bir sanat eseri olduğunu düşünün ama şekerden yapılmış, mesela şekerden yapılmış böyle bir şey, hani tatlıcılarda falan oluyor. Bunun üzerine yağmur yağdığını düşünün, mutasyon yağmur yağması. Bunun sonucunda muazzam mükemmel bir şekil almaya başlıyor. Yağmur taneleri o kadar mükemmel yerlere geliyor ki yani bozacak yeri bozmuyor ama düzenlenmesi gereken yeri de müthiş düzenleyip ve simetrik olarak düzeltip devam ediyor.
SUNUCU: Tabii bir de başka bir şeye çeviriyor.
ADNAN OKTAR: Ve başka bir şeye çeviriyor. Bunun adına halk diliyle “çamura yatma” derler yani. İyi sıhhatte olsunlar yani Allah akıllarını fikirlerini muhafaza etsin. Yani köşeye sıkışmış olmanın, yenilmiş olmanın verdiği panikle şu an boylu boyunca çamura yatmış vaziyetteler ve orada olay çıkarıyorlar anladığım kadarıyla. Yenilmenin diğer adı işte bu. Bak mutasyonu da reddetmiş oldular. Eskiden yine çarpık çurpuk oluyordu, şey oluyordu işte zayıflar kalıyordu bilmem ne yapıyordu bu sefer ondan da vazgeçmişler mutasyon bir mimar gibi çok mükemmel on binlerce, yüz binlerce çalışma yapıyor ve hepsi isabetli oluyor, tamamı.
SUNUCU: Ve bunu bir anda yapıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani yüz bin atış, yüz bini de onikiden ve çok düzgün ve hepsi mükemmelleştirmeye yönelik. Kafatası hacmini genişletiyor, kulaklarını genişletiyor, beyninin yapısını mükemmel hale getiriyor, toptan bir anda oluyor. “Modüler evrim” koymuşlar adını.
SUNUCU: İsmi de olmuş.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Modüler evrim.
ADNAN OKTAR: Bir süre sonra daha kim bilir ne isimler koyacaklar?
OKTAR BABUNA: Hocam, siz rezil rüsva ettiniz, bayağı sıkıştılar, artık iyice o darlıkla daha da saçmalamaya başladılar.
SUNUCU: Peki buna kanıt olarak neyi gösterebilirler ki hani böyle bir şeyi iddia ediyorsun. İnsanlar kanıt da isterler. Yani böyle bir şeyi iddia ederken kanıtını da gösterebilmelisin ki, o şey elle tutulur inandırıcı bir şey haline gelebilsin.
ADNAN OKTAR: Şimdi artık iyi sıhhatte olsunlar modundalar artık. Yani şimdi yakında uzayla da bağlantıya geçtiklerini söyleyecekler benim kanaatim. Yani bu kadar zavallı çırpınışlara, şu perişanlığa bir son vermeleri lazım artık yani. Okurken ben utanıyorum yani onların adına ben utanıyorum. Şu duruma bak. Düşünün, mesela şu kitabın iki sayfasında eşit yazı olduğunu düşünün, aynı sayfadan iki fotokopi parçası olduğunu düşünün. Buradaki harf, buradaki harften mutasyonla tesadüfen meydana geliyor, bir anda. Buralar da tesadüfen oluyor, yani on binlerce tesadüf, yüz binlerce tesadüf oluyor. Fakat jilet gibi gayet düzgün, keskin meydana getiriyor ve hata da yok. Mutasyon bozucu, %99 bozucu, %1 de durumu muhafaza edici oluyor. Yani %99 bozucu. Kardeşim siz nereden çıkarıyorsunuz? Bu sefer %1000 düzeltici, %0 bozucu, buna çevirdiler olayı. Yani bunun başka açıklaması yok işte, tek açıklayacağımız bu. Artık yani şımarma ile çamura yatma arasında bir şeye girmişler.
SUNUCU: Artık sanıyorum bu zamana kadar evrime dair, kalıcı, somut bir delil gösterememenin sonucudur herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet. Yakında inşaAllah başka şeyler de olmaz inşaAllah. Evet. Başka ne haberler var, senin kulağına bayağı bir haber geliyor benim bildiğim kadarıyla?
OKTAR BABUNA: Televizyonda Cübbeli Ahmet Hoca konuşuyormuş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz Cübbeli’ye anlatıyoruz anlatıyoruz ama pek ya haber gitmiyor ona, daha hala 70 yıl sonra kıyamet kopacak diyor. Allahualem o şu taktiği uyguluyor. Hani diyor ya “kocakarı imanı” diye bir iddiası vardı onun, yani okumayacaksın, araştırmayacaksın, düşünmeyeceksin; o mantıkla yaklaşıyor. Çünkü benim dediğimi duymaması mümkün değil. 70 yıl kadar İslam’ın bir hakimiyeti var. Yani önümüzdeki yıl, zaten şu anda başladı hakimiyet, Hicri 1506’ya kadar. 1506’dan 1545 yılına kadar insanlar yaşamaya devam edecekler. 1545 yılında inşaAllah kıyamet bekleniyor. Hala “Suyuti Hicri 1500 konusunu öyle kendinden söylemiştir” diyor. Yahu kardeşim sekiz tane hadis var, etme. Bir de “bu hadislerle hesap çıkmaz” diyor ayrıca. Onu da açıkladık. “Dünyanın ömrü” bak artık bütün dinleyicilerimiz ezberledi, “7000 yıl”. Peygamberimiz ne diyor? “Bunun 5600 yılı geçmiştir”. 7000’den 5600 çıkınca ne oluyor. 1400 kalıyor. O zaman Hicri 1400’de denilen tarih dolmuş oluyor. Küsüratından dolayı Hicri 1500’e kadar devam edecek, inşaAllah. Yani 1400 deyince tabii küsüratı olmuş oluyor, 1500. 1500’den sonra da kıyamet bekleniyor artık. Yani sekiz tane hadis var burada, çok açık.
SUNUCU: Daha önceki açıklamalarında “hadis de yok” demişti, değil mi? Yani hadislerin de varlığını kabul etmemişti.
ADNAN OKTAR: Hiç yok diyordu, tabii tabii.
SUNUCU: Fakat Arapça haliyle yayında okumuştu.
ADNAN OKTAR: Ezberden söylüyor sonra. Benim anladığım bu başını kuma sokmuş, yani anlamazlıktan geliyor. Ama etrafındaki insanlar bayağı akıllı insanlar. Yani hem bizim internet sitelerimizi de ziyaret ediyorlar, kitap da okuyorlar, araştırıyorlar da. Herhalde ona gidip soruyorlar, “böyle diyor, ne diyorsun?” gibisinden. O da yine aynı, sürekli aynı şeyleri tekrar ediyor. Yani benim kanaatim panikten çok zora girmiş gibi görünüyor. Yoksa onun bu kadar anlamayacağı gibi bir şey değil bu. Yani sürekli aynı şeyleri mükerrer tekrar ediyor.
SUNUCU: Peki nedir yani bunun altında yatan sebep? Niye bu kadar açık bir hesabı ısrarla inkar etmesinin nedeni ne olabilir ki?
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim bu herhalde çocukluğundan itibaren öyle bir Mehdi’lik isteği oldu bunun ruhunda anladığım kadarıyla. Böyle çocuksu bir hayal alemine girmiş olabilir yani bir gün olağanüstü güçlere kavuşacağını, işte o şeyin önüne gelecek, Roma’ya gelecek böyle Adriyatik Denizi’nin suyu kuruyacak. Öyle hayaller kurmuş olabilir çocuksu. Sonra da baktı hastalıklar dertler, yaşlandı, ani çöktü. Böyle bir şeyin olmayacağına teknik olarak kanaati geldi herhalde, anladığım kadarıyla. Bir o ihtimal aklıma geliyor. Bir de belki Mahmut Hocamız, ben de severim Mahmut Hoca’yı, onun konumunu sarsar diye mi düşünüyor acaba? Yani Mehdi zuhur ederse, o daha biraz daha altta kalır gibi mi düşündü. Ama bu masumane düşünceler. Ama asıl olan kendi açıklamaları tabii, onun çok net açıklaması var. “Beni” diyor “bazı aileler ziyaret ettiler” diyor. Zaten sürekli şu anki konuşmasında da etrafımdaki insanların dağılması ve arkadaşlarımın zenginliği, sürekli o konunun üzerinde duruyor. Yani dağılması gerektiğinin... Yani İslam hâkim olmayacak bu yüzyılda, üstünde durduğu konu bu, Mehdi diye de bir şey yoktur, bu kişilerin de dağılması gerekir. Özetle anlatmak istediği bu. Kardeşim Mehdi’nin gelmeyeceğine inanıyorsan bile bu yüzyılda, tamam öyle düşün, İslam’ın dünyaya hakimiyeti farzdır. İslam’ın dünyaya hakimiyeti için çalışalım, gayret edelim, herkes bunun için geceli gündüzlü uğraşsın. Müslümanlar perişan durumda dünya Müslümanları eziliyor desene.
SUNUCU: Ama onu dediği zaman Mehdi’nin gelişini de kabul etmek zorunda kalacak değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, İslam dünyaya hakim olursa bunun başında bir lider olacak, bunun da Mehdi olacağı belli. O yüzden onu da ağzına alamıyor. Camiden eve evden camiye geleyim gideyim gibi bir mantık geliştirmiş. Ama bizim için mühim olan, etrafındaki insanlar bayağı zeki, akıllı insanlar, kültürlü bilgili insanlar, araştırıyorlar. Çünkü bizim internet sitesine yapılan ziyaretlerden anlıyorum. Cübbeli’ye yönelik olan bu internet sitesinin girişleri günlük kimisi mesela 4000, kimi 2500, kimi 3000 küsur; yani sırf dünkü yani günlük çok yüksek evet çok yüksek girişler var. Muhtemelen Hocamızın talebelerinden de girenler var, diğer şeylerden girenler var. Dolayısıyla herkes gerçekleri zaten okuyup öğreniyorlar. Yani bunun kendi kendini kandırması pek birşeyi değiştirmiyor. Mühim olan genelin, topluluğun kanaatidir, insanların genel kanaatidir.
SUNUCU: Hemen bu arada Cübbeli Hoca’ya cevap niteliği taşıyan internet sitelerinin adresini de verebilirsek…
SUNUCU: B harfiyle yalnız sayın seyirciler. Bursa’nın ‘B’siyle ‘P’ ile değil ve ‘U’ ile; ‘cubbeli’.
SUNUCU: com ve org değil mi?
SUNUCU: Bu adreslerden de girip kafanızdaki sorulara cevap bulabilirsiniz, neyin ne olduğunu açık bir şekilde inceleyebilirsiniz de. Evet efendim.
ADNAN OKTAR: Şimdi kıyametin de bu sefer belli olmayacağından bahsetmeye başladı. Hâlbuki geçen sefer dedi ki Mehdi çıktı mı zaten kıyametin vakti artık bellidir diyor, kendi konuşması var. Yani ondan sonra hesap çok kolay diyor, kendi açıklaması var. Peki, Peygamber o zaman niye kıyamet alametlerini bildiriyor, hiçbir anlamı yoksa kıyamet alametlerini vermiyorsa, niye 120 yıl diye kendisi yanlış bir konuyu yanlış aktardı. Hani diyor ya Mehdi’nin zuhurundan sonra işte birşeyler söylüyor çeşitli açıklamalar yapıyor ve çeşitli rakamlar veriyor, 120 yıl şu bu başka türlü izahlar yapıyor. Demek ki vakti belli; yani sen kendin söylüyorsun Cübbeli’nin açıklaması var. Mehdi zuhur ettikten sonra diyor zaten seri olarak olaylar gelişecek ve biliniyor diyor. Ondan sonra kıyametin vaktini bilmek de mümkün artık ondan sonra diyor; kendi konuşması var. Bu sefer de belli olmaz diyor.
