SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyiciler. Samsun Aks Tv, Gaziantep Olay ve TV Kayseri ekranlarında ortaklaşa yayınlanan “Adnan Oktar’la Başbaşa” programıyla karşınızdayız. Ve değerli konuklarım, Sayın Adnan Oktar, Sayın Doktor Oktar Babuna ve Sayın Doktor Cihat Gündoğdu, efendim hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. sizler de hoş geldiniz, lütfettiniz, şeref verdiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederiz, o şeref bizlere ait. Nasılsınız efendim?
ADNAN OKTAR: Allah’a sonsuz hamdolsun, verdiği bütün nimetlere, sağlığa, afiyete.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet bugün birçok sorumuz da var size de yöneltilen izleyicilerimiz tarafından. Aynı zamanda dekorumuzdaki değişiklik de gözlere çarpıyor. Bir tarafta bayrağımız, diğer tarafta Azerbaycan bayrağı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte Azeri kardeşlerimizin gönlü çok müsterih olsun, böyle öpüp alnıma koyuyorum, çöpe koydurmayız bu bayrağı, korkmasınlar. Çöpte yer yok. O birkaç aklı zayıfın ya cahilliği, ya tecrübesizliği böyle bir anormallik yapmışlar. Mukaddestir bizim için, Türk bayrağı da Azerbaycan bayrağı da. İnşaAllah. Yani çok yüksek değeri vardır. Gönülleri çok rahat olsun. Zaten bu konu halloldu ama bu tip olaylardan alınma olmaz. Yani bunun bir mantığı yok, Azerbaycan zaten bizim parçamız, ruhumuz, etimiz, kemiğimiz, konu bitmiş. Dolayısıyla Azerbaycan bayrağı zaten kalbimizin üstünde o. Bizim etimize kemiğimize yapışmış kendi bayrağımız gibi. O bayrağı korumayı biz çok iyi biliriz, inşaAllah, en az Azeri kardeşlerimiz kadar, en az. Gönülleri çok rahat olsun, inşaAllah.
SUNUCU: Evet, bu arada size izleyicilerimizin yönelttiği gündeme ilişkin sorular da var, nasıl yapalım?
ADNAN OKTAR: Evet soruları da sorabiliriz. Atatürk’ümüz 28 Ekim akşamı 1923’de akşam ne dedi arkadaşlarına? “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi. Allah razı olsun. Bakın cumhuriyet idaresi içinde son derece rahat, özgür, huzurlu, sevinç içinde yaşıyoruz.Fikirlerimizi istediğimiz gibi beyan ediyoruz, istediğimiz gibi ibadetlerimizi yapıyoruz, modern bir yapı var, herkes fikrini açıkça söyleyebiliyor, değil mi, münafıkane bir sistem yok, herkes dürüstçe içinden geçeni açıkça söylüyor, baskı yok, şiddet yok, elhamdülillah. Yapılan gizli oylamada 158 milletvekilinin tamamı birden cumhuriyeti kabul ettiler. MaşaAllah. 101 pare top atışıyla kutlandı biliyorsunuz. Ankara inim inim inledi. Benim tabii doğduğum bir şehir olduğu için de iftihar ediyorum ayrıca, inşaAllah. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de biliyorsunuz, Türkiye’de de yarın inşaAllah anlı şanlı kutlayacağız, Allah’ın izniyle, her zaman olduğu gibi. Kıyamete kadar Türk milleti baki, inşaAllah. Türk-İslam Birliğinin lideri olarak bu mübarek millet daima hizmet edecek inşaAllah. Soru neler var?
SUNUCU: O kadar çok sorumuz var ki. Bu arada yalnız izninizle bir hatırlatma da yapmak istiyorum, izleyicilerimiz bizi tüm Marmara Bölgesinde yayın yapan 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz Radyosu’ndan da dinleyebilirler dilerlerse. Evet bu kısa hatırlatmanın ardından sorulara geçebilirim, izniniz olursa.
ADNAN OKTAR: Evet soralım.
SUNUCU: Bir izleyicimiz demişler ki, “Hocam, ben bahsettiğiniz Alevi aslanlarından biriyim. 84 yıl sonra ilk defa Kültür Bakanlığı’ndan aldığımız özel izinle Hacı Bektaş Dergahı’nda Cem töreni düzenlenebildi. Hacı Bektaş Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez “bu tarihi bir andır, bunun tüm Aleviler için önemi çok büyüktür” diyerek bizim duygularımıza tercüman oldu. Sizin Alevi dostu olduğunuzu bildiğim için paylaşmak istedim. Aleviler için “Kuran’ı çok güzel yaşayan, takva, çok candan, sevgi dolu, insan sevgisiyle ruhları coşmuş, mübarek, muhterem insanlar” diye bahsetmeniz hepimizin coşkusunu çok arttırıyor. Allah dualarınızı kabul etsin, hayırlı akşamlar” demişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Buradan bütün Hacıbektaş’lı kardeşlerime de, hepsine selam ediyorum. Ben Hacıbektaş’ta bir hafta da kalmıştım. Çok güzel bir yerdi, çok güzel bir belde. İnsanları da çok güzel ahlaklı, çok sevecenler. Aleviler bizim canımız, ruhumuz inşaAllah. Türkiye’nin çimentolarındandır, yiğitliklerinden, delikanlılıklarıyla, baş eğmez Aleviler. İşgalci kafa çok iyi bilir Alevi ruhunu. Çok yamandırlar, bütün Türk milleti gibi çok yamandırlar fakat çok içli, çok derin, güzellikleri çok iyi keşfeden, onları çok güzel anlatan, ruhunda sürekli aşkı yaşayan insanlardır, tutkuyu yaşayan insanlardır. Bu tertemiz insanları zaman zaman çok garip, çirkin iddialar öne sürülmüştür. Hepsini bilmukabele iade ediyorum, inşaAllah, inşaAllah, hatta yüz milyon misliyle mukabele ediyorum, yani geri gönderiyorum. Tüylerine dokundurtmayız EvelAllah, onlar bize Allah’ın emaneti, baş tacımız, çok temiz ve değerli insanlar. Hepsine, bütün milletime ve onların hepsine selam ediyorum. Teşekkür ederim, çok rahat olsunlar inşaAllah.