SUNUCU: Bakın mesela önümdeki sorulardan birinden tesadüf bir izleyicimizin konuya ilişkin sorusu var. Demişler ki; “Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde “Kıyamet elbette kopacaktır, o kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır” demiş. Ve bazı kişilerse 120 sene kıyamet ortamında yaşanacağını ifade ediyorlar. Bu görüş Peygamber Efendimiz (sav)’in görüşlerinden tamamen zıt bir fikir değil mi?” demiş. Açık bir şekil hadis var.
ADNAN OKTAR: Bakın o kadar çelişik ki ifadeler; güneş batıdan doğduktan sonra diyor 120 yıl. Peki sen orada hesap söylemiyor musun? 120 yıl sonra kıyamet kopacak diyorsun, net konuşuyorsun değil mi? Hani belli değildi kıyamet vakti? Yani Allahualem sıkışmış benim kanaatim, ne dediğinden de haberi yok yani şu an. Yani çok net ifadeleri var. Mehdi’den sonra hesap çok açık bellidir diyor ve arkasından da güneş batıdan doğduktan sonra 120 yıl diyor. Hatta kendi hesapları da var Mehdi’nin çıkışı ile ilgili de daha öncede bir hesaplar yapmıştı, söylemişti yani. 300 yıl sonrasına falan almıştı, sonra geri geldi Hicri 1500’e kadar getirdi. Yani benim kanaatim bir panikle ne yaptığından habersiz bazı açıklamalar yapıyor. Çünkü bu kadar oynak ifadeler normal değil. Önce 7000 yıl ile ilgili hadis yok dedi, sonra var dedi. Var ama bundan hesap çıkmaz dedi. Şimdi hiç yok diyor yeniden. Mühim değil yani onun ne demiş olduğu önemli değil fakat insanların doğruyu öğrenmesi açısından www.cubbeliahmethocayacevap.org, evet oraya bakabilirler.
SUNUCU: Bu arada sadece hem gelmeyecek diye iddia edip, hem de bahçelerden altın sütunlar çıkacak, işte gökten melekler gelecek falan çok hakikaten birbiriyle çelişen ifadeler.
ADNAN OKTAR: Hangi siteler vardı başka bir bak bakayım Cübbeli Ahmet ile ilgili?
ADNAN OKTAR: com var evet com.
SUNUCU: Evet izleyicilerimiz bu sitelere girip detaylı olarak bakabilirler.
ADNAN OKTAR: Ama kafaları karışmasın, en güzeli en açığı www.cubbeliahmethoca.org En kolayı budur evet. En çok ziyaret edilen de bu site zaten.
SUNUCU: Evet ne yapalım sorularımıza devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Konuşalım. Şimdi… İddia edilen Ergenekon örgütünün iddianamesinde ilginç izahlar var. O dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek için bir şahıs diyor ki; “şimdiki Adalet Bakanı aslan gibi adam yemin ediyorum” diyor. Yani onu öven bir konuşma yapıyor, seveni çok demek ki Allah sevenlerini arttırsın. Bakın, iddia edilen Ergenekon iddianamesinde klasör 442 sayfa 206’da “şimdiki Adalet Bakanı aslan gibi adam yemin ediyorum” diyor o dönemin adalet bakanı Cemil Çiçek Beyefendi için. Bu kadar seveni olması da çok değişik yani, hoş bir şey herkesin seviyor olması yani. Bizler de seviyoruz, seveni çok yani. “16.08.2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelen ihbar mektubunda, Ergenekon iddianamesinde, o tarihlerde tutuklanan Ergün Poyraz ve İsmail Yıldız isimli şahıslardan bahsedilmekte ve Emin Şirin’in de bu yapılanma içerisinde bulunduğu, Emin Şirin’in meclise verdiği tüm soru önergelerini…” Ki bizimle ilgili de çok soru önergesi verdi, Emin Şirin’in verdiği soru önergesi üzerine bize bu dava açıldı. Bu dava onun üstüne açıldı. “Tüm soru önergelerinin örgüt üzerinden kendisine ulaştırıldığı; iddia edilen Ergenekon örgütü tarafından ulaştırıldığı ve bu soru önergelerinin örgütçe temin edilen gizli bilgiler doğrultusunda hazırlandığı” şeklinde 2. Ergenekon iddianamesinde bir yazı var. Tabii dava sonuçlanmadığı için bu kesinlikle böyledir demiyoruz, diyemiyoruz. Ama böyle bir yazı da var, böyle bir açıklama da var. Bunun tahkik edilmesi, araştırılması lazım. İncelenmesi gerekiyor. Tabii şaşırtıcı.
SUNUCU: Peki, sonuçlandıktan sonra durum tabi ki o zaman burada bir kasıt olmuş olacak. Buna göre bir şey yapacak mısınız peki?
ADNAN OKTAR: O zaman tabi ki olayın durumu, seyri tamamen değişir. O zaman değişir. O zaman dava açma hakkımız kesinleşir. Ama şu an bu tabi iddia düzeyinde. Mesela gene “Şüpheli Adil Serdar Saçan’ın” iddia edilen Ergenekon örgütü iddianamesinde bunlar. “Şüpheli Adil Serdar Saçan’ın, yani bize operasyon yapan emniyet müdürünün, hem emniyet müdürü olduğu dönemde hem de meslekten atıldığı dönemde görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri şüpheli Tuncay Özkan’a verdiği…” Bizim hakikaten o dönemde emniyette verdiğimiz ifadeler anı anına Tuncay Özkan’ın eline geçiyordu. Ve onun Kanal D’ydi değil mi o zaman?
OKTAR BABUNA: Kanal D’ydi evet.
ADNAN OKTAR: Kanal D’de yayınlanıyordu, günlük. Hatta bizim orada sorgulama görüntülerimiz, şu bu hepsini yayınladı. Tamamını yayınlıyordu, anında eline geçiyordu. Bakın iddia edilen Ergenekon örgütünün iddianamesinde bu; “Şüpheli Adil Serdar Saçan’ın hem emniyet müdürü olduğu dönemde hem de meslekten atıldığı dönemde görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri şüpheli Tuncay Özkan’a verdiği…” yani iddia edilen Ergenekon örgütü sanığı olarak Tuncay Özkan da yargılanıyor biliyorsunuz. Tuncay Özkan’ın da bu bilgileri televizyon kanallarında yayınlanmak suretiyle Ergenekon terör örgütünün amaçlarına yönelik faaliyetlerde bulunduğu…” şeklinde iddianamede devam ediyor. Bu da yargılama sonucunda netleşecek, anlaşılacak ama bu ifadeler artık ne olduğu yargılama sonucunda belli olmadan da bizim gördüğümüz durum var. Hakikaten o dönemde anında yayınlanıyordu.
SUNUCU: Tabii siz birebir yaşadınız o dönemi, daha içinde olarak, daha net bir şekilde ifade edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ama bu konu tabii yargılama sonucunda netleşmiş olacak, açığa çıkacak o ayrı mesele. Mesela bizim bu son bize açılan dava, bu çocukların gizli tanıklıklarıyla açılan davayı biliyorsunuz Serdal Akça, polis Serdal Akça değil mi o hazırladı fezlekeyi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet, bu kişi aynı zamanda 2000 yıl hapis cezası iddiasıyla arkadaşlarıyla beraber Adil Serdar Saçan’la birlikte bize işkence yaptığı için yargılanıyor. Ama bu kişiye de aynı zamanda bizim hakkımızda fezleke yazması için de görev verdiler ve bizim hakkımızda fezleke yazdı daha yeni. Ve onun hazırladığı fezlekeyle de hakkımızda dava açıldı. Serdal Akça’nın hazırladığı fezlekeyle. 30 Haziran 2007’de İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Serdal Akça’ya 1 yıl hapis cezası verilmiş daha önce de işkenceden. İşkence suçundan ceza almış. Mahkeme hapis cezasının para cezasına çevrilmesine ya da ertelenmesine yer olmadığına hükmetti. Yani ertelenmesini de kabul etmemiş, para cezasına çevrilmesini de kabul etmemiş. 1 yıl hapis cezası vermiş mahkeme. 7. Ağır Ceza Mahkemesinde, işkenceden dolayı…
SUNUCU: Peki siz böyle bir şeye itirazda bulundunuz mu? Yasal mı? Çok fazla detayını bilmiyorum ama… Bu konumdaki bir kişinin, hem size işkence yapmaktan hakkında dava açılan bir kişinin hem de sizinle ilgili fezleke hazırlaması hem çok ilginç hem ne kadar yasal tabii detaylarını bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Biz tabii bunu bütün Türkiye’ye yayın yapan bir kanalda anlatıyoruz, hükümete bunu bildirmiş oluyoruz, Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan Beyefendi’ye, Sayın Adalet Bakanımıza bildirmiş oluyoruz. Eğer kanunlar bunu gerektiriyorsa tamam biz bir şey demeyiz. Ama bu kanuna uygun değilse gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor ama bize tabii biraz acayip geliyor bu, yani bize şaşırtıcı geliyor. Ama normalse tamam bir sözümüz yok. Serdal Akça seni tehdit ettiği için aleyhinde dava mı açıldı?
OKTAR BABUNA: Dava açıldı.
ADNAN OKTAR: Şu an davası sürüyor?
OKTAR BABUNA: Evet sürüyor.
ADNAN OKTAR: Seni tehdit etmişti öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet tehdit etti beni, kız kardeşlerim mahkemede aleyhinde şahitlik yaptığı için; biri müşteki biri tanık olarak bulunmuştu.
ADNAN OKTAR: Evet, bir de bizim mahkememizde çok ilginç bir şey var yani bütün herkes buna çok şaşırdı. Çok çok şaşırtıcı bir olay var. Hukuk profesörlerine, eski emekli savcılara, eski Yargıtay üyelerine söylüyoruz şok oluyorlar. Şöyle bir şey bu, siz de hayret edeceksiniz; bizim davamız 2005 yılında zamanaşımından ortadan kalktığında Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın temyiz başvurusu üzerine Yargıtaya gitti bizim davamız. Bu 1999’da yapılan operasyonla olan, yani şu an Yargıtay’a giden dava,
OKTAR BABUNA: Evet, zamanaşımı geldikten sonra gitti.
ADNAN OKTAR: Şu an Ekim’de karar verilecek diyorlar ya gazetelerde çıktı. Bakın şimdi; ancak bu iki kişi “TCK’nın 192. Maddesi tehdit ve şantaj kapsamında” temyiz hakları bulunuyordu bu kişilerin, temyiz hakları. Yargıtay, “TCK 192 kapsamında tüm yargılananların lehine olarak kararı onadı.” Yani biz bu kişilerden 192. Madde’den beraat ettik. Fatih Altaylı’dan da Ebru Şimşek’in iddialarından da… Yani her iki şahsın da iddiaları cihetinde, bize yaptıkları suçlamalar cihetinden beraat ettik. Dolayısıyla Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın temyiz başvurularını Yargıtay reddetti. Evet, bu aşamada, şimdi başka da bu konuda temyiz başvurusunda bulunan kimse yok. Bu durumda ne olur? Dava düşer değil mi, evet. Bu durumda davanın neticelenmesi gerekiyordu, çünkü TCK 313 kapsamında bir temyiz başvurusu yok, yapmamışlar, düşmesi gerekiyor. Bakın Cumhuriyet Savcısı’ndan bile temyiz başvurusu yok, yani kimsenin temyiz başvurusu yok. Yani bu karara itiraz eden hiçkimse yok. Buna rağmen Yargıtay sanki bir temyiz başvurusu varmış gibi davayı incelemeye devam ederek zaman aşımı kararının bozulmasına karar verdi. Yani hiç olmayan birşey oldu, yani temyiz için başvuran kimse yok. Temyiz için başvuran bu kişilerin zaten temyiz talebini reddetti mahkeme, reddetti yani bunların iddiasını. Bunların temyizi düştü, temyiz eden de hiç kimse yok. Buna rağmen bozdular kararı.
SUNUCU: Peki neye göre bozulduğuna dair size herhangi resmi bir açıklama yapıldı mı?
ADNAN OKTAR: Yok yok, bu çünkü çok harika bir durum bu. Çok şaşırtıcı yani her duyan şok oluyor buna. Yani çok acaip bir durum olmuş. “Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 200465K20069 özel dairece davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı olmayan yakınıcıların yani şikayetçilerin, temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulması yasaya aykırı olduğundan bozma kararının kaldırılmasına”, yani burda da hiç talep eden yok. Bakın burda temyiz hakkı olmayan yakınıcıların yani şikayetçilerin temyiz isteminin kabulü ile hüküm bozulduğu için Yargıtay bozma kararının kaldırılmasını söylüyor, yani kararı bozuyor. Burada kişilerin zaten böyle bir talebi bile yok. Hiç yok yani. Yargıtay doğrudan yani hiç kimse birşey dememişken kararı bozdu. Yani kararın bozulması kararını verdi. Bu hiç rastlanmamış birşey bu. Bakın yani her gören şaşırıyor. Hiç talep eden yok, kimse yok. Halbuki mutlaka bir talep eden olması lazım, Yargıtay’ın bakması için.
SUNUCU: Tabi dava görülmüş, Yargıtay kararı çıkmış, temyiz yok, tekrar üstelik 5 yıllık o zamanaşımı süresi geçmiş, o arada çünkü kimse birşey talep etmediği için.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben burdan Başbakanımıza da sesleniyorum, Sayın Adalet Bakanımıza da sesleniyorum, yani Yargıtay üyelerimizin zaten bilgisi dahilinde bu. Bu olağanüstü bir durum yani çok şaşırtıcı birşey bu. Bunun çok iyi takip edilmesi gerekiyor, çok şaşırtıcı birşey var. Yani tek bir kişi temyizi için yani bu davanın temyizi için başvurmamış. Hiç kimse başvurmadığı halde Yargıtay kendi kendine kararı bozmuş. Tabi takdir onların, yani illa böyle olması gerekiyorsa tabi ki, biz Amenna kabul ederiz ama yani kanunda böyle bir olay yok. Yani hukukta hiç böyle bir olay yok. Ama hani biz böyle uygun gördük diyorlarsa ellerinden öperiz, birşey diyemeyiz yani.
SUNUCU: Ve size resmi olarak yani şu yüzden tekrar bu karar bozuldu, tekrar hani görülecek...
ADNAN OKTAR: Yok daha böyle bir açıklama yok. Yani çok harika, her yönden çok harika. Özellikle bu çok şaşırtıcı yani, çok çok şaşırtıcı. Yani rastlanan bir olay yok böyle.
SUNUCU: Peki neler oluyor sizce, hani daha önceki mesela davanın bozulmasına ilişkin burada birçok madde de okuduk ve siz bunların altmışa yakın bozma gerekçesi olduğunu burada ifade ettiniz. Ayrıca son savunmanızın alınmadığını, hangi maddeden yargılandığınızı son anda öğrendiğinizi, yani avukatların istifa etmesinden sonra yeni avukatlar geldikten sonra bir süre tanınmadığını, davanın baştan görülmediğini bunların hepsini yayında ifade ettiniz. Üzerine bir de bu eklendi. Hakikaten çok değişik.
ADNAN OKTAR: Şimdi yani baştan sona hayret verici ama tabi ki takdir yine yüce mahkemenin ama ben böyle birşeyi ilk defa duyuyorum. Bunu bir avukat farketti, söyledi. Her duyan şok oluyor.
SUNUCU: Peki hukukçuların buna yorumu nedir? Tabi ki çok şaşırmışlardır ama...
ADNAN OKTAR: Yani bu böyle olunca zaten yani normal olarak net olarak geçersiz oluyor. Yani bozma geçersiz olmuş oluyor. Yani o şeyden sonraki bütün kararlar geçersiz olmuş oluyor. Ama tabi takdir yine yüce mahkemenin çünkü yine yani mesela ben bir dilekçe vermeden kendi kendine bir daire işlem yapıyorsa bu nedir? Yani hiçbirşey yokken değil mi, ama bize göre olur diyorlarsa tamam o olur, biz birşey demiyoruz. O dedikleriniz doğru mesela, bizim avukatımız olmadan karar verildi. Halbuki avukat bulunması gerekiyor, kanuna göre. Yani devletin bize avukat tayin etmesi gerekiyor. Ek savunma hakkı verilmesi gerekiyordu. Bu da mesela bir bozma gerekçesi, Yargıtay 8. Ceza Dairesi E2001- 13616 K2002 2670; ek savunma hakkı tanınmadan eylemlerinin uyduğu kabul edilen TCK 313 maddesi uyarınca uygulama yapılmak suretiyle CMUK 558. maddesine aykırılık yapılması bozmayı gerektirmiş, hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına diyor, Yargıtay’ın kararı var, ek savunma hakkı verilmediği için. Bize de ek savunma hakkı verilmedi. Yani net, ortada dosya. Ayrıca avukatımız da yok, o da ayrıca, aynı şekilde Yargıtay’ın o konuda kararları var. Tabi biz bunları söylerken her zaman dediğimiz şu, eğer mahkeme illa bu böyledir diyorsa, tamam.
SUNUCU: Ama şimdi tüm bunlar zaten evet başlı başına çok önemli maddeler ama şu en son söylediğiniz apayrı yani bunlardan tamamen ayrı bir durum.
ADNAN OKTAR: Bu çok harika bir durum evet.
SUNUCU: Buna karşılık peki herhangi bir itiraz, veya başka bir işlemde bulundunuz mu?
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi dilekçe verdik. İnşaAllah. Ama bunu her gören hayretler içinde kalıyor. Yani Yargıtay emeklilerine de gösterdik, emekli savcılara da gösterdik yani çok olağanüstü diyorlar buna. Yani hiç bir belge olmadan, hiç bir müracaat eden olmadan kararımız bozulmuş oldu. Ben dedim ki; her zaman bunu söylüyorum,Türkiye’de en büyük sorun yargıdadır. Yani yargıda bir düzenlenme yapılması çok önemli. Bir de yargı ve emniyet içerisindeki iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarının derhal görevlerinden alınması gerekir. Derhal, biliniyor alenen adamlar görevine devam ediyor. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü içinde faaliyet yaptığı biliniyor. Ama devam ediyor adamlar, tabi vardır bir bildikleri insanların, yöneticilerin vardır bir bildikleri ama bana tabi şaşırtıcı geliyor bir vatandaş olarak. Yani ilginç geliyor. Mesela bak bugün de yine gazetelerden birisinde bu konuda bir açıklama vardı değil mi, Yargıtay’daki iddia edilen Ergenekon Örgütü yapılanması ile ilgili bir haber. Bu da çok şaşırtıcı, bu da hayret vericidir. Ama inşaAllah düzelir, sağlıklı sıhhatli hale gelir, normal hale gelir. Normal çizgisine gelir. Ama sürekli bu tarz olaylarla karşılaşıyoruz. Allah hayır versin inşaAllah.
SUNUCU: Bakın bu durum, siz her zaman söylüyorsunuz, yargıda reformların yapılması gerekliliğini,hataların düzeltilmesi gerekliliğini; Avrupa Birliği’nin raporu açıklanmış, Türkiye raporu, dönemsel rapor hazırlıyorlar biliyorsunuz. Orada da, puan kırılan bir durum, yargı, bakın çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Evet yargıdaki düzenlemeyi diyorlar değil mi?
SUNUCU: Evet, oradan puanımız kırılmış. Tüm diğer açılımlardan artı puan almışız ama yargıdaki durum bu. Bu çok acı birşey.
ADNAN OKTAR: Evet 82 Anayasası’nın değiştirilmesi özellikle. Doktorum sen neler anlatmak istiyorsun?
CİHAT GÜNDOĞDU: Yeni bir keşif yapıldı yine bilim dünyasında, ben o keşiften söz etmek istiyorum uygun görürseniz, bitkilerde kum saati gibi bir mekanizma olduğu, bir zamanlama mekanizması olduğu anlaşıldı, keşfedildi.
ADNAN OKTAR: Bitkilerde...
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Max Planck Enstitüsü var,Avrupa’da ünlü bir enstitü bu. Orada yapılan çalışmalarda bitkilerin nasıl çiçek açmaya karar verdikleri araştırıldı. Ve ortaya çıkan gerçek şu; şimdi bir defa bitkiler günler uzadıkça ışığı hissetme, ışığı ölçme mekanizması var, bu biliniyordu. Buna göre zamanı gelince çiçek açıyorlar. Ve böylece işte çoğalmaları için gerekiyor biliyorsunuz çiçek açma. Tohum saçıyorlar böylece ve üreyip çoğalıyorlar türün devamı sağlanmış oluyor bu şekilde. Peki şöyle düşündüler, kapalı ortamlarda güneşin görünmediği ortamlarda, mesela bulutlu ortamlardaki çiçekler nasıl oluyor da hala çiçek açabiliyorlar? Bunu araştırdılar ve şunu gördüler. Tıpkı kum saatinde nasıl kum taneleri aşağıda birikiyorsa, bitkinin içinde de bu şekilde bir mekanizma konmuş, bu şekilde bir mekanizmayla donatılmış. O da şu; belli bir protein var, o protein yavaş yavaş birikiyor bitki hücresinin içinde ve belli bir fazlalığa ulaştığı anda çiçeklenme sürecini tetiklemiş oluyor. Ve bu şekilde bitki çiçek vermeye başlıyor ve tohum saçmaya başlıyor etrafına. Bu şekilde gerçekleşiyormuş. Bu tabi ki bir Yaradılış gerçeği, tabi ki çok net bir şekilde ortada. Böyle bir mekanizmayı içine bitki kesinlikle kendisi koyamaz. Bu bir bilgi, bir ilim sonucu oluşturulabilecek bir mekanizma. Ancak sonsuz ilim ve güç sahibi olan, kudret sahibi olan Allah’ın yaratması ile böyle birşey olabilir. Bunu tesadüflerle de açıklamak mümkün değil.
SUNUCU: Tabi, çiçeğin kendisinin de böyle bir otokontrol sistemi olamayacağına göre...