SUNUCU: Evet, güncel konulardan Caddebostan’dan bir izleyicimizin sorusu var, demişler ki efendim; “Adnan Hocam, İran’la ticarette yeni adım atıldı. Riyal ve Türk lirası ortak para oluyor. İran’la ticaret de artık Çin ve Rusya’yla yapılan anlaşma gibi Avro ya da Dolar gibi döviz kurları devre dışı bırakılacak, Türk Lirası ve Riyal kullanılacak. Bu Türk İslam Birliği’nin adım adım oluştuğunu gösteren çok güzel bir gelişme değil midir Hocam? Türkiye Cumhuriyeti yüzyıllar boyunca üç kıtaya hükmetmiş büyük bir imparatorluğun mirasçısıdır. Türkiye bu mirasa yeniden sahip çıkıyor ve büyük bir süper devlet olma yolunda. Bugün dünyaca ünlü analistler tarafından Türkiye kaçınılmaz lider ülke olarak gösteriliyor. Her gün haberlerde okuduğumuz gelişmeler Türkiye’nin, tüm Türkî cumhuriyetlerin ve İslam ülkelerinin doğal lideri olacağına işaret ediyor. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah. Lideri olacak değil, oldu. Oldu, daha adı konmadı yani fiiliyata geçmedi yoksa Türkiye çoktan lider oldu. Allah’a çok şükür. Fakat bu aşamada devlete destek çok önemli; devlete, orduya, polise daima destek olmak… Özellikle bu iddia edilen Ergenekon örgütünün melanetlerine karşı devleti korumak vatandaşın da görevidir. Vatandaş elindeki bilgileri, belgeleri devletin ilgili kurumlarına göndererek hizmet edecekler. Çünkü neden; üst bürokratları da bunlar tehdit ediyorlar, ızdırap veriyorlar. Mesela adamcağızın düğününe gidiyor, adam hortlak gibi karşısına dikiliyor. “Selamünaleyküm ben geldim. Bu mutlu gününüzde sizi tebrik etmek için geldim.” diyor. Adamın eli ayağı boşanıyor. Git dese bela. Gitme dese gene bela. Sırıtarak poz veriyor adam. Ve bürokratlar bunlardan yaka silkiyorlar. Zamanında bunlar her yere böyle musallat olmuşlar. Mesela ‘senin çocuk falanca yerde okuyormuş’ diyor, ‘okulu var’ diyor, ‘okula gidip gelirken istersen ben bırakayım’ diyor, ‘rahatlık olur’ diyor. Mesela çok kahpece gizli bir tehdit, çok alçakça. Adamcağız da tek başına bir adam... Şimdi bunlar, iddia edilen Ergenekon, bu iddia edilen örgüt it sürüsü gibi adamlar ve profesyonel katillerden oluşuyor büyük bölümü. Adamcağız da korku belasına bunlara katılıyor, boyun eğiyor yani bunların melanetlerine boyun eğiyor. Mesela bak geçenlerde Yargıtay’daki bir üyenin diyor ki; “kızının” diyor, bakın “kızının fotoğrafları var elimizde” diyor. İddia edilen Ergenekon örgütü dosyasında bu; “fotoğrafları var, uygunsuz” diyor. “Onun için rahat olabilirsiniz o kişiye karşı” diyor. Adamı esir almışlar. Şimdi adamcağız belli bir yere kadar yükselmiş. Bak onu çocuğundan vurmaya kalkıyor görüyor musun kahpeliği? Şimdi böyle bir durumda böyle bir örgütü devam ettirmeye kalkmak çok büyük bir zulüm değil mi? Bizzat örgütün üyeleri ele versinler bunları ve konu kapansın. Biz onların hapishanede yatmasının meraklısı değiliz, örgütün dağılmasını istiyoruz o kadar. Yani milletin yakasından düşecekler, bu kadar. Hepsi rahatsız aşağı yukarı, ama hepsi de bu belanın içinde. Şimdi bir zincirleme sistem var, PKK da bunu yapıyor. Mesela o kendini PKK’lı tanıtıyor, o da kendini mecburen PKK’lı tanıtıyor kendi kafasına göre mantıken, o da kendini PKK’lı tanıtıyor; halbuki hepsi nefret ediyor. Şimdi bu örgütte de böyle. Böyle bir cinayet örgütüne adam üye olmak ister mi, aklı başında birisi? Hani insan buna üye olmak ister? Pislik adamlar, adam yani bir de bakıyorsun adam kendini hava gazı borusuna asmış, bilmem ne borusuna asmış. E ne oldu? İntihar etmiş adamcağız diyorlar. Ne olacak hiçbirşey yok diyorlar. Yakın atışta kendini vurmuş diyor, görmüyor musun kokain de çekmiş üstelik diyor. Kanında da kokain çıktı diyor dana ne olsun içki var kokain var, bakın o mesela bir insan ismini vermeyeyim. Sağ elini kullanmıyor sol elini kullanıyor. Sol kolu ve yahut tam tersi, şimdi sol kolunu kullanmayan bir insan veya sağ kolunu kullanmayan bir insan o kolunu kullanmaya başladıysa birden bire o anda... Bak bu kadar ahmaklar, bakın bu kadar açık aleni yapıyorlar yani , bu kadar aleni yapıyorlar. Ne oldu? Yok birşey olmadı diyor yakın atış görmüyor musun? Barut izide var adamın üstünde, kardeşim sen adamın eline tutuşturusan silahı zorla da dayarsan kafasına , tetiğine de basarsan öldürürsün adamı tabii yahut şehit edersin. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı diyorlar, kendini öldürdü geçmiş olsun. Şimdi bu örnekleri de görünce birçok üst bürokrat çekiniyor. Onun için vatanın milletini seven herkes bu nalet örgütten, bu nalet yapılanmadan kurtulmak için, her türlü bilgiyi belgeyi versin bakın artık Yargıtay’daki insana kadar musallat olmuşlar. Bakın kahpeliğe bak kızının diyor filmi var bizde diyor. Sağlam olay diyor. Yani istediginizi yaptırabilirsiniz ona diyor. Yani git söyle diyor sen gerisine karışma diyor. Şirret adamlar. Ben bu yargılananları tenzih ediyorum onlara sözüm yok çünkü mahkeme sonucundan sonra durum belli olacak. Ama örgütün asıl yapısı, onun için yani bunlar şamata yapabilirler bunlara hiç kimse aldanmasın, yani hepsi usulen konuştukları laflardır. Atatürkçülükleri de sahte, milliyetçilik’leride sahte, Türkçülük’leride sahte. Türk milletinden nefret ediyor adamların açıklamaları var, çok net sarih, bir tane iki tanede değil.
SUNUCU: Evet bir ifade okumuştunuz geçenlerde bir programımızda mesela yazıp mektuplar gönderin. Karşıt düşünce veya iftira atıcı şekilde yazılı kağıtlar gönderin. İftira atıcı, nasıl tehlikeli.
ADNAN OKTAR: Bakın, kafanızı çalıştırın diyor sanki kafaları çalışmıyormuş gibi, kafanızı çalıştırın iddia edilen Ergenekon Örgütü yazışmalarından, din yani islamiyet bizim için bizim için derken aklına ne gelirse gelsin diyor, her şeyi kastediyorum zararlıdır. İslamiyet zararlıdır diyor. Çokça eğlence düzenleyin diyor dansöz, Rus revüsü, ne bulursanız getirin, içkiyi zorlayın, din ve milliyetçilik duygusunun nasıl zayıflatılacağı, nasıl yok edileceği açık, bunları uygulayın. Bakın din ve milliyetçilik duygusunu, Türk milliyetçiliği nasıl zayıflatılacağı nasıl yok edileceği açık bunları uygulayın. Hani sen Türkçü milliyetçiydin? Niye sahtekarlık yapıyorsun? Osmanlı hayranlığını kırın, ecdada bağlılığı da kaldıracaklarmış... Haşa Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın. Halbuki ahlaken çok yüksek bir ahlaka ve seziye sahiptir Türk milleti. Allah onun için lider yapmış Türk milletini. Özellikle cinsel konularda sınırları zorlayın her türlü anormalliği yapın, bu konu insan zafının başında gelir. Bakın diyor ki; hanımlarımız diyor aile gezmelerinde eğlencelerde dekolte giysin, açık-saçık giyinsinler diyor. Hanımlarımız diğerlerinin hanımlarını açık giymeye teşvik etsin, yetişmiş kızlar içinde bu geçerlidir ve devam ediyor. Bakın ama burada asıl bombayı patlatıyor diyor ki; Müslüman grupları kastediyor. Özellikle bizi kastediyor, onların adına diyor dinci dergiler-gazeteler gönderin, akrabalarının adını öğrenin, onların isimleri ile başlarını belaya sokan mektuplar gönderin.
SUNUCU: Ki siz böyle bir olay yaşadınız.
ADNAN OKTAR: Bize tam uygunlandı yani bize mahkeme açılmasının nedeni budur. Yani şu yapılan uygulama ile yapıldı bu. Bakın onların başlarını belaya sokan mektuplar gönderin hatta kart gönderirseniz okunması daha kolay olur diyor. Ve bire bir bize uygulanmıştır bu, bizim adımıza her yere mektup gönderdiler, bakıyoruz Allah’a çok şükür ki, bilirkişi raporuyla, mahkeme kararlarıyla bunların oyun olduğunu sahte olduğunu ispat ettik. Ama bakın buna rağmen bu olaylar oldu.
SUNUCU: Tabii o on yıl zarfında kim bilir kaç kişinin başına da benzer olaylar geldi. Bu insanların bu taktikleri yüzünden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi Oktar Türkiye’de 12 imam o kadar bilinmez az bilinir. Yani bilen bilir de bilmeyenler de vardır. Milletemizi bilgilendir. Oku bakalım İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, Şia mezheplerinde, Caferi veya İmamiye mezhebine göre 12 tane dünya din işlerine bakan...
ADNAN OKTAR: Hayır sen onu bilmiyorsun, ver bakayım. Sen ne diyorsun? Burada böyle bir yazı da yok ayrıca Ehl-i Sünnet inancına göre denir. Sen nerede Şia Caferi olur mu? Alevilikte, Şiilikte Caferilikte ve Sünni inançta 12 imam biz onlardan gelen Ehl-i sünnet inancının kökeni 12 imam ve sahabelerin getirdiği rivayetlerledir. Bütün Hz. Ali’den gelir yani Müslümanların gözbebeğidir Hz. Ali ve biz onun ahlakına ve kişiliğine Resulullah’tan öğrendiği kişiliğine uyuyoruz. Hz. Hasan’ın, Hüseyin’in ahlakına uyuyoruz. Dolayısıyla sen sadece buradaki yazıları oku. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İmam Hazreti Ali, Ali el-Murtaza Peygamberimiz (s.a.v)’in amcasının oğlu ve damadı olup ona ilk iman edenlerdendir. Hazreti Osman’ın şehit edilişinden sonra halife seçilen Hz. Ali, ehl-i sünnetin raşit halife olarak tanıdığı halifelerden dördüncüsüdür. Şiiler Hz. Ali’yi ilk imam olarak kabul ederler, Hicri 40 yani Miladi 661 yılında şehit edilmiştir.
OKTAR BABUNA: Ver bakım o alıntı pek şeye benzemiyor. Şiiler Hz. Ali’yi ilk imam olarak kabul ederler zaten imam yani Sünnilere göre de imamdır. Evet Hz. Ebubekir, Osman ve Ali... o anlamda diyorlar. O ayrı mesele o şey değil, yani manen ilk imamdır diyorlar o doğru, diyebilirler evet. En iyisi ben okuyayım çünkü senin fazla bilgin yok. Hasan el-müşteba imam Hz. Hasan, Hz. Ali şehit edildikten sonra Hz. Fatıma’dan olan büyük oğlu, Hz. Hasan’a imam olarak biat edilmiştir. O devirde Hz. Hasan’ın görünüş olarak Hz. Muhammed’e benzediği söylenmektedir diyor, öyle. Söylenmiyor öyle. Müthiş benziyordu Hz. Hasan Peygamberimize aynısıdır. Hüseyin şehit diyor evet imam Hz. Hüseyin o mübareği, o canımızı biliyorsunuz o devirde kansızlar şehit ettiler. Babası Hz. Ali annesi Hz. Fatıma’dır üçüncü imamdır. Hz. Ali’nin en küçük oğludur. Muaviyenin oğlu Yezid’in askerleri tarafırdan Kerbela çölünde şehit edilmiştir bu bizim aslanımız. 10 Muharrem aşure günü oldu şehadeti. Ali Zeynel Abidin yani sadece imam Zeynel-abidin Hz. Hüseyin oğlu Kerbela olayı sırasında hasta olduğu için savaşmamıştır. Hastalığının vesile olmasıyla şehit edilmekten kurtuldu. Allah vesile etti. Hz. Muhammed (s.a.v) in ve Hz. Ali soyu , imam Zeynel Abidin ile yürümüştür. Benim dedemdir soy olarak, silsilede dedem’dir evet. Muhammed El-Bakır, imam Muhammed Bakır, babası Zeynel Abidin’dir. Bütün ilimlere vakıf olduğu için kendisine ilimde ve fazilette üstün anlamına gelen El-Bakır lakabı verilmiştir. Onun konuşurken insanlara faydalı olabilecek şeylerden bahsettiği hikmet dolu bir üsluba sahip olduğu bilinmektedir. Evet, imamette hem anne hem baba tarafından Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) ile akrabalık bağı bulunan ilk imam, kan bakımından. Cafer-i Sadık, bütün mezheplerin imamıdır inşaAllah. İmam-ı Azam’ın da hocasıdır inşaAllah, Cafer-i Sadık. İslam tarihinin mümtaz alim ve muttaki şahsiyetlerindendir. Babası Muhammed ül Bakır’dır. İmam Musa Kazım Cafer-i Sadık’ın oğlu olup yedinci imam olarak kabul edilmektedir, öyle zaten, Ehl-i Beyt’in eziyet gören mensuplarından biridir, yani çok işkence gördü. İmam Musa Kazım da dedeleri gibi geceleri kendisini tanıtmadan fakirlere yardım ederdi. Kendini hissettirmiyor, fakirlere yardım ederdi. İmam Ali Rıza, babası Musa el Kazım’dır, sekizinci imamdır. Rıza min Al-i Muhammed lakabıyla anılmaktadır. Efendim, birçok eseri var, birçok kitabı var inşaAllah. Muhammed, İmam Muhammed Taki dokuzuncu imam. Çok ibadet eden, kendini Allah’a adamış anlamına gelen taki sözcüğü ise lakabıdır. Babası İmam Ali Rıza vefat etmesinden sonra 17 yaşında iken imamlık görevine başlamıştır 17 yaşında maşaAllah. İmam Ali en Naki onuncu imamdır. Asıl adı Ali’dir. Lakapları naki, temiz, pak, hadi, doğru yol gösteren demektir, Mehdi’nin de lakabıdır hadi. İmam Ali Naki babası vefat ettiğinde 7 yaşındaymış sevimli canıyla. Babasının vasiyeti üzerine imamlık görevini üstleneceği için çok iyi yetiştirilmiştir. Genç yaşta herkese verdiği güven, ilişkilerindeki akıl ve olumlu yaklaşımla ilgi, sevgi ve saygı görmüştür. İmam Hasan ül Askeri onbirinci imamdır. Ceddi gibi yaşadığı devrin din bilgileri açısından büyük ulemasıydı. Yaşamını dünyevi hazları terk ederek takva içinde geçirmiştir. Birçok eseri var yani yazdığı fıkhı. Son olarak da İmam Muhammed Mehdi. Muhammed el Mehdi bin el Hasan, bu minik güzel can da bir mağaraya saklanmıştı o devirde biliyorsunuz inşaAllah. Sonra ondan haber alınamadı. Fakat tabii burada birşey düzeltme yapayım. Ahir zamanda gelecek Mehdi, Peygamber Efendimizin soyundandır fakat anneden babadan doğarak zuhur edecektir, yani Medine’de doğacak diyor Peygamber Efendimiz. Yoksa yani böyle hani bin küsur sene yaşayan bir insan şeklinde değildir. Zaten bunun böyle olduğunu da bütün kardeşlerimiz görecekler, şu an zaten bütün alametleri zuhur etti, biz her zaman sayıyoruz Mehdi’nin bütün alametleri zuhur etmiştir. Seyittir, Hz. Ali’nin soyundandır gelecek Mehdi, bütün alametleri yani sırtındaki benleri, dış görünümü. Adı adıma uygundur diyor Peygamber Efendimiz. Onu biraz daha şerh edip açıklayayım, gerçi bu da olay olacak biraz ama izah etmek gerekiyor. Şimdi Demirel’in, Süleyman Demirel’in babasına insan hitap ederken ne diye hitap ederler? Ona da Sayın Demirel diyorlar, değil mi? Sayın Demirel derler. Hitap adı odur.
SUNUCU: Toplumda soyadıyla anılır, tabi.
ADNAN OKTAR: Süleyman Demirel’e ne deniyor?
SUNUCU: Sayın Demirel.
ADNAN OKTAR: Sayın Demirel deniyor. Bakın adı adıma uygun, babasının adı da babamın adına uygundur diyor. Bak adı adlarıma uygun, babasının adı babalarımın adlarına uygundur demiyor.
SUNUCU: Ya da adlarından birine değil.
ADNAN OKTAR: Babamın babasının adlarından adlarına uygundur demiyor. Bir tane addan bahsediyor. Bak, kendi adındadır diyor bir tane addan bahsediyor, adı benim adıma uygun, babasının adı da babamın adına uygundur. Bu ne demektir? Tek bir ad var demektir. Bunun şimdi açıklamasını yapsak ortalık karışacak ama.
SUNUCU: Şöyle, soy ismi.
ADNAN OKTAR: Evet, soy ismidir. Orada kast edilen soy ismidir.
SUNUCU: Peygamber Efendimizin soy ismi daha ön plana çıkmış oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet yani benim anladığım, Allahualem, Adnan ismi yani çünkü Peygamber Efendimizin Hz. Ali’nin kendi hitabı da var: Mustafa Adnan diyor. Hadi olan Mustafa Adnan diyor Peygamber Efendimize hitap ederken. On milyonlarca Adnan var dünyada fakat yani şunu demek istiyor Peygamber Efendimiz: baba tarafından seyittir. Çünkü bakın annesinin adı annemin adına uygundur demiyor, yani anneden yana soyu tutar demiyor. Babamdan yana diyor, adı adıma, babasının adı babamın adına uyar, baba tarafından seyit olduğunu anlıyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Az önce birşey dikkatimi de çekti, imamları sayarken şöyle bir ifade de kullandınız: Benim dedemdir dediniz. O zaman seyitsiniz değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Ben seyitim tabii ama hocam da seyittir.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, doğru.
ADNAN OKTAR: Ben hocamı görmüştüm, ne dedim sen seyit misin dedim.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir gece ilk defa hocamızın sohbetine katıldığımda hemen göz göze geldikten kısa bir süre sonra, bir dakika sonra zaten hocamız sordu: seyitlik var mı sende diye. O sırada ben çok şaşırmıştım çünkü o güne kadar kimse bana bu şekilde bir teşhiste bulunmamıştı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi iki türlüdür; bir şecerede seyitler vardır Anadolu’da böyle gelenekseldir hocamızda olduğu gibi. Onlar katlarlar, kağıt içerisinde böyle silsile olarak şecere. Ben seyit olduğumu sonra öğrendim. Bir profesöre, soy ilmi araştıran bir profesöre incelettirdik, onun tespitiyle anladık. Kafkasya’daki soyumuza bakınca Kafkas seyitlerinin listesinde dedemin ismini bulduk, oradan bütün bağlantıyı çözdü o profesör. 33 silsilelik çıkarttı yani bilimsel olarak araştırma yani böyle tez haline getirdi yani bilimsel tez halinde hazırladı, onu kitap haline de getirecek bizden müsaade istiyor, bu çalışmasını tez olarak hazırladı, böyledir. Ama tabii milyonlarca seyit vardır onu da söyleyeyim, bakın hocam da seyittir, İstanbul’da en az üç beş bin tane seyit vardır. Çok fazla seyit var.