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, bitkideki bu zamanlama mekanizması bu kum saati kesinlikle tesadüflerin sonucu olamaz.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan bir sayfa açıp okuyalım, sen aç herhangi bir sayfa. Şeytandan Allah’a sığınırım. Lokman Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Elif, Lam, Mim” bu Hurufu Mukatta denen harfler de son derece sırlıdır, Hz. Mesih devresinde, Hz. Mehdi zamanında inşaAllah bu ayetlerin sırları ortaya çıkacak, bu harflerin inşaAllah. “Bunlar hikmetli Kitab’ın ayetleridir. Muhsin olanlara, bir hidayet ve bir rahmettir. Onlar namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar”. Yani net, kesin iman ederler diyor Allah. “İşte onlar Rableri’nden bir hidayet üzerindedirler”, Allah’ın hidayeti onların üzerindedir. “Felah bulanlar da onlardır. İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün boş ve amaçsız olanını satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır”. Allah’ın yolundan gizlice saptırmak, mesela şimdi yeni bazı din adamları türedi. İslamiyetle kendilerince gizlice alay ediyorlar. Mesela ya Müslümanları gizlice böyle imanlarını soğutacak bir üslup içerisine sokuyorlar. Ya gizlice darwinizm propagandası yapıyorlar, ya Müslümanların ümitlerini kırıyorlar gizlice. Mesela İslam’ın dünyaya hakimiyeti, gücünü kırıyorlar. Onlara olan isteği, heyecanı, şevki kırıyorlar. Yani gizlice Müslümanların içten zayıflamasına sebep olacak bir faaliyet içinde oluyorlar. Bu arada milleti güldürmek, eğlendirmeyi esas alıyorlar ve boş laflarla insanları eğlendirmeye çalışıyorlar. Ve bunlar da genellikle genel kültürü zayıf, yani bilimden nasibini almamış, Allah’ın sanatını bilmeyen, Allah’ın dış tecellilerini araştırmayan, kültürü düşük ve cahil insanlar. Allah diyor ki, Cenab-ı Allah “bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için” eğlendirmek için, yani insanları eğlendirmek için; “sözün boş ve amaçsız olanını”, boş ve eğlendirici sözler “satın alırlar, işte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. Bir kısmı da, ona ayetlerimiz okunduğu zaman sanki işitmiyormuş, veya kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak sırtını çevirir, artık sen ona acı bir azap ile müjde ver”. Bir kısmına da Yaratılış anlatılıyor, Allah’ın varlığı, Kuran’ın gerçekliği anlatılıyor. Onlar da büyüklük taslayarak, zaten genellikle, öfkeli, sinirli ve gergin insanlar oluyor. Böyle makul, değil mi müşfik, dengeli, böyle inatçı olmayan, tutarlı bir insan çizgisi pek göstermiyorlar. “gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar” yani samimi ibadetlerle, samimi Allah için gayrette bulunanlar ise onlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır.” Allah onları nimetlerle donatılmış cennetlere koyacak diyor Cenab-ı Allah. “Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.”yani sonsuza kadar kalacaklar. “Allah’ın vaadi haktır” Mesela Mesih’in inişiyle söylüyor Cenab-ı Allah inecek diyor vaadi haktır, Mehdi çıkacak diyor hak, İslam dünyaya hakim olacak diyor hak. Yani mutlaka olur. “O üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmek sahibidir”. Evet.
SUNUCU: Peki bu hocalardan da bahsettiniz. Hakikaten hepimiz kamuoyunda bir takım televizyon kanallarında denk geliyoruz. Birbiri ile çelişen ifadeler. Ama dediğiniz özelliklere baktığınız zaman hemen hemen hepsi aynı özellikte. Şimdi bu insanlar yönlendiriliyorlar mı sizce yoksa hepsi ağız birliği yapmışçasına aynı şeyi düşünüyor olamazlar diye düşünmekteyim. Herhangi bir şey var mı arkalarında? Veya onların bu açıklamalarından nemalanan insanlar mı var?
ADNAN OKTAR: Şimdi İslamiyet’i yıkma planı ta II. Mahmut devrinde başladı. İddia edilen Ergenekon örgütünün ilk başlangıcı o safhalardadır. O dönemlerde dinin yıkılması, dinin içten yok edilmesi için yoğun bir faaliyet başlatıldı. Bir kısım Osmanlı aydınlarına bu yönde görev verildi. Bir kısım Osmanlı paşaları da bu görevin içinde oldular. Ellerinden gelen her türlü gayreti göstermeye başladılar. Ama bu sırada insanlar zanneti ki din adamlarını bunlar bir kenarda bırakacak. En kapsamlı yapılanmayı din adamı görünümündeki kişiler içinde yaptılar. Dini yıkmak için en güvenilir kaynak din adamı içerisinden çıkar. Yani din adamı olmadan sen dini yıkamazsın. Din en mükemmel yıkmak için bir insan haşa gayret ediyorsa, içeriden faaliyet çok önemlidir. Yani bir binayı çökertmek için en şey yöntem dibine dinamit konuyor binanın temellerine ve oradan çökertiyorlar. Dolayısıyla bu tarz insanları önemli yerlere getirdiler. Mesela Osmanlı döneminde de böyle tipler oldu. Mason din adamları oldu. İddia edilen ergenekon terör örgütünün din adamları oldu. Onların hesabına göre aslında İslam dini bitmiş olacaktı. 1980 ler 90 lar... En fazla 2000’e kadar bitireceklerdi bunu. Yani darwinist, materyalist bir görüşü hakim edeceklerdi. Kuran’da zaten darwinizmi savunuyor diyeceklerdi. İşte melekler insanların kalbindeki iyiliklerdir, şeytanlar da insanların kötü düşünceleridir diye kendilerince böyle uydurma izahlar geliştirdiler. Ve böyle yobaz ve insanları kızdıracak, tiksinderecek hocalar da ortaya çıkararak, böyle akılsız ve sünepe tipleri ortaya çıkararak dinden insanları soğutmak... Onların böyle münasebetsiz izahları ve ürkütücü karakterleri ile insanları dinden soğutacaklardı. Hem darwinizm hem bu ikisi bir arada olduğunda net netice alacaklar. Bizi pek hesap edemediler o arada. Önemli de görmediler işin doğrusu. Ne olacak? Bir kişi, etrafında da çok az insan var. Hemen hallederiz, birkaç iftira birkaç komplo ile konu biter gibi düşündüler. Fakat bunu beceremediler, başaramadılar. Yani dine zarar verme düşüncesinde bir adım atamadılar. Bir gelişme de olmadı. Din bilakis atağa da kalktı bu sefer. Marks’ın bir düşüncesi vardı, Lenin’in de bir düşüncesiydi bu. Dini kendi haline bırakın, zaten o doğal bir ölümle ölecek diyordu onlar. Yani masonluk da bu kanaatteydi. Yani doğal olarak insanlık dini ortaya çıkacak, adamlık dini dünyaya hakim olacak. Din kendinden zaten içinde çürüyecek diyorlardı ama bu yobaz takımına güveniyorlardı. Cahil ve akılsızların zaten doğal olarak insanları dinden uzaklaştıracaklarını ve itici, aptal hareketlerle insanları soğutacağını düşünüyorlardı. Bir kere darwinizmle Müslümanlığı yıkma fikirlerini durdurduk. Hıristiyanlığı da o şekilde çökertmeye çalışıyorlardı onu da durdurduk. Museviliği çökertmelerini, ona da müsaade etmedik. İsrail’de de gittik konferans verdik. Bütün Avrupa’da Amerika’da da bu planı durdurduk. Dinle kendilerince haşa alay ediyorlardı. Bilimle çıkınca onu da yapamayacak hale geldiler. Ellerini kollarını kırdık. Şimdi Avrupa’daki şokun kökeni bu. Yoksa tabi Müslümanların büyük bir bölümü direniyorlardı ama açık galibane bir şey değildi bu direnme değildir. Durumu muhafaza eden bir direnmeydi. Allah’a çok şükür bizim atağımızdan sonra Allah açık, galibane bir zaferi bütün Müslümanlara vermeye başladı. Ve bütün dünyada şimdi benim kitapların ana delil olarak kullanılıyor. Muhalif oldu. Mesela okumayacaksınız diye fetva veriyorlar. Ben biliyorum böyle cemaatler var. Sakın onun kitaplarını okumayın diyorlar. En çok benim kitapların okunuyor o fetva verilen cemaatlerde. Hayır kendileri samimi olarak söylüyorlar ben konuşuyorum. İnşaAllah.
SUNUCU: Sizin yurtdışı bağlantılarınızda da bu farkı siz zaman zaman söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bakın Cübbeli diyormuş ki, benim çalışmalarım için. Bu fitneyi bastırmamız lazım diyormuş. Fitne. Yani İslam’ı Kuran’ı anlatmamız, darwinizmi yıkmamız, materyalizmi yıkmamız, iddia edilen ergenekon örgütüne karşı faaliyetlerimiz, masonluğa karşı faaliyetlerimiz... Bunların tamamını fitne olarak görüyor ve bu fitneyi bastırmamız lazım diyor. Bu nasıl olacaksa? Gençler kafasını ona takmış; bizim arkadaş çevremize. Onların dağılması gerektiğine inanıyor. Mehdi olmasına binde bir bile ihtimal yok diyormuş. Yahu sakin ol benim öyle bir iddiam yok. Neden heyecanlanıyorsun durup dururken? Yani gençler helak oluyormuş. Siz helak olmuşsunuz.
OKTAR BABUNA: Haşa. Hidayetimize vesile oldunuz Allah razı olsun. MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: İnsanların darwinizme karşı tavır almaları, Kuran hakikatlerini öğrenmeleri, Ehl-i sünnet inancı içinde yetişmeleri, namazlarına niyazlarına titiz olmaları Cübbeli açısından helak olma olarak algılanmış. Görüyor musunuz?
SUNUCU: Peki özellikle yani bunu daha önceli programlarımızda da üstünü çizerek geçmiştik. Sürekli sizin etrafınızdaki insanların dağılmasına odaklanmış vaziyette. Hani nedir yani bundaki amacı nedir?
ADNAN OKTAR: Aslında yani mühim bir konuşma olsa yani mühim bir insan olsa gereken açıklamaları yaparım, gereken izahları yaparım. Ama şimdi bunun her konuşması bizim anlatımlarımızın ne kadar önemli olduğunu, ne kadar faydalı bir hareket olduğumuzu insanlara gösteriyor. Ve tehlikenin büyüklüğünü insanlara gösteriyor. Mesela diyor ki bu Şiiler, Aleviler, Caferiler, Bektaşiler, hepsinin pırasa gibi doğranmasından bahsediyor. Fitne budur işte. Asıl fitne budur. Biz bu fitneyi bastırıyoruz. Sen fitneyi çıkarıyorsun, biz fitneyi bastırıyoruz. Türkiye’de en az 20 milyon Alevi kardeşimiz vardır, en az 20 milyon. 400-500 milyon da en az Caferi ve Şii var. En az bir 100 milyon kadar da Vehhabi vardır. 400-500 milyon insan demektir nereden baksan değil mi? Bunların katledilmesini istemek ve bunu biz özlem haline getirmek. Ve Mehdi’nin bunları pırasa gibi doğrayacağını söylemek fitnenin en gelişmişi değil mi? Biz bu fitneyi yatıştırıyoruz. O da kendi kafasınca bu böyle zayıf ataklarıyla birşey yapacağını sanıyor. Diğer fitneye yönelik konuşmalarını da biz düzeltiyoruz. Gerçeklerini anlatıyoruz. Ama insanların aradığı tipler işte bunlar. Böyle birşey olsa dine karşı mücadele karşı taraf için çok kolay. Son derece kolay olur. Böyle bir tiple karşılaşmış olsalar, anında hallederler yani fikren derhal yenilecek bir tip.
SUNUCU: Ama bundan 40-50 yıl önce olmuş olsaydı bu açıklamalar belki o dönemde ciddiye alacak insanlar daha fazla olurdu. Ama artık hani teknoloji devrindeyiz, insanlar açıp ne nedir ne değildir öğrenebiliyorlar. Televizyon kanalları var. Hepsi değil tabi ama bir kısmında faydalı bilgiler yer alıyor tabi ki.
ADNAN OKTAR: Özellikle şu kitabı tavsiye ediyorum, bunu internetten de indirebilirler. Cübbeliye Cevap. Burada vatandaşların gönderdiği çok kapsamlı detaylı yazılar var. Cübbeli hadisleri hep müteşabih hadisleri olduğu gibi alıyor. Mesela deccal diyor göğe emredecek, hani diyor gökten yağmur yağsın deyince yağmur yağacak diyor. Halbuki ahir zamanda teknoloji o kadar gelişiyor ki, göğe roket atılıyor ve yağmur yağdırılabiliyor. Gökte yağmur bombası tabir edilen o düzenekle istenilen bölgeye yağmur yağdırılabiliyor. Hadis buna işaret ediyor. Yoksa deccal hadi yağmur yağsın deyince yağmur yağması değil bu. İnşaAllah. Yani öyle bir konu yok. Fakat mühim olan internet sitesinde buna çok kapsamlı cevap veriyoruz. Ama bu kadar coşması da pek normal birşey değil tabi. Fitneyi bastırmak lazımmış; nasıl olacaksa bu? Her atağında anormal hareketinde daha da anormal tavırlar ortaya çıkartıyor, daha da garip tavırlar ortaya çıkartıyor. Daha da yanlışları artıyor. Yani fikir olarak söylüyorum bunları. Biz de bunları her seferinde çürütüyoruz, doğrusunu anlatıyoruz. Yani yanlış zihniyetini insanlara göstermiş oluyoruz. Yoksa bu bilinmeyecek bir şey değil. Mesela geçen gün düşündüm, ben bunu kendi halinde bir din adamı olarak biliyordum. Kendi halinde bir insan olarak biliyordum. Olayın perde arkası öyle değilmiş. Konuştukça bunu incelemeye gerek duymazdım. Mesela konuşmalarını incelemeye gerek duymazdım, ne yapıp ettiğini incelemeye gerek duymazdım. İnceleyince olayın vehamiyeti ortaya çıktı. Yani ne kadar garip birşey oldu. Mesela bizim Alevi-Sünni kışkırtmaları olmuştu Türkiye’de bir ara biliyorsunuz. Şimdi bu tarz bir konuşmada, cahil bir kitle olsa, mesela dese ki, Mehdi gelecek bütün Alevileri, Şiileri, Caferileri, mesela Hz Ali’yi seven o Şiiler, Caferiler hep öyledir. Efendim diğer mezhep mensuplarını da doğrayacak dese ve öyle bir kitle yetişse. Müthiş bir nefretle yetişmiş olmaz mı? Çünkü onun için ideal olmuş olacak. Mehdi çıksa da keşke şu Alevileri bir doğrasak mantığı gelişmez mi o zaman? Zaten diyor biz Mehdi’ye asker olmak istiyoruz diyor. Şimdi asker olursan Mehdi de onları doğrayacağına göre senin inancına göre, sen de doğrama aşkıyla yanıp tutuşmayacak mısın o zaman? O zaman Alevilere karşı meydana gelecek nefreti düşünebiliyor musunuz siz? Yani pırasa gibi doğramak aşkıyla yanıp tutuşan bir kitle oluşmuş olacak. Ne kadar korkunç? Tertemiz insanlar. La ilahe illallah Muhammeden Resülullah diyen herkes Müslümandır. Ne için Müslüman doğransın? Hayır Hıristiyan da olsa Musevi de olsa niçin doğransın? Allah onları o şekilde yaratmış. Ve ayrıca Caferiler, Aleviler halis Müslümanlardır. Vehhabiler de öyle. Ve niye doğranması gereksin? Niye bu idealimiz olsun? Asıl fitne budur. Yani bu çok büyük bir fitnedir. Böyle birşeyde ne olur yani Türkiye diye birşey kalmaz Allah vermesin.
SUNUCU: Bir ifadesinde ne demiş, kuşun ömrü kadar böyle cesetler olacak falan. Üzerinden kuş uçacak...
ADNAN OKTAR: Üzerinden kuş uçacak diyor cesetlerin yani Alevi, Şii, Caferi cesetlerinin üzerinde kuş uçacakmış böyle Vehhabi cesetlerinin üzerinde. Kuş uçup uçup üst üste yığılmış insanlar kan revan içinde kuşun ömrü yetmeyecek diyor, kuş düşecek diyor ki yani 1000-2000 km falan gidiyor kuşlar benim bildiğim, ki rahatça gider uçup konarak gitse çok daha fazla da gidebilir. Bu ne demek bu?
SUNUCU: Çok tehlikeli çok acayip bir insanın hakikaten böyle şaşırıp kalıyor çok ürkütücü çok vahim bir açıklama.
ADNAN OKTAR: Tabi.
SUNUCU: Evet arkadaşlarımız bu arada işaret ediyorlar kısa bir reklam arası vermemiz gerekiyor, Efendim kısa bir aranın ardından biz burada olacağız bizden ayrılmayınız.
Evet sayın seyirciler kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor, kısa bir hatırlatma da yapmak istiyorum hemen Marmara ve Ege bölgelerimizde dinlenmekte olan Mavi Karadeniz isimli radyo da şu anda programımızı canlı olarak dinleyebilirsiniz. Frekansı ise 106.4, evet.
ADNAN OKTAR: Evet şimdi Müslümanların bu devirde din adamlarından şu konuda bir beyan istemeleri gerekir eğer samimi Müslüman olduğuna inanıyorlarsa o kişilerin diyecekler ki; hocam muhterem kardeşim, İslam’ın dünyaya hakim olması durumunda ne gibi rahatlıklar olur neler olur? Mesela Filistin’de kan akar mı? Irak’ta kan akar mı? Sel gibi 2 milyon insan katledildi şehid edildi biliyorsunuz Irak’ta, bu olur mu, olur muydu? Afganistan da kan akar mıydı? Diğer bütün Müslüman ülkelerde hali hazırda akan kan devam eder miydi? Bu mezhep çatışmaları olur muydu ve bu acılar çekilir miydi? Böyle bir durumda demek ki İslam’ın dünyaya hakimiyeti en acil ihtiyaç. İslam’ın dünyaya hakim olması için gayret etmemiz gerekir mi diye soru sormaları lazım. Mesela Cübbeli Ahmet’e etrafındaki kişiler sorsunlar; hocam niye İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetmiyorsun tek kelime senelerden beri hiç böyle bir konudan bahsetmiyorsun. Hep böyle ümitsiz sözler ediyorsun, hep böyle bizleri güçsüz gösteren Müslümanları güçsüz gösteren işte namaz kılarken telefon çalsın namazı bırakıp oynayabilecek karakterde, ondan sonra birbirine borç vermesi tehlikeli olan insanlar olarak göstertiyorsun? İşte bir infakta bulunmamız gerekirse cemaati terk edeceğimizi söylüyorsun. Bizi bu kadar aciz, güçsüz, kişiliği karakteri bozuk göstereceğine İslam dünyaya hakim olacak Müslümanlar dünyanın en iyi insanlarıdır, güzel insanlarıdır demen gerekmez mi diye onu uyarmaları lazım. Bir de İslam’ın dünyaya hakimiyetinden niye kaçınıyorsun bunu ağzına al hiç olmazsa kendin yapmasan dahi bizleri teşvik et, demeleri gerekir.
SUNUCU: Ama o zaman açıklamalarıyla top yekun ters düşmüş olmayacak mı? Çünkü Mehdi gelmeyecek diyor eğer Türk İslam Birliği’nden bahsederse Mehdi’nin gelişini de otomatikman kabul etmiş olacak, değil mi? Özellikle bence böyle bir açıklamadan kaçınıyor sonucuna çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Ama o zamanda onun konumu tabi biraz değişik olmuş oluyor, tabi ki dediğiniz doğru yani böyle bir konunun öyle bir konuyu ortaya getireceğini bildiği için bu konuya hiç girmek istemiyor. Ama ısrarla etrafındaki samimi kardeşlerimiz, samimi Müslümanlar bunu sorsunlar. Neden Türk İslam Birliği’ni istemiyorsun? Neden bu yüzyılda olacağını ve her an olabileceğini söylemiyorsun ve daha önce Mehdi her an çıkabilir derken, niye yüzyıllar ilerisine attın Mehdi’nin gelişini, attın demeyeyim de Allah affetsin niye erteledin? Hicri 1500’de diyor mu onu da bilmiyorum ona da bir bakın bakalım, Hicri 1500....
OKTAR BABUNA: Hadis yok diyor, hadis yok diyor.