SUNUCU: Peki efendim baba tarafından mı anne tarafından mı sizin?
ADNAN OKTAR: Benim baba tarafından evet. Yalnız şimdi Meltem sen böyle konuşuyorsun, yarın bütün internet sitelerinde hoca ilan etti diye ortaya çıkacak.
SUNUCU: Ama birşey doğruysa evet siz defalarca söylüyorsunuz benim hiçbir zaman Mehdilik gibi bir iddiam yok diye, hatta ve hatta programımızda yemin de ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yemin ettim.
SUNUCU: Ama tesadüfleri de bir şekilde söylememiz lazım konuşuyorsak eğer programımıza değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Yani Allahualem demek istediği o Peygamber Efendimizin. Adı adıma uygun, babasının adı da babamın adına uygun dediği odur. Yani o da aynı ismi tanır, tek bir isimde ittifak var diyor, aynı isimdir diyor. Yani baba tarafından seyittir, bu anlama geliyor ve dolayısıyla aynı şecereden geliyor çünkü anlamı başka türlü olacak gibi olmuyor çünkü mesela Peygamberimizin dört ismi var. Adı adlarıma benzer demesi gerekiyor. Adlarımdan birisidir, ad ad mı benzer diyor? Hitap ismi olarak Adnan’dır ismi. Mustafa Adnan’dır yani soyismi Adnan’dır. E babasının soyismi de Adnan, dolayısıyla Allahualem böyle gibi görünüyor. Ama benim ilk tespit ettiğim, anladığım böyle oluyor ama milyonlarca Arabistan’da, Libya’da, Suriye’de Adnan isminden geçilmez. Yani ismin mutabakatı bir şey değildir. Cübbeli de geçenlerde diyor ya: hiçbir yönden benzemiyor diyor.
SUNUCU: Peki bu bilgileri ulaştığı için mi acaba, hani sizin olduğunuza kanaat getirdi de ondan mı bu kadar şiddetli bir cephe aldı?
ADNAN OKTAR: Ya bir kere ben fıtrat olarak yani bu tarz birşeyi yapacak bir insan değilim. Yani ben nasıl yapayım böyle bir gün ortaya çıkıp ey ahali, yani olacak iş mi bu? İslam dünyaya hakim olur, Mesih’i görürüz, elini öperiz değil mi? O bizi mesh eder alnımızı, tüm Müslümanları mesh eder. E onun imam olarak seçtiği bir insana biz ne diyeceğiz? Tabii ki Allahualem Mehdi’dir diyeceğiz. Bunun dışında bir delil olmaz. Ama ben bunları anlatacağım tabii yani. Cübbeli istediği kadar şöyle desin böyle desin, bir başkası başka türlü desin. Çünkü mühim olan doğruyu söylüyor olmamız. Ben doğruyu söylüyorum. O gün panik halde, bakın orda çok manidar o, geçen gün de söyledim; “hiçbir cihette benzemiyor” diyor. Ya kardeşim bir kere Mehdi’ye benzeyen İstanbul’da, yani İstanbul kaç milyondur yaklaşık?
OKTAR BABUNA: Yedi milyon civarı.
ADNAN OKTAR: Yedi milyon...
OKTAR BABUNA: On milyon pardon.
ADNAN OKTAR: On milyon, beş milyon erkek olduğunu düşünelim. Orta yaşta da iki buçuk milyon insan olduğunu düşünelim. En az 1 milyon insan Mehdi’ye benzer İstanbul’da, en az. Bizim millet siyah saçlıdır genellikle. Bir kere buradan benzer. Sakallı birçok insan var, oradan da benzer. Niye yalan söylüyorsun hiçbir yönden benzemiyor diye. Ya benziyor, bazı yönleri benziyor de, ben de benziyorum desin. Yani kendi de benziyor. Kendi de söyleyebilir.
SUNUCU: Veyahut sizin söylediğiniz gibi hani onu bizler bilemeyiz, Hz. Mesih’in gelişiyle onu anlayacağız da diyebilir yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani İslam dünyaya hakim olduğunda Mesih ile beraber namaz kılan kişi Mehdi’dir ama doğru der, ben de benziyorum Mehdi’ye, sakallı diyor, onun da sakalı var. Mahmut hocamızın da sakalı var, o da benziyor. Talebeleri , zaten oradaki herkes sakallı cümbür cemaat hepsi benziyorlar. Çoğu orta boylu, o yönüyle de benziyorlar. E niye hiçbir yönden benzemiyor diyorsun, yalan söylüyorsun. Benziyor ama dersin bu delil değildir. Yani bununla böyle bir iddia olamaz dersin, e bu doğru. Zaten kimse de iddia da bulunmadığına göre, değil mi? E benim alnım açık, benziyor doğru. Benim burnum küçük, bu da benziyor, doğru. Orta boyluyum benziyor. Kaşlar benziyor yani birçok şey benziyor. Açık belli yani, bu inkar edilecek gibi değil. Birçok yönden doğru benziyor olabilir, ama iddia edemez böyle kimse dersin bu inandırıcı, doyurucu, inandırıcı olur bu ve samimi bir ifade olur. Ama hiç benzemiyor dersen, bu panik ifadesidir. E o zaman bir bildiğin vardır senin. Demek ki bir şeylere kanaatin gelmiş.
SUNUCU: Ve bu doğrultuda Türk İslam Birliği’ne, kıyamet tarihine dair herşeye karşı çıkıyor. Bu da çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Bakın tabii, onu nasıl vahim çizgilere getiriyor. Mesela İslam Birliği’nden bahsedemiyor. Kardeşim sen bir Müslüman olarak nasıl Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasını, her gün savunmuyorsun? Her gün savun, ne korkuyorsun? Türk İslam Birliği’ni savunsana. Türkiye bütün bölgenin lideri olsun de. Dünyaya İslam hakim olsun, bütün dünya barış kardeşlik içinde yaşasın de. Ancak gücü Alevi kardeşlerimize, Caferi kardeşlerimize, Vahabilere; yani onların kendilerini savunamayacaklarını zannediyor. Bir kere biz onların tüyüne dokundurtmayız yani. Bunu bırakacak, yok pırasa gibi doğrayacakmış, yok maydonoz gibi doğrayacakmış. Bıraksın bunları, onlar Allah’ın tertemiz kulları. Çok efendi insanlar, çok muhterem insanlar. Allah onları emanet verdi bizlere inşaAllah. Hz. Ali’nin aşıkları, Resulullah aşığı, Allah aşığı onlar, on iki imam aşığı onlar. Bütün ehl-i sünnet gibi, bütün kardeşlerimiz gibi. Bu tip fitnelerden kaçınacak. O fitne çıkarmaya çalıştıkça o fitnesini ben bozarım, yani ona müsaade etmem. Bir kere onu bırakacak, bu tip şeyeri bırakacak. Oktar hocam bana bir mesajın var heralde, bakayım neler yazmışsın.
SUNUCU: Zaman zaman da bela okumaya vardıracak şekilde bir öfkesi var. Mesela bu da çok ilginç değil mi? Yani eğer yalan söylüyorsa işte Allah onun belasını versin, ama ben söylüyorsam da benim vermesin gibi hani böyle bir taraflı, yanlı bir şey.
ADNAN OKTAR: Çok acayip birşey, yani diyor ki, kim yalan söylüyorsa diyor Allah onun belasını versin diyor ama bana bir şey olursa sakın o şekilde almayın diyor. Allah Allah o zaman onu niye diyorsun? Nitekim onun arkasından da yatalak oldu, o sözü söyledikten sonra değil mi ağır hastalık geçirdi, ameliyat oldu. E biz desek ki bak belasını buldu diyor muyum ben? Allah hidayet versin diyorum, Allah şifa versin. Allah doğru yola eriştirsin. Allah aklını açsın. İmam Rabbani’den yine bugün konuşmasında birkaç hafta içinde Mehdi hakkında bir kitabım çıkacak demiş. Mehdi çıkacak ama bu yüzyılda çıkmayacak diyor. Sıkıldı ya, bunu delilleriyle anlatacağım diyor. Keşke bir anlatsan da keşke cevabını versek. Sen nasıl anlatacaksın? Yani 15 gün arayla ay güneş tutulmasını nasıl nereye tevil edeceksin? Kabe’de baskın yapılmasını nereye tevil edeceksin? Fırat’ın suyunun kesilmesini nasıl tevil edeceksin sen? İran-Irak savaşı, Afganistan’ın işgali değil mi? Yani say say say say bitmez. Kuyruklu yıldızlar.
SUNUCU: Sonradan vazgeçti değil mi? İlk başta…
ADNAN OKTAR: Hayır diyor. Başlangıçta diyor her an çıkabilir diyor yani saat itibariyle. Şu an, şu dakikalarda dahi çıkabilir diyor. Hazır mısınız diyor. E ne oldu kardeşim sana birden bire böyle ya? Bu konu çok merak ediliyordu hocam diyormuş sunucu, Adnan Oktar İmam Rabbani, İmam Suyuti’ye iftira attığından bu konuda reddiyeler hazırlıyormuş diyor. Yani İmam Rabbani hani şu bin yıl var ya, şu yedi bin yıl var Suyuti, bunu iftira olarak alıyor. Çok sakin olsun. İftirayı çok kapsamlı olarak, yani iftira dediğim de yalan söylüyor yani, iftira diyemeyiz, yalan söylüyor. Bir kere İmam Rabbani konusunu çok iyi incelemesi gerekiyor. İmam Rabbani bakın iki konuya dikkat çekiyor. Bir, Lulin kuyruklu yıldızını açıklıyor, çift uçlu kuyruklu yıldız ve Batı’dan Doğu’ya gidecek diyor ve o çıktığında Mehdi çıkacak diyor. Kendi zamanında böyle bir kuyruklu yıldız çıkmamış. Ve hiçbir alamet oluşmamış. Oluşmadığı için de, bir kere halife var başta. Yani halife olmaması lazım Mehdi’nin çıkması için. Yani hiçbir cihette uygun değil o devir. O alametleri görmediği için Mehdi çıkmayacak demiştir. Ama diyor ki bakın; Resulullah’ın irtihalinden, vefatından bin yıl geçtikten sonra Mehdi zuhur edecek diyor. Yani ikinci bin yılda. Şimdi bunu da anlamamazlıktan geliyorlar. Hicri 1400’deyiz değil mi inşaAllah? 1430’dayız. 1000 yıl geçti mi, geçti. Ne kadar geçti? 400 yıl geçti, 430 yıl geçti. Tamam. Demek ki İmam Rabbani’nin dediği tarihe girmişiz. İkinci bin yıla girmişiz. Onun gelişi de ikinci bin yıldadır. Bin bitecek, ikinci bin yıl başlayacak ondan sonra Mehdi gelecek diyor. Karmaşık bir şey yok. Fakat bunu anlamazdan geliyorlar, by sefer de üçüncü bin yıla çıkartıyorlar bunu, ikinci bin yıl da bitecek diyorlar, ondan sonra üçüncü bin yıl. Yani artık yedi yüzyıl, sekiz yüzyıl sonra getirmeye çalışıyorlar. Yani o Mehdi korkusu artık bu açık ifadeleri de anlamazdan gelmelerine sebep oluyor. Bakın diyor ki; Resulullah’ın vefatından sonra bin yıl geçmesi. Biz kaçtayız, 1400’deyiz. Bin yıl çoktan geçmiş işte, tamam. Değil mi, sadece onu demiş bak bin yıl geçtikten sonra. Başka bir şey yok. 1000 ile 2000 arasında. E vakit gelmiş, Suyuti ne söylüyor? Ümmetin ömrü, bir takvim olarak belirtiyor bunu, yedi bin yıldır diyor. Bakın net rakam veriyor. Bunu sekiz hadis-i şerifde belirtiyor. Arkasından ne diyor, beş bin altı yüz yıl geçmiştir diyor. Bundan bir hesap çıkmaz diyor Cübbeli, kardeşim iki tane rakam olduğunda nasıl hesap çıkmaz ya? Bir yerde yedi bin var, bir yerde beş bin altı yüz var. Yedi binden beş bin altı yüzü çıkarırsan bin dört yüz kalır. Bin dört yüz ile bin beş yüz arasında her şey bitecek. Ve önce niye peki bu panikle yedi bin yıl ile ilgili hadis yok dedin peki o zaman. Niye paniğe kapıldın? Niye bu yalanı söylemeye gerek duydun? Fatih Altaylı’nın programında dedi, efendim dedi; yedi bin yıldır dünyanın ömrü dedi, hatta bir de hesap vererek de anlatıyor, şurdan şuraya, şurdan şuraya şu toplam yedi bin yıldır, bakın dikkat edin, arkasından ne dedi; bu konuda ne ayet var, ne de hadis-i şerif var, hiçbir şey yok dedi. İslam alimleri öylesine bunu söylemiştir dedi. Arkasından da çıktı dedi ki; evet bu konuda hadis-i şerif var dedi. E kardeşim bak yalan söylemişsin. Bu sefer de dedi ki, bu hadis-i şeriften hesap çıkmaz diyor. Kardeşim rakam niye verir Peygamber? Hesap yapın diye veriyor sana rakamı. Yani ne amaçla verilir rakam? Ve üstelik bütün alametler de çıkmış. İmam Rabbani diyor, bak kuyruklu yıldız bir, bir de sahtekar bir hoca çıkacak diyor istanbul’da, Medine’de Mehdi’karşı. Bu iki alamete dikkat çekiyor. Biri diyor iki uçlu bir kuyrukluyıldız çıkacak, Lulin 2009’da çıktı. Ki Allahualem aynı devirde o İmam Rabbani’nin anlatışının. Bir de sahtekar bir hoca çıkacak diyor İstanbul’dan. Mehdi’ye karşı mücadele verecek diyor. Yani Mehdi’ye karşı halkı kışkırtacak, Mehdi aleyhinde faaliyet yapacak diye iki tane alamet.
SUNUCU: O da çıktı mı peki?
ADNAN OKTAR: Bence o da çıktı. Bu sahtekar hoca da çıktı. Onu da başka bir programda anlatırız. Boş yere çırpınıyor. Nur talebelerinden de geçenlerde ağabey, ben çok severim kardeşlerimizi, Yeni Asya Gazetesi’nden ismini hatırlayamadım bir değerli ağabeyimiz. Ben çok severim Yeni Asya Gazetesi mensuplarını. Çok samimi Nur talebeleridir. Üstad diyor Mehdi’dir diyor. Doğru. Bir anlamda Mehdi’dir. Yani çok Mehdiler geçmiş. İmam Rabbani, İmam Gazali, Said Nursi bunların hepsi Mehdi’dir. Ama Said Nursi ne diyor? Hiçbirisi diyor bu üç görevi birden yapma cihetinden ahir zamandaki Mehdi ünvanının alamamıştır diyor. Kendisi dahil.
SUNUCU: Hepsi bir görevi yapabilmiş değil mi?
ADNAN OKTAR : Bir görevi bir cihette yapmışlardır diyor bakın. Yani Türkçe anlatıyor. Net bak. Hepsi bir görevi bir cihette yapmışlardır. Ben de diyor diyanet yönünde yani iman hakikatleri görevini bir yönde, bir yönün bir cihette yaptım diyor. Mehdi geldiğinde iman hakikatlerini çok kapsamlı anlatacak, Risale-i Nur’u tam program olarak alacak, Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek diyor. Bu birinci görevi olacak diyor, asıl görevi diyor. Ama halkın gözünde diyor bu birinci görev önemsiz görülecek diyor. Yani asıl o saltanat aleminde, İslam ordularıyla diyor işte böyle hakimiyet yönünde bekledikleri için diyor, bu birinci yöne o kadar ehemmiyet vermiyorlar diyor. Ama asıl budur diyor. Yani Mehdi’nin asıl ana özelliği budur diyor. Sadakat, metanet ve tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirdler olacak, o cemaatiyle, arkadaşlarıyla o birinci görevi tam yapmış olacaktır diyor. İnşaAllah. Ve Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahibidir diyor Mehdi diyor. Ben değilim diyor. Nur talebeleri de değildir diyor. Gerçek sahibi odur diyor. Açık, Risale-i Nur’da çok net, sarih söylüyor. Ve Mehdi diyor, Risale-i Nur’u hazır bir programı olarak işleyecek diyor. Yani hakikaten baktığımızda Mehdi’ye Said Nursi neler yapması gerektiğini söylüyor. Hiçbir cihette diyor, ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam diyor. Ona yer hazırlayan bir dümdarı, fiştar bir neferiyim diyor. Öncü bir neferiyim diyor. Hiçbir cihette o acip şahıs gibi olamam diyor. Ona zemin hazırlıyorum diyor. Çiçekler baharda gelir diyor. Biz mezarımızdan seyredip Allah’a şükredeceğiz diyor. Kutsi çiçekler baharda gelir diyor. Şimdiki çiçekler o zaman sümbüllenecek diyor, açacaklar diyor Said Nursi Hazretleri. Mehdi’nin şahıs olduğu ve zat olarak o kadar çok vurguluyor ki yani yüzlerce sayfa anlatıyor. Bunu nasıl anlamazdan geliyorlar? Yani bu bir mucizedir. Yani buna ne gerek var? Yani şu hareketlere ne gerek var? Ayrıca Risale-i Nur’u yazan bir şahıs ve Mehdi’ye tavsiyede bulunan bir insan Said Nursi ve çok büyük bir insan. Ben diyorum, gelmiş geçmiş en büyük müceddid ve müştehiddir. Mehdi’ye kadar gelen. Onun değerini niçin düşürülsün böyle birşeyle?