ADNAN OKTAR: Hayır Hicri 1500’de Mehdi çıkar onu da demiyor benim bildiğim kadarıyla yani yüzyıllar sonrasına bırakıyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Tabi. Daha önce kıyametin alametleri bellidir ve bunun Mehdi çıktıktan sonra da hesabını yapmak çok kolaydır diyordun desinler, ama şimdi bu belli olmaz diyorsun. Bu nasıl oluyor diye sormaları lazım. Daha dün Mehdi her an çıkabilir derken şimdi Mehdi yüzyıllar sonra çıkacak diyorsun, niye böyle çelişkili konuşuyorsun demeleri lazım. 7000 yılla ilgili hadis yoktur dedi, önce ne ayet ne hadis vardır dedi sonra evet böyle bir hadis vardı dedi hem de Arapçası ile arkasından da bundan hesap çıkmaz diyor, 7000 ve 5600 rakamı var, birbirinden çıktı mı ne olur. Hesap çıkar, 1400 bu hesaptır bu. Burada bir hesap var, niçin görmezlikten geliyor demeleri lazım. Mehdi’nin çıkış alametleri belli, Fırat’ın suyunun kesilmesi, 15 gün ara ile ay ve güneş tutulması, bütün bunların hepsi olmuş. Bunun olduğunu gördüğün halde niçin inkar ediyorsun demeleri lazım. Ama bunun hiç birini demiyorlarsa kendinin senin gönlün yoksa hiç olmazsa bizi teşvik et, İslam bu yüzyılda hakim olsun hatta hemen hakim olsun hemen gayret edelim değil mi? 3-5 yıl içerisinde de olur, birkaç yıl içerisinde de olabilir. Bütün mesele Müslümanların bunu istemesinde, gayretinde demesi gerekir bunu teşvik etmeleri lazım, bunu söyle hocam demeleri lazım. Eğer bunu söylemiyorsa nedenini öğrenmeye çalışsınlar. Çünkü bu çok acayip bir şey çünkü farzdır İslam’ın dünyaya hakim olması, bölünmek haramdır. Bunu ısrarla konuşmaması, ısrarla bundan kaçınması bu kişinin durumunu bu yönü ile kuşkulu hale sokar, çok kuşkulu hale sokar. Sonra biz dünyada bir avuç Müslümanız demeleri lazım yani niye biz Şiileri keselim, Caferileri keselim biz Mehdi ordusu olarak değil mi, olmamızı istiyorsun ileriki nesiller için biz olamayız diyorsun ama bizim çocuklarımız, torunlarımız niçin Şiileri kessinler, Caferileri kessinler, Alevileri kessinler, onlar bu vatanın evladı değil mi diye sormaları lazım. Değil mi? Yani bütün bunlar sorulmadığından benim kanaatim oluyor yani en azından sormuyorlarsa bile kendi aralarında bilinçlenmeleri ve birbirlerini uyarmaları lazım. Bu çok garip bir durum. İslam’ın dünyaya hakimiyetinden ısrarla bahsetmemesi ve bunu talep etmemesi. Halbuki Müslüman gece gündüz dua etmesi lazım Yarabbi İslam’ı dünyaya hakim et diye, her gün dua etmesi lazım ve her gün gayret etmesi lazım. Ne duasında var, ne sözünde var, ne fiiliyetinde var, ne eyleminde var; böyle olmaz bunda bir gariplik var, bundan kuşku duyacaklar. Tabi ben anlatayım ama uygularlar veya uygulamazlar onlar kendi bilecekleri iş, ahirette ona göre hesabını verecekler inşaAllah, ama biz varken İslamiyet’e hiç kimse bir suikast düzenleyemez, oyun oynayamaz, benim arkadaşlarımın herhangi bir tanesi bile yeter. Ki dünyanın her yerindeyiz Allah’a çok şükür, her yerdeyiz yani milyonları buluyor şu an sayısı bir kişi iki kişi değil, çünkü bize gelen internet mesajları sırf www.Harunyahya.org’un ilgili bölümüne 500.000’in üzerinde geliyor. Yani tabi girişler, kitap indirimleri mesela onbinlerce kitap indiriliyor sırf bir bölümde yani bu muazzam bir gelişme demektir. Dünyadan aldığımız mesajlarda bunu göstertiyor. Bu bilgiler varken bu açıklamalar varken zaten İslam’a bundan sonra zarar vermeleri mümkün değil. Avrupa’daki paniğin sebebi de bu, yani benimle ilgili onbinlerce haber çıkmasının sebebi de bu. Yani önce önemsemek istemediler baktılar ki etki dehşetli mecburen panik oldular. Tabi bu benim özel gücüm ya da arkadaşlarımın özel gücü değil, Allah’ın tecellisi, Allah’ın vermesi, Allah’ın yaratması ile oluyor. Yoksa biz gölge varlığız, Allah’ın herhangi bir naçiz kuluyuz. Allah taşta da istese aynı tecelliyi meydana getirttirirdi, Allah kulunda meydana getirttiriyor tecelliyi, kulun bir gücü yoktur bütün güç Allah’ındır, İnşaAllah. Fakat bu soruları arkadaşlarımızın sorması önemli, inşaAllah umarım sorarlar. İnşaAllah. Bunu kuşkulu bulmaları lazım. Sonra bu 7000 yılı ile ilgili hadisi de ona güzelce bir açıklattırsınlar. Hocam desinler bak burada Suyuti’nin eserinde 8 tane hadis var, 7000 yıl ile ilgili, Peygamberimiz (sav) ne diyor, Vehten rivayet ediyor; dünyadan 5600 yıl geçmiştir burada geriye 1400 yıl kalıyor, bunun bize açıklamasını yapman lazım demeleri lazım. Sırf karşısına geçip dinliyorlarsa bu olmaz, inşaAllah. En azından kendilerinin bunları araştırması lazım, Ehli Sünnet eserlerine bakmaları lazım mesela Suyuti’nin eserine bakmaları lazım. Suyuti çok muteber bir alimdir. Suyuti kendi kafasından bunu söyledi diyor, kendi kafasından söyler mi? 7000 yıl ile ilgili hadis olunca, Suyuti hesap yapan bir insan 7000’den 5600 çıkarttığında 1400 kalıyor haklı olarak 1500’e kadar diyor. Kainatın dünyanın ömrü 1500’e kadar diyor ama Suyuti bunu söylerken 8 tane Peygamberimiz (sav)’in hadisinden kaynaklanan bilgiyi orada sunuyor. Tabi ki Peygamberden kainatın ömrü, dünyanın ömrü Hicri 1500‘de bitiyor diye bir hadis yok ama Suyuti’nin bu hesabı yapmasının nedeni ve bu açıklamayı yapmasının nedeni Resulullah (sav)’ın 8 tane sahih hadisidir. 7000 rakamını koymuş 5600’ü de altına koymuş eksi (-) işaretini koyup hesabı yaptığında 1400 çıkmış. 1400 bu ne demektir en fazla 1500’e kadardır demektir. Ne diyor o da haklı olarak yani bu yalan söylemiyor ki, Peygamberimiz (sav)’in hadislerine göre ümmetin ömrü en fazla 1500’e kadardır Hicri 1500’e kadar. Bunda yanlış olan ne var ve bu hadise dayanmayan ve hadis olmayan yönü nedir bunun, yani bu yine zaten hadis oluyor yine Peygamberin ifadesi olmuş oluyor net. Yani aynı Peygamberin ifadesinin bir başka türlü açıklaması olmuş oluyor. Peygamber (sav) dolaylı olarak 1500 demiştir, Hicri 1500’e kadar ümmetin ömrü diye, dolaylı olarak söylemiştir yani hesabını yapın çıkartın anlayın gibisinden net olmuştur tabi.
SUNUCU: Evet bakın burada bir İzmit’ten bir izleyicimizde tam konuya ilişkin bir şey soru yöneltmiş size demişler ki; “Sevgili hocam Hz. Mehdi ile ilgili İmam Rabbani hazretleri 260. Mektubunda ‘kararmış olan alem onun zuhur nuru ile aydınlanır, onun hidayet ve irşat nurları bütün aleme yayılır’ diye bildirmiş. Hakikaten dünyanın gözleri materyalist felsefeye bürünmüş yani kararmıştı ama 20 yıla aşkın bir süreden beridir gittikçe artan bir iman güçlenmesi belirgin biçimde görülmeye başlandı. Dünya iman nuru ile parıldamaya aydınlanmaya başladı. İmam Rabbani’nin bildirdiği gibi bu kadar güçlü güzel gelişme Allahualem sizce de Hz. Mehdi’nin zuhurunun bir delili değil mi?” diyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ki birdenbire olağanüstü gelişmeler oldu. Darwinizm aniden ezildi, komünizm aniden yıkıldı, kapitalizm aniden çöktü mesela bu ekonomik kriz şimdi geçenlerde televizyonda yabancı birkaç şirketin %10’luk bir gelişmesi olmuş. %10’luk, ekonomik kriz durdu müjde patlama oldu. %10, ya kardeşim bırakın bunları, bırakın bunları 2 tane şirketin %10 gelişmesi, çıkarırsın herhangi bir yerden bir kişi biraz para verir adam %10 çıkartırırsın geçici olarak çıkar %10’u, yani usulen. Bu bütün dünyada ekonomik krizin durması ile bunun ne alakası var? Ekonomik kriz 2014’e kadar devam edecek, böyle çocuk gibi ataklara falan gerek yok. Bu hiç inandırıcı değil ve 2 tane şirketin %10’luk ani gelişme göstertmesi ile bu işte piyasalar çıldırdı, hopladı, artık gözünüz aydın, ekonomik kriz durdu; öyle bir şey yok. Olmadığını da herkes görüyor, bütün dünya görüyor. O zaman adam çıksın bir bakkal dükkanında desin benim %25’lik anormal gelişmem oldu, ekonomik kriz durdu hadi gözünüz aydın, yani bir bakkalın verdiği müjde ile bir şirketin verdiği müjde arasında hiç fark yok ki, alelade bir şirket yani verdiği.... yani dünyaya oranlarsak zaten bir bakkal kadar falan. Tabi şimdi bakkal Naci Efendi çıksa dese ki; ya benim bakkalda acayip bir gelişme oldu hadi bütün dünyanın gözü aydın ekonomik kriz durdu dese bunun ne geçerliliği olur? Bıraksınlar bunu. Ahlaki çöküntü, insan sevgisinin olmaması, iman çöküntüsü, Allah korkusunun zayıflığı, ekonomik krizi mecburen meydana getirir ve hiçbir şekilde de bundan kurtulamazlar. Ancak Mehdiyetle bundan kurtulacaklar. Yani egoistlik, bencillik kalkacak. Sevgi, şükür, değil mi, akılcılık, muhabbet, Allah korkusu, Allah sevgisi gelecek. Ondan sonra ekonomik kriz duracak. Yoksa mümkün değil, tepe taklak gidiyor. Nereye gidiyor? Bilmem ne şirketinin yüzde beşlik, onluk hoplamasıyla senin ekonomik kriz dünyada dursun yani. Değil mi? Yağmur yağdı niye falancaya ördek dedin der gibi bir laf bu yani. Kel alaka bağlantılar.Tabi.
SUNUCU: Maalesef. Biraz da gündeme ilişkin de sizin görüşlerinizi almak istiyorum. Daha önce Ermenistan ile olan bu sınır kapılarının açılmasına ilişkin çok güzel açıklamalarda bulunmuştunuz. Tam da dediğiniz gibi hakikaten buzlar eriyor, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan Bursa’da Cumhurbaşkanımız Sayın Gül ile birlikte maçı izlemeye de geldiler. Çok da güzel ağırlandılar. Hepimiz bültenlerden izledik. Neler söyleyeceksiniz bu gelişmelere ilişkin?