SUNUCU: Sanıyorum çok okudukları için de son dönemde Said Nursi Hazretleri’ne karşı da çok çirkin, çok kötü hitaplar, çok kötü şeyler yazılıyor. Bir takım internette veya görsel basında da . Bunların sebebi de sanıyorum bu olabilir değil mi?
ADNAN OKTAR : Şimdi yeni böyle bir türedi tipler var. Böyle sevgisiz, aşağılık, böyle şerefsiz, kavgacı, sürekli hakaret eden. Mesela bakıyorum internete, Türk büyüklerine hakaret ediyorlar, Türklüğe hakaret ediyorlar. Mesela böyle tam iblis tohumu, böyle yani şey, annesini babasını tenzih ederim, yani ruh olarak kişilik olarak, kişiler. Yahu kardeşim yani hiç mi ruhunuzda sevgi yok şefkat yok? Yani bu nasıl bir hitaptır yahu? Mesela ben Marks’a hiçbir zaman açıp küfretmek aklıma gelmezdi. Lenin’e de, Stalin’e de, Darwin’e de. Eleştiririm ama küfretmem. Yani aşağılık üsluba ne gerek var, niçin bu ahlaksızlığı yaparsınız? Ama ben bir kolaylık meydana getirdim. Onların küfrünü paket, olduğu gibi onların hepsini ağızlarından içeri teptim, hepsine gönderiyorum. Yine bir, bir milyon misli daha arttırarak yeniden geri gönderdim. İadeli taahütlü olarak gönderdim. Şu anda da hepsi yuttular bunu. İnşaAllah. İnşaAllah. Bu terbiyesizliğe gerek yok. Bu işte Darwinist eğitimin sonucunda böyle bir zalim kitle oluştu. Bazı insanlarda. Bunları konuşuyorlar. Said Nursi’nin değerini asla sarsmaz bunlar. Yani Peygamberlere de iftira edilmiştir, hakaret edilmiştir onlar baş tacıdır. Cennet gülleridir onlar değil mi? İnşaAllah. Said Nursi de inşaAllah cennet gülüdür Allah’ın izniyle. İnşaAllah. Orada bağrımıza basacağız, sonra da anlattırıcağız. Üstadım Kastamonu’da ne yaptın efendim değil mi? Isparta da nasıl yaptın? Biz çünkü olayları tam olarak görmediğimiz için çok detaylı anlatacak. Hüsrev Ağabey’e ne anlattın, Sungur Ağabey’e ne anlattın? Yemekleri nasıl yiyiyordun? Çok şeker bir insan aslında Said Nursi. Mazlum böyle bir tane tek yatağı varmış, bir torba yoğurdu, çok az yemek yiyen bir insan, torba yoğurdu var. Bir tavuğu varmış her gün bir yumurta onu yiyiyor. Yoğurtla beraber onu yiyiyor. Şehriye çorbasını çok seviyor, yıldız şehriye. O yıldız şehriye pişince genişlemesi, hani büyüyor ya, o çok hoşuna gidiyor onun. Yani çok çok mütevazi şeker bir insan. Ama bakın, o devrin kahpelerine bakın. O devrin alçaklarına bakın ki, diyor ki, akşam diyor eve diyor fahişeleri getiriyordu diyor. 70 yaşında. Bakın kahpe ağıza bakın. Kasa hesabıyla diyor rakı geliyordu diyor. Ulan 70 yaşında insan kasa, nasıl içsin ahlaksız köpek. Olacak iş mi şu? Şu kahpeliğe bak. Ta o zaman böyle, ağızları bunların böyle pislik dolmuştu. Şimdi yine aynı kafada olan böyle şeytani unsurlar çıkıyor. Ama her seferinde birer milyon misliyle iadeli hepsinin ağzından gene içeriye tepiyoruz. İnşaAllah. Onlar pek şey değil, sorun değil. Fakat ben Nur talebesi kardeşlerimizin yani bu konuyu böyle anlamazlıktan gelmesini ben şaşkınlıkla karşılıyorum ama, geçenlerde Nur talebesi ağabeylerle konuşmuştum. İleri gelenlerle. Evet dediler, Mehdi gelicek dediler, doğru dediler. Geçenlerde yine mühim bir Nur talebesi grubunun ağabeylerinden birisi ile görüştüm, önemli bir şahıs. Hemen ona da sordum merak ettim. Hocam dedim, ilan filan mı, reklam?
SUNUCU: Reklam için vaktimiz gelmiş ama lütfen sözünüzü kesmiş olmayayım siz.
ADNAN OKTAR: Ha tamam. Hocam dedim, Mehdi gelecek mi dedim? E tabi gelecek dedi. MaşaAllah, bakın yani onlar biliyorlar. Nur talebesi ağabeylerle de görüştüm, onlar da evet gelicek diyorlar. Başka bir şeyler daha demişlerdi sonra söylerim. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet efendim kısa bir aranın ardından programımız devam edicek. Bizden ayrılmayın lütfen.
Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Efendim az önce, reklam arasına girmeden önce Nur talebeleri ile yaptığınız sohbeti anlatıyordunuz ama.
ADNAN OKTAR: Evet. Genellikle biz, İstanbul’a ilk geldiğimde ben sorardım Mehdi gelecek mi diye sormuştum. Yok dediler şahs-ı manevidir yani Bediüzzaman gelmiştir, ahirzamanda da şahs-ı manevisi devam edecek diyor. Halbuki Mehdi zamanında İslam dünyaya hakim oluyor. Ve bir lider var başta. Hz. İsa(a.s.) alenen geliyor ve görünür halde geliyor. Yani şahsı manevi olarak değil, görünüyor. Ve bunu çok açık, salih açıklıyor Said Nursi. Tevil edilebilecek gibi değil. Ve hakimdir diyor. Yani mahkum değil Mehdi, hakim. En büyük mürşid, en büyük müceddid, en büyük müçtehid olarak diyor, gelecek diyor ve bütün İslam alemini toplayacak, bir araya getirecek diyor. Yani İslam orduları olacak o dönemde diyor. Ve İttihad-i İslam’ı sağlayacak diyor bütün Müslüman alemi birleşecek diyor. Yani Türk-İslam Birliği’ni anlatıyor. E, bunlar olmadı. Said Nursi zamanında böyle birşey olmadı. Bir de Said Nursi Mehdi’yi çok sarih açıklıyor. Bu kadar sarih olmasına rağmen nasıl anlamamazlıktan gelindi ben anlayamıyorum. Mesela bakın, “ahir zamanın o büyük şahsı al-i beytten, peygamberimizin soyundan olacak” diyor. Ben Seyyid değilim diyor, seyyid olacak diyor. “O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” O zat, gelecek olan zat’tan bahsediyor. “Ben kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı al-i beytten olacaktır.” Bundan açık ifade olur mu? O ileride gelecek acip bir şahsın, bakın ileride gelecek diyor. Yalan mı söylüyor koskoca alim? Niye yalancı ilan ediyorsunuz. Yani inanamıyorum diyebilir bir insan. Ama Said Nursi’yi yalancılıkla itham etmek çok ayıp ve günahtır. Bakın, o ileride gelecek acip bir şahsın... Kardeşim ileride gelecek diyor mu? İleride gelecek diyor. Acip bir şahıs diyor, şahıs. Bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dündarı ve o büyük kumandanın piştar bir neferi olduğumu zannediyorum. Ona ortam hazırlıyorum ben diyor. Bunun anlaşılmayacak nesi var bunun? “Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehit, en büyük müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek, O da Peygamber Efendimizin soyundan olacak.” diyor. Kapalı mı bu? Ta... Bakın ‘ta’ ne demek? Ta Ahir Zaman’da. Kendisinden sonra. “Ta Ahir Zaman’da hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri...”. Yani Risale-i Nur külliyatının, bu Said Nursi’nin yazdığı Risale-i Nur külliyatının asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirdleri... “Yani” diyor bak açıklık getiriyor Said Nursi. Anlamamazlıktan gelmemeleri için... “Hazreti Mehdi ve şakirdleri (öğrencileri) Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir, o tohumlar sümbüllenir.” diyor. “Hem bu üç vazife birden bir şahısta veya cemaatte bu zamanda bulunması mümkün görünmüyor.” diyor kendi zamanı için. “Ahir Zaman’da Peygamber efendimizin cemaatını temsil eden Hazreti Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak oluşabilir.” diyor. İleride olacak diyor. Bakın Hazreti Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide. Yani bu hakikaten anlaşılmayacak birşey mi bu? “Ümmetin beklediği Ahir Zaman’da gelecek şahsın üç vazifesinden en mühimi...”. Bak ümmet bekliyor diyor. Bekledi diyor. Ahir Zaman’da (kendisinden sonra) gelecek zatın tekrar...”. Otuz kere tekrar ediyor aşağı yukarı. “Üç vazifesinden en mühimi ve önemlisi, en büyüğü ve en kıymettarı tahkik-i iman...”. Yani iman hakikatlerini anlatmasıdır diyor. Ve Darwinizm’i metaryalizmi yok etmesidir diyor birinci görevi. Bunu anlatıyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat...” E kardeşim insaf, bakın daha nasıl desin bakın: “Sonra gelecek o mübarek zat.”. ‘Şahıs’. E daha ne desin? Niye yalancılıkla itham ediyorsunuz? “Böyle demek istemedi, kendisidir” diye niye yalancı konumuna getiriyorsunuz üstadı? Bakın “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat (Mehdi) Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur külliyatını uygulayacak diyor Mehdi geldiğinde. Neşr ve tatbik edecek o zat diyor. Mübarek zat diyor. Bakın “sonra gelecek o mübarek zat”. “Hakiki beklenilen”. Bak bir beklenilen var, bir de hakiki beklenilen... Ve “Bir asır sonra gelecek o zat”. Yani Hicri 1400’de. Kendisinden sonra, bir asır sonra Hicri 1400 oluyor. ‘O zat’. Yani burada bilmiyorum yani, siz ne anlıyorsunuz?