ADNAN OKTAR: Artık olaylar kendini anlatıyor. Ben kendim anlatmayayım. Anlattıklarımın hepsini anlatmayayım. İki yıldan beri anlattıklarımın tıpatıp olduğunu görüyorlar. Suriye ile kapılar açılacak dedim, iki yıl evvel söyledim. Bakın açıldı. Ermenistan ile birleşeceğiz dedim buyrun. Azerbaycan ile birleşeceğiz dedim, buyrun görüyoruz. Ben yani birşey söylüyorsam bu doğrudur ve benim sözüme inanın dedim. Ve dediklerim, bundan sonra dediklerimin de doğru çıkacağının bir sağlamasıdır. Bakın şimdiye kadar 500’ün üzerindedir. Ne dediysem doğru çıkmıştır. Ne demişti, ne oldu bölümü var, www.harunyahya.org sitesinde, oraya girip baskın kardeşlerimiz, ne diyorsam tıpatıp çıkar. Bundan sonra dediklerimin de çıktığını görecekler inşaAllah. Mesela şimdi sırada Ürdün de var. Ürdün de Türkiye ile birleşecek. Irak da Türkiye ile birleşecek. İnşaAllah. Kazakistan’a doğru gidiyoruz buradan Türk devletlerinden, Allah’ın izniyle yukarı doğru taaa Yakutistan’a kadar Allah’ın izniyle. Büyük bir Türk İslam Birliği olacak ama bu arada tabi masonlar, iddia edilen ergenekon örgütü ve bazı din adamları içerisinde iddia edilen ergenekon örgütünün yapılanma ayakları da kendilerince çırpınacaklardır. Hiç bir netice alamazlar. İddia edilen ergenekon örgütü özellikle din adamları içerisinde, bazı din adamları içerisinde, bir yargıda, bir emniyette bir de din adamları içerisinde örgütlenme içerisine gittiler ve ta 2. Mahmut’tan beri örgütlenmeleri devam ediyor. Özellikle din adamları içerisinde. Dinsiz hocalar oluştu bazı yerlerde. İmansız hocalar. Bu söz kimin biliyor musunuz aynı zamanda? Atatürk’ündür. İmansız hocalar, diyor. Mesela Atatürk sohbetlerinde bakıyor adamlar imansız. Anlıyor, onlara imansız hocalar diyor. Tabi imanın yok adamın. Fakat meslek olarak edinmiş. Oradan buradan işte ona getirip biraz hediye veriyorlar. Kimi biraz memleketten peynir getirdim diyor, kimi işte koyun getirdim diyor. Adam onu meslek edinmiş, onunla geçiniyor. Hakikaten yani o olmasa geçinecek bir şeyi yok adamın başka, yani onunla hayatını idame ettiriyor. Fakat üslubundan da dinsiz olduğu anlaşılıyor. Yani iman edemediği anlaşılıyor. O imansız ruhunu da insanlara yansıtıyor bu sefer. Mesela insanlara karşı güvensizliğini, Müslümanlara karşı içindeki öfkesini, nefretini, onlara olan saygısızlığını, onların işte sıradan insan olduklarını, basit olduklarını, çıkarcı olduklarını ifade eden düşüncelerle kendi ruhunu onlara yansıtmış oluyor. Ve dolayısıyla etrafındaki insanlar da zamanla onun o şeytani telkinleri içerisine girebiliyor. Böyle bayağı hoca var. Yani hoca kılıklı fakat iddia edilen ergenekon örgütünün üyesi olan kişiler. Bunlar genellikle yurt dışına bazen gönderiyorlar bunları, yurt içinde de bunları bazen destekliyorlar. Bunların önünde engel olursa engelleri de kaldırıyorlar bunlar kendilerince bazı tekniklerle, bazı yöntemlerle. Mesela bunlardan bir tanesi var, iddia edilen ergenekon örgütünün ümit bağladığı bir yobaz. Bunun önündeki engelleri kaldırmak için iki tane değerli, çok büyük alimi dikkat edin katlettiler, şehit ettiler peşpeşe. Şu an meydan bu ergenekoncu yobaza kaldı. Yani ikinci aşamada bunu ön plana getirecekler. Yani onların beklediği bir kişi var yaşlı onun vefat etmesini bekliyorlar. Vefat etti mi bu yobazı ortaya, böyle kan dökücü gözü dönmüş bir yobaz; ve bununla Türkiye’de bir fitne çıkarmayı düşünüyorlar. Yani bir alevi-sünni kavgası çıkartmak, bir şiddet ortamı meydana getirmek istiyorlar. Tabi biz de buna karşı çok dikkatli olayı takip ediyoruz ve gerekli önlemleri de alıyoruz. Ama iddia edilen ergenekon örgütünün kontrolünde olan bir kişi bu. Bakın onun rahat görev yapabilmesi için iki kişi şehit ettiler, iki büyük alimi. Ve yani işte kenardan köşeden de böyle cahil insanlar çıkıyor. Başka tür tipler de çıkıyor. Hepsiyle ayrı ayrı uğraşıyoruz. Bir yerde başka bir kişi, bir yerde başka bir kişi. Kimi Darwinist oluyor, onunla uğraşıyoruz. Mesela Cübbeli gibi kişiler çıkıyor, onlarla da ayrı uğraşıyoruz. Onlar da ayrı bir koldan, onların da cahil düşünceleri var, onlara da ayrı cevaplar veriyoruz. Çeşit çeşit insanlar var. Hepsine karşı bir genel çalışma içerisindeyiz.İnşaAllah. Ama sonunda hak galip gelecektir. Türkiye’nin bölünmesine asla müsaade etmeyiz. Mezhep bölünmesine müsade etmeyiz. Aleviler bizim canımız. Hz. Ali’nin aşıkları onlar. Allah’ın arslanları. Onların kılına zarar getirttirmeyiz, tüyüne inşaAllah. Laf, söz de söylettirmeyiz. Değil fiili, söz olarak da söylettirmeyiz. Caferilere de, Şiilere de, Vehhabilere de tam kardeş olarak bakıyoruz, dost olarak bakıyoruz. Tertemiz müminler olarak bakıyoruz. La İlahe İllAllah, Muhammeden Resulullah diyen Allah aşıklarıdır onlar. Tertemiz insanlardır. Öz be öz Müslümandır, öz be öz kardeşimizdir. Hiç birine karşı asla bir husumetin kapısına müsade etmeyiz. Yani bu oyunların hepsini bozacağız inşaAllah.
SUNUCU: Evet gündemde bir önemli konu izleyicimiz buna ilişkin de sizin daha önceki görüşünüzü hatırlatarak, söylediklerinizi hatırlatarak belirtmiş. Hocam bir röportajınızda İsrail’li pilotların Türkiye’de eğitim aldığı söylenince siz bunu durdursunlar demiştiniz. Geçen gün İsrail-Türkiye ortak tatbikatı olacakken Başbakan iptal ettiğini açıkladı, İsrail’de bir açıklama yaptı. Bu tatbikatlarda pilotlarımız eğitim alıyordu. Bu bizim için hiç iyi olmadı diye bir açıklama yaptı. Hakikaten Anadolu Kartalları isimli bir ortak tatbikat yapılacaktı.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Son anda iptal oldu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam İsrailli pilotlar eğitilsin, bilgileri artsın. Fakat sen bu çocukları, İsrailli pilotları Filistinli çocukları bombalamada, kadınları, kızları bombalamada kullanıyorsun ve bu çocukları katil konumuna getiriyorsun yani cinayet işlemiş katil konumuna. Çoğu bunalımda bu çocukların. Yani Musevi çocuklar, pilot. Git falancayı havadan vur, git evleri yık, git bombala. Daha önce de biliyorsunuz yine bombalama olayları oldu. Daha önce bakıyorsunuz yine var. Daha önceye gidiyorsun yine var. Lübnan’da ayrı muazzam bir bombalama faaliyetleri oldu, bütün binaları yerle bir ettiler her yeri. Böyle birşey için Türkiye gelin sizi eğitelim derse bu olur mu? Yani size burada adam öldürmeyi mi öğreteceğiz biz? Olur mu öyle şey? Çok güzel de yaptılar tabi ki. Savaş niçin yapılır? Nefs-i savunma için. Burada nefs-i savunma var mı? Ne yaptı küçük çoluk çocuk yani? Dindar Museviler de bunlardan yaka çırpıyor, dindar Hristiyanlar da bunlardan yaka çırpıyor. Bir avuç ateist siyonist İsrail’deki bu insanları mahvediyor. O asker çocuklar da mesela savaşmak istemiyorlar, zorla savaşa gönderiyorlar. Ya bırakın yani Filistinliler Hz. İsmail’in soyudur. Siz Hz. Yakup soyusunuz. Babalarınız kim? Hz. İbrahim. Bırakın rahatça yaşasınlar. Bombalamaya, bilmem neye ne gerek var? Gerilime ne gerek var? Bir sevgiyle yaklaşın bakalım, bir şefkatle yaklaşın. Onlar da size sevgiyle, şefkatle yaklaşırlar. Yapamıyorsanız ara bulalım. Sevginizi sağlayalım, barıştıralım. Yani ne Musevilere zarar gelsin kardeşlerimize, ne Filistinlilere. Bu bombalama olayları, şu bu falan bunlar dehşet olaylar.
SUNUCU: Evet. Sonrasında da Suriye ile bir ortak tatbikat içine gireceğimize dair haber bültenlerinde bir haber geçti. Tabi bu İsrail ile küçük çaplı bir gerginliğe de sebebiyet vermiş.
ADNAN OKTAR: Evet, bu yarın çıkacak gazete herhalde.
SUNUCU: İnşaAllah tatlıya bağlanır.
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU: İnşaAllah tatlıya bağlanır.
ADNAN OKTAR: Ya, ya tatbikat sadece savunma amaçlı yapılabilir ki? Zaten Allah’ın izniyle Mehdi devrinde zaten hiç kan akmayacak. Silahlar tamamen kalkacak. Yani İsrail tarihinin en güzel devrini yaşayacak, en güzel. Bak bütün tarihi boyunca en mükemmel günlerini yaşayacak. En geniş arazide yaşayacaklar. En güzel sevgiyi bulacaklar. Hiç düşman olmayan bir ortamda yaşayacaklar ve dinlerini özgürce yaşayacaklar ve herkes onlara sevgi gösterecek, şefkat gösterecek inşaAllah. Evet bu yarın ki Vakit gazetesinde, bu size anlattığım konu var ya onun ilanı.
SUNUCU: Şöyle evet gösterelim.
ADNAN OKTAR: Bu yarın ki Vakit gazetesinden. Ne diyor? Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in BAV davasında temyiz talebinde bulunmaları hukuken mümkün değildir. Çünkü bunların talebini mahkeme reddetti. Bunlardan biz beraat ettik, konu kapandı. Ve bunlarında olmaması konumunda, zaten bunlar kendi davalarıyla ilgili zaten temyiz talebinde bulundular. Mahkemede bunların temyiz talebini kabul etmedi. Yani biz bu konudan beraat ettik. Hiçbir temyiz talebinde bulunan kimse kalmadı. Buna rağmen Yargıtay sağolsun sanki talepte bulunan varmış gibi işlem yaptı ve bizim mahkememizin kararını bozdu ve yeniden davanın açılmasına bir kapı açmış oldu. Bu görülmüş birşey değil. Çok şaşırtıcı bir şey. Bunu yeniden ben Sayın Başbakanıma da hatırlatıyorum, Sayın Adalet Bakanıma da hatırlatıyorum. Çok harika bir durum oluşmuş yani çok şaşırtıcı bir durum oluşmuş. Bunu da ilan olarak hazırlamışlar arkadaşlar anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Evet. İzleyicilerimiz de dinlediler ama hem de detaylarını yarınki Vakit gazetesinde okuyabilirler tam sayfa olarak.
ADNAN OKTAR: Evet. Vakit gazetesinde var. Bu ne gazetesi bu, Milli Gazete. Milli Gazete’nin yarınki sayısında da yine Sayın Başbakanımız ve Sayın Adalet Bakanımızın dikkatine diye bir ilan vermişler. Yarın çıkacak. Buradaki konular da tabi ilginç. Mesela diyor ki; Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı: Başkaca yan delillerle desteklenip doğrulanmayan yani başkaca bir delil yoksa, baskıya dayalı olduğu bildirilerek sonradan geri alınan, yani savcılık ifadesinde şahısların reddettiği, biz mesela savcılığa gittip reddettik. Zorla bize bu kabul ettirildi. İşkenceyle kabul ettirildi. Sonradan geri alınan kolluktaki ikrardan başka, yani karakol, polis ifadesinden başka kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı halde, bizim savcımız da dedi kesin, inandırıcı bir kanıt yok dedi dosyada dedi, bunun dışında dedi. İşkence ile alınan ifadelerin dışında kanıt yok dedi. Savcımız dedi bunu. Sanığın yüklenen suçlardan beraati gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle kararın bozulmasına, bunu kim diyor? Yargıtay Ceza Genel Kurulu bozmuş. Şimdi bizim mahkememizde zaten mahkeme polis ifadelerinin geçersiz olduğuna dair karar aldı. Yani mahkemede biz dedik ki bunu dosyadan çıkartın efendim dedik, madem geçersiz mahkeme kararıyla. Bu zaten bilinen birşeydir dedi mahkeme ve bu şekilde yani kanun açıktır dedi. Değil mi buna dair karar aldı mahkeme geçersizdir diye ve bu geçersizliği ile ilgili arkadaşlarımıza beraat kararı verdi büyük bir arkadaş grubumuza. Beraat kararı verdi yani polis ifadesi geçersiz dedi başka da mahkemede delil yok dedi. Yani sanıklar aleyhine delil yok dedi, aynı savcı gibi. Ama ikinci aşamada polis ifadelerinin hepsi geçerlidir dedi mahkeme ve bu dosyada delil var dedi. Tabi polis ifadesi geçerli olduğu için, o ifadeye göre mahkeme kararı yeniden...