SUNUCU: Gayet açık ifadeyle, tabii, evet.
ADNAN OKTAR: Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat. “Halbuki Ahir Zaman’ın O büyük şahsı Al-i Beyt’ten (Peygamber soyundan) olacaktır.” diyor Emirdağ Lahikası’nda. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki biz..” diyor, “...bu hizmetimizle O nurani zatlara zemin izhar ediyoruz.” Mehdi ve talebelerine... “Elbette o kuvvet-i azimedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i aliye feveran edecek, Hazreti Mehdi başına geçip...”. Müslümanların başına geçip... “...tarik-i hak, hakikate sevk edecek.” Müslümanların daha başına böyle birisi geçti mi? Bak ileride geçecek diyor. başa geçecek diyor. “...Azimedeki (büyük kuvvette)... hamiyet-i aliye (yüe bir gayret) feveran edecek...” Yani Mehdi’ye ve Müslümanlara öyle bir baskı yapılacak ki, insanlar yeter artık diyecekler. Muazzam bir feveran meydana gelecek diyor. Hazreti Mehdi diyor başına geçip, tarık-ı hak ve hakikata sevk edecek. “Her asırda” diyor: “...hidayet edici, bir nevi mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş...”. O anlamda Mehdi olmadığını redetmiyor zaten. İmam Rabbani diyor, İmam Gazali... hepsi gelmişlerdir diyor. Bakın “bir nevi ve mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş.” diyor. “Fakat” diyor: “... her biri bu üç vazifeden birisini...”. Bakın her biri bu üç vazifeden birisini ya siyaset aleminde, ya diyanet aleminde “...birisini bir cihette (bir açıdan) yapması itibariyle Ahir Zaman’ın büyük Hz. Mehdi’si ünvanını alamamıştır.” O ayrı diyor, Ahir Zaman’da gelecek olan Mehdi. Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var diyor. Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihat aleminde. Bunların hepsini yapacak diyor büyük Mehdi. İnşaAllah. Bakın uzunca anlattıktan sonra: “Hazreti Mehdi’nin o vazifesinin bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Vakti çok dardır diyor. Hazır eserlerden istifade edecek diyor, hazır kitaplardan. Mehdi o anlamda ümmidir. Hatta rivayetlerde Arapça’sı da pek yoktur diyor. Yani Arapça’da pek bilmez diyor Peygamberimiz hadiste. Ümmi bir insandır. Vehbi ilme sahiptir, ledüni ilme sahiptir. Yani medrese hoca eğitimi alan bir şey de değil. Yani herhangi bir tarikat mensubu da değil çünkü başı bağlı değildir diyor Mehdi’nin diyor. Hiçbir yere bağlı değildir. Yani bir tarikata, birşeye bağlı değil. Yani bir mürşide bağlı değil. Hadis var. Bak o zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımıyla ve ittihad-ı İslam’ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla)...”. Daha bu yeni oluyor İslam birliğinin birleşmesi. “Bütün ülema...”. Bakın ülema demiyor. Bütün ülema... “ve evliyanın (alimlerin, velilerin) ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden (Peygamber’in neslinden) her asırda kuvvetli ve çok sayıda bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin -ona iltihak etmesiyle, bağlanmasıyla- o vazifey-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır. E Said Nursi zamanında oldu mu bunlar? Bakın “...bütün ülema ve evliyanın (velilerin) bilhasssa Al-i Bey neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla” diyor. Böyle bir iltihak olmadı ki. Milyonlarca seyyid Said Nursi’ye bağlanmadı. İttihad-ı İslam oluşmadı. İslam Birliği de oluşmadı. O’nun zamanında oluşacak diyor, Mehdi zamanında oluşacak diyor. O zat diyor. Bak “..bundan bir asır sonra zulumatı (karanlığı) dağıtacak zatlar ise...”. “Bundan”, kendinden bir asır sonra Hicri 1400 ediyor. “...bir asır sonra zulumatı (karanlığı) dağıtacak zatlar ise Hazreti Mehdi’nin şakirdleri (talebeleri) olabilir.” Hazreti Mehdi ve talebeleri. E açık konuşuyor.
SUNUCU: Peki efendim ifadeler bu kadar açık, yani her okuyanın açık bir şekilde anlayabileceği, her okuyanın, her dinleyenin açık bir şekilde anlayabileceği şekilde ifadeler. Peki efendim diğer cemaatlerden niye buna ilişkin eminim ki başta Nur talebeleri olmak üzere, Cübbeli hocanın talebeleri de bu açıklamaları Said Nursi Hazretleri’nin açıklamalarını biliyorlardır. Neden buna ilişkin destekleyici yorumlarda bulunmuyorlar veya kimisi sessiz kalıyor, kimisi destekleyici yorumda bulunmayıp farklı yorumlar getiriyorlar?
ADNAN OKTAR: Bir kısmının bir dereceye kadar makul açıklamaları var. Ben mesela sordum Nur talebesi ağabeylere. Yani niçin dedim ben Mehdi’yi açık açık söylemiyorsunuz? Geleceğini söylüyor Said Nursi. “Evet“dediler. “Şahıs olarak tabii ki gelecek. Kimse inkar edemez bunu.” dediler. “Ama şimdi söylersek” dediler, yani “karmaşa çıkabilir” dediler. Yani hani sözler çıkabilir, dedikodu çıkabilir gibi dediler. Peygamberimiz öyle bir şey olsa böyle müjdeleyin der mi? Peygamberimiz bilmiyor mu yani? E derdi yani Peygamberimiz, anlatmayın Mehdiliği, bir Mehdi gelecek ama gizleyin derdi. Hiçbir şekilde... Müjdeleyin diyor Peygamberimiz. Riski olsa, bu kadar alametlerini Peygamberimiz bu kadar detaylı anlatır mıydı? Ve tamamı çıktı. Cenab-ı Allah mucize meydana getirdi. Allah, yani dünyada olay meydana getiriyor. Mesela kuyrukluyıldız getiriyor Allah alamet oluşsun diye. Artık gök olayları meydana getiriyor, Güneş’te alamet meydana getiriyor Mehdi’yi anlasınlar diye. Mesela İstanbul’da çok büyük bir duman ateş zuhuru meydana getiriyor. Irak’ın işgaline Allah kaderde imkan vermiş. Afganistan’ın işgaline Allah kaderde imkan vermiş. Mehdi zuhur edeceği için muazzam olaylar oluyor Dünya’da. Yani Mehdi’nin alametlerini Cenab-ı Allah tamamlıyor. Bütün alametlerini. E öyle olsa Peygamber derdi yani, bu riskli bir konu derdi, konuşmayın anlatmayın derdi. Cenab-ı Allah Hazreti İsa’nın gelişini müjdeliyor, anlatıyor. “O kıyamet için bir alamettir.” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak” diyor Ehl-i Kitap’tan. Herkes iman edecek.”Ve sana inananları”, seni sevenleri diyor Cenab-ı Allah, “kıyamete kadar küfrün üstüne hakim kılacağım”, dünya hakimi olacaksınız diyor. 10’un üzerinde, hatta ondan da fazla Kuran ayeti var dünya hakimiyetiyle ilgili. İttihat-ı İslam yani Müslümanların birleşmesi farzdır zaten. Müslümanların bölünmesi haramdır. Yani velev ki Mehdi’ye inanmasa dahi bir şahıs, yani inanmadığını düşünelim, İttihat-ı İslam, Müslümanların birliğine inanması lazım. Niye Müslümanların birliğinden korkuyorsun? Tamam onu kabul etmediğini düşünelim. Çünkü farz bir konu değildir. Yani dinden çıkmaz. İnsan Mehdi’yi reddederse dinden çıkmaz.
SUNUCU: Ama birbirleriyle bağlantılı olaylar olduğu için bir İslam Birliği kurulacaksa bu kimin önderliğinde kurulacak? İnşaAllah Hz. Mehdi’nin önderliğinde kurulacak. Dolayısıyla onu da kabul etmiş olmuyorlar mı efendim öyle derlerse?
ADNAN OKTAR: Şimdi işte sorun orada, bakın İslam Birliği’nden vazgeçti adamlar artık. Mehdi korkusundan, Hz. Mesih’in inme korkusundan İslam Birliği’nden vazgeçtiler. Şu an İslam Birliği’nin oluşmaması için uğraşıyor adamlar, emek veriyorlar. Yani Mehdi de çıkmayacak, İsa da inmeyecek, İslam Birliği de yok ve küfre yalakalık yapıyorlar, dinsizlere. Onları eğlendirmeye çalışıyorlar, onlara soytarılık yapıyorlar –bir kısmı, hepsini tenzih ederim de, bir kısmı- şaklabanlık yapıyor, Müslümanları aşağılayan üsluplar kullanıyor, Müslümanları küçük düşürecek üsluplar kullanıyor. Kendini de aşağılıyor, şaklabanlık yapıyor böyle saray soytarısı gibi, hani olur ya bu eski dönemlerde saray soytarıları, öyle. Güldürerek öyle hizmet ettiğini düşünüyor.
SUNUCU: Kendi güçlerinin kaybolacağı endişesi mi onlara bu tarz hareketleri yaptırıyor? Veyahut da hepsini demiyorum tabii ama birkaç ismi cehaleti sebebiyle kendini bilerek veya bilmeyerek bazı insanlara kullandırıyor mu?
ADNAN OKTAR: Bakın Said Nursi Hazretleri diyor ki: “Enesi kavi” diyor yani enaniyeti güçlü, kendini beğenmişliği güçlü, “imanı zayıf” diyor, imanı zayıf yani dinsiz, gizli dinsiz, “bir kısım ulema da…” diyor, “inkarı cihetine gitmişler” diyor. Veyahut dinsiz de demeyelim de imanı zayıf “imanı zayıf bir kısım ulema da inkarı cihetine, hiçbir şekilde kabul etmezler” diyor. “Bir kısmı da” diyor, “hurafevari” diyor, “hurafe tarzında açıklayarak” diyor, “avam-ı mümini, Müslümanları imansızlığa sürükler” diyor. Malum tipler yani böyle hurafe tarzında anlatıyor. Kendi de inanmıyor, bak anlattığına kendi de inanmıyor. İnsanların da inanmayacağını bildiği halde anlatıyor ve gizli dinsizlik oluşuyor. Yani bir münafık sistem oluşmuş oluyor gizlice. İşte Said Nursi bunu engellemiş oldu. Yani tam doğrusunu anlattı. Mehdi gelecek diye de bir konu yok, kesin gelmiştir. Ben bu konuyu ne yaparsa yapasınlar, istediği kadar Mehdilik iddia ediyor desinler ben bunu anlatırım, anlatacağım. Tam anladığım şekilde anlatacağım. Benim de kimseye de ihtiyacım yok ayrıca. Hani diyorlar ya bana kapı kapı dolaşıp beni Mehdi kabul eder misiniz diye uğraşacağım. Benim öyle bir şeyim yok. Kimseye ihtiyacım yok. Ben bir tek Allah’tan korkarım. Bir tek Allah’a hesap veririm. Ben tahminlerin de üstünde deli aşığım. Yani benim gözüm kara. Öyle tahmin ettikleri gibi bir tip değilim ben. Ayrıca kimseye benim ihtiyacım yok. Hiç kimseye benim ihtiyacım yok. Yıllardan beri de benim hayatım ortada, herkes beni bilir. Ben kimseye de boyun eğmedim. Birçok kişi yalakalık yaptı, boyun eğdiler, değil mi? Belirli birşeyler yapmaya çalıştılar. Ben samimiyete çok önem veren bir insanım. Samimi olunmadığında çok çok rahatsız olan bir insanım. Dolayısıyla ben bu işi çok net hale getirdim. İş demeyeyim de bu konuyu, Allah affetsin. Ben diyorum ki eğer Mehdilik iddia edersem Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun. Yemin ediyorum böyle bir iddiam ömrüm boyunca olmaz. Ve bu, bu konuyu kilitliyor bir kere. Boş yere bu konuyla kimse ortaya çıkmasın. Ama Mehdi’nin bütün alametlerini anlatacağım. Çünkü Mehdi geldi demiyorum, yüzde yüz geldi diyorum. Biliyorum. Ben mahçup olacağım bir şey söyler miyim? Bu kadar akılcı, bu kadar bilimsel delillere dayanarak hareket eden bir insan, mesela bir Yaratılış Atlası’nı yapıyorum, binlerce delil veriyorum. İmani bir konu anlatıyorum, binlerce delil veriyorum. Yüzde yüz emin olmasam mahçup olacağım bir şey söyler miyim ben? Demek ki yüzde yüz eminim. Mesih gelecek diyorum. Yüzde yüz emin olmasam söyler miyim ben? Belki derdim, şüpheli bir konu olsa belki derdim. Yüzde yüz diyorum inşaAllah. Fakat nur talebesi kardeşlerim boş yere tedirgin oluyorlar. Çünkü Üstad bunu göğsünü gere gere anlattığına göre, eğer mahsuru olsaydı anlatmazdı. Kitaplarına basmış. Gizleyin derdi bunu. Mesela bazı konular oluyor, bunu gizleyin diyor. Üstadın bazı mektupları vardır, gizlidir, açıklanmıyor. Mehdi’yle ilgili de bazı mektupları var. Bunlar da gizli, açıklanmıyor. Mehdi zuhurunda çıkacaklar inşaAllah. Ama bakın bu anlattığım konuları alenen, açıkça anlatmış. Bir kere Peygamberimiz anlatmış. Bütün Ehl-i Sünnet kitaplarına konmuş bunlar. Buhari, Müslim, Tırmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud, hepsinde var. Ve bütün Ehl-i Sünnet uleması, tamamı bu konuları anlatmış. Suyuti net tarihlerle, hadisle vermiş. Mesela diyor ki Cübbeli, nerede o Suyuti’nin kitabı? Demin buradaydı. Altlarda mı kaldı? Evet, neyse, onu çok defalar gösterdiğim için şu an şey değil. Muhtemelen şuralarda bir yerdedir. Suyuti dahil bütün ulemanın açıkladıkları tam anlamıyla tahakkuk etmiştir. Yani inkarı mümkün değil. Bizim internet sitelerine girdiğinizde göreceksiniz. Bakın reddedenlerdeki mantığa bir bakın. Oktar vazgeçtim, sakin ol. İnşaAllah. Bakın Suyuti konusunda 8 tane hadis olduğu halde, ben Cübbeli’yi bu konuda yalancılığını gösterttiğim halde Cübbeli’ye daha hala direniyor. Bak demin anlattım. Değil mi? Olay çok açık, çok aleni. İmam Rabbani’nin açıklamaları da çok açık. Bakın iki dev delil vermiş, iki tane. Bir, İstanbul’daki sahtekar hoca, Mehdi’ye karşı mücadele edecek sahtekar hoca ki “Kendini doğru yolda zannedecek” diyor. İnşaAllah. İkincisi de bu kuyrukluyıldız, Lulin kuyrukluyıldızı ve “diğer” diyor “birçok alametler zuhur edecek” diyor İmam Rabbani, çok sarih. Said Nursi’ye bakıyoruz. Açık açık söylüyor, “şahıstır” diyor, “İttihat-ı İslam’ı sağlayacak” diyor. Türk İslam Birliği’ni sağlayacak