SUNUCU: Ve tek delil o ifadeler değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.Evet. Polis ifadeleri geçerlidir dedi. Dolayısıyla bu deliller geçerlidir dedi. Ve cezayı verdi mahkeme. 3 yıl ceza vermiş oldu. Ellerine sağlık.Teşekkür ediyorum Allah razı olsun. Fakat savcımız dedi yani onu daha önce siz de söylemiştiniz dedi. Açıkladı yani gerekçeli kararını da açıkladı savcı. Bakın Yargıtay Genel Ceza kurulu da diyor: Kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı halde diyor, sanığın yüklenen suçlardan beraatı gerekirken, nedenler kapsamında mahkumiyetine karar verildiği için diyor, bu kararın bozulmasına diyor. Mesela mahkemenin bu şeyine tabi biz itiraz ettik. Tabi Yargıtay’ın kararı esastır. Mahkemenin kararına da saygılıyız. Yargıtay’ın kararına da saygılıyız. Fakat böyle bir durum da var. Bir de Yargıtay Başsavcılığı, Bilim Araştırma Vakfı davası dosyasını 2.ağır ceza mahkemesinde iki kere istedi. 1,5 sene boyunca mahkememiz dosyayı göndermedi. Yargıtay savcılığı başsavcılığı istediği halde göndermedi 1,5 yıl. Bu zaman içerisinde yerel mahkeme davayı devam ettirerek davayı mahkumiyetle sonuçlandırdı. Bu da yine aynı şekilde, Yargıtay’ın Yargıtay Ceza kurulu kararları var bu konuyla ilgili yine. Bu da bir bozma nedeni oluyor. Ama takdir yine yüce mahkemenindir. Yani böyle 60’a yakın şey var. Yani parça parça arkadaşlarımız bunları ilan olarak veriyorlar. Vermişler gördüğüm kadarıyla. 60’a yakın. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine’de bu konu da başvuruldu. Ama tekrar söylüyorum takdir yüce mahkemenindir. Yani Yargıtay’ın. Mahkememizindir. Yani biz onların takdirine hiçbir şey demeyiz. Sonuçta niye böyle oldu demeyiz. Yeter ki onlar karar vermiş olsunlar. Yani şimdi Yargıtay aşamasında biliyorsunuz. Ama polis ifadesiyle ilgili olan şey de bu, bu da doğru. Çünkü mahkemenin daha önce kendisi bunu söyledi. Yani polis ifadesinin geçersiz olduğunu kendisi söyledi mahkemenin. Ve geçersiz olduğunu söyleyerek de beraat ettirdi bir arkadaş grubumuzun. Ama arkasından da şimdi geçerlidir dedi. Bir süre sonra. Ve bu delillere dayalı olarak da ceza veriyorum dedi. 1 yılda arttırdı ayrıca. O 1 yıl arttırmanın da gerekçeleri yok. Yani şahıs şahıs gerekçelerinin açıklanması gerekiyordu. Mesela Adnan Oktar’ın şu sebepten arttırdım demesi gerekiyordu. Yok. Ellerine sağlık teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Ama bu da bir bozma nedenidir.
SUNUCU: Şu son söylediğiniz kısım çok ilginç. Yani herhangi bir temyiz talebi olmadan tekrar açılması.
ADNAN OKTAR: Bunda herkes şoka giriyor. Yani hayretler içinde kalıyorlar. Bunu görüp de hayretten böyle ne derler küçük dilini yutuyor, o tarz şaşırıyorlar. Yani görünmemiş bir olay. Hiç kimsenin talebi olmadığı halde Yargıtay bozdu. Ellerine sağlık teşekkür ediyorum. Ama adalet bakanımız bir zahmet bakarsa bu konuya, bir incelerse. Onlara da çok ilginç gelecektir tahmin ediyorum. Yani yakın takipçisi olursa istirham ediyoruz. Ama tekrar tekrar söylüyorum mahkeme ne karar verirse versin başımızın üstüne. Yani benim mahkeme kararına sözüm yok. Ben sadece Yargıtay içtihadlarını söylüyorum. Ve teknik durumu açıklıyorum. Yani niye böyle olur demiyorum.
SUNUCU: Yazdığınız dilekçeye ne cevap gelecek acaba yani o da ayrıca bir merak konusu.
ADNAN OKTAR: Yani tabi artık takdir yüce mahkemenin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Dakikalar saniyeler nedir? 10 dakika.
SUNUCU: Yaklaşık 10 dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: “Müselmanın 24 saati”. Azerice çok şahane. Yeni kitabım. Evet. Çok fazla yabancı dilde de yani bu ara çıkan kitaplardan. Yoksa yüzlerce. Çünkü 60 yabancı dile çevrildi. 300’ün üzerinde kitabım var biliyorsunuz maşaAllah. “Darwin Amca Biz Hiç Değişmedik” diyor fosiller ve hayvanlar. Çocuklar için hazırladık. Çok güzel bir kitap. Bunu çocuklara özellikle hediye ederseniz çok güzel olur. Bak “Darwin Amca Biz Hiç Değişmedik” diyor. Tam çocukların anlayacağı gibi yazılmış. Bol resimli güzel bir kitap. Böyle içi de şirin resimlerle dolu. Görünüyor mu? Tamam evet.
SUNUCU: Hakikaten çok renkli, çok güzel olmuş.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah. Evet, aynı zamanda internet adreslerinizi de söyleyelim. www.Harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden de girip tüm eserleri hem inceleyebilirsiniz hem de ücretsiz olarak da indirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Bunu, bu kitapları ücretsiz indirebilirler rahatça. Ücretli de isterse alabilir ama ücretsiz indirmek çok daha kolay, inşaAllah. İndirip çocuklara oradan her türlü konuyu anlatıp, aktarabilirler. Cübbeli ile ilgili kitabı da özellikle tavsiye ederim. Cübbeli ile ilgili kısma mutlaka girsinler. Yani bir zihniyeti anlamak açısından, bir kişiliği, bir karakteri kavramak açısından çok önemlidir, çok hayatidir. Yani böyle bir ufuk kazanmasını da çok isterim insanlarımızın. www.cubbeliahmethoca.org
OKTAR BABUNA: İki b ile ve u ile.
ADNAN OKTAR: Cubbeli. Ü ile değil u ile. P ile değil b.
ADNAN OKTAR: Evet.
ADNAN OKTAR: www.cubbeliahmethoca.org Oraya girerseniz kardeşlerimiz yani olayı tam anlamıyla görürler. Yani bir kişiliği bir karakteri bu kadar derinlemesine görmek onların ufkunu açacaktır ve İslam alemi nelerle karşı karşıya, neler var neler yok çok güzel kavramış olacaklardır.
ADNAN OKTAR: Yani genel bilgi açısından çok önemlidir. Cübbeli Hoca’nın telaş ettiği kadar da var herhalde. Çünkü biz onu biraz yakalamış gibi olduk bir anlamda. Hakikaten haberim yoktu bunun bu konumundan. Yani tam anlamıyla yakalanmış oldu bazı yönleriyle. Gittikçe daha geniş tahliller yaparak bu mantığı insanlarımıza gösterteceğiz ki ona göre insanlar tedbirlerini alsınlar. Daha dikkatli olsunlar ve nerelerde risk var, daha güzel görsünler inşaAllah. Evet şimdi bir tane hadis söyleyelim de Cübbeli’nin içi açılsın. “Ettaberani Elkebiyr de dedi ki: Ahmed bin Ennadril askeri ve Cafer bin Muhammedul Faryabi nakletti. Ravisi Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler: ‘O dedi ki: Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.)'e anlattım.’ Bakın Peygamberimize yapılan bir konuşma bu. Anlattım diyor. ‘Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi.’ Yedi basamaklı minberin en üst basamağındaymış Resulullah. ‘O buyurdu ki,’ bak Peygamberimiz buyuruyor ki (sav) ‘Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir. Ben de O 'nun son bininde olacağım.’”. Bak ona da açıklık getiriyor. Dünyadan 5600 yıl geçmiştir diyor Resulullah (sav). 1400. Hicri 1400. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400. Suyuti tabi ki Hicri 1500’dür demiyor ama bu hesabı yaparak bunu söylüyor. Hesabı da sekiz tane hadise dayandırarak söylüyor. Hesap da çok açık, çok net. Çocuk olsa anlar bunu. Bak hatta bu kitabı yazan kişi bile diyor ki; “Müellifin görüşü: Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki ümmetin ömrü en az 1400 yıl olacaktır yani 1500’ü geçmeyecektir”. Bunu niye söylüyor; bu 8 hadise dayandırarak söylüyor. Evet yani hesap çıkmaz diyor. Hesap çıksın diye bunu anlatmış Peygamberimiz (sav) inşaAllah. Senin hesaba aklın sarmıyorsa hesaptan anlayan çok insan var, onlar anlarlar. Son dakika mı saniye mi nedir? Bana bir kronometrik söyleyin, bir iki dakika.
SUNUCU: Son 2 dakika.
ADNAN OKTAR: Tamam o zaman bir ayet okuyalım kapatalım, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” istemiyor diyor Allah “müşrikler istemese de” yani yobaz takımı da üçkağıtçılar da, sahtekarlar da değil mi? Sahtekar hocalar da. “müşrikler de istemese de o dini İslam’ı bütün dinlere üstün kılmak için” yani dünya hakimi yapmak için tek din haline getirmek için “elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” (Tevbe Suresi, 32, 33) Bakın ağızlarıyla diyor Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. İslam’ın hakimiyetini istemiyorlar diyor, oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor, ne demek tamamlamak? İslam’ın bütün dünyaya kamil anlamda hakim olması demektir. Bu ne kadar İslam’ın dünyaya hakim olmasını istemeyen ve İslam’ın hakim olmaması için gayret eden ne kadar yobaz müşrik takımı varsa bu ayet ona işaret ediyor ve cevap veriyor. İnşaAllah. Kim varsa, İslam dünyaya hakim olacak istedikleri kadar çırpınsınlar. Allah söylüyor çünkü bak ağızlarıyla diyor konuşarak yani konuşarak “Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar durdurmak istiyorlar” durdurmak istiyorlar “oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de o dini İslam’ı bütün dinleri bütün dinleri üstün kılmak için elçisini hidayeti hak dini gönderen O ‘dur”. Ne zaman olacak bu? Mesih’in inişiyle olacak, ne zaman; on beş yirmi yıl içerisinde inşaAllah ve Mehdi zamanında olacaktır. Mehdi’nin imamlıyla Mesih’in vezirliğiyle ve bu büyük müjde gerçekleşecek bunu Allah söylüyor inşaAllah. Evet, İslam’ın dünya hakimiyetini istemeyen kim varsa inşaAllah.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
SUNUCU: Sizden de Allah razı olsun çok teşekkür ederiz. Evet bir programımızın daha sonuna geldik maalesef. Bu arada hemen unutmadan bir hatırlatma yaparak kapatmak istiyorum programımızı Marmara ve Ege bölgesinde dinlenmekte olan yüz altı nokta dört frekansındaki Mavi Karadeniz radyosundan da bu akşam bizi dinlemiş oldunuz. Evet her akşamki programımızı da ayrıca bu frekansdan dinleyebilirsiniz. Efendim yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar ve mutlu yarınlar diliyorum hoşça kalınız15 Ekim 2009
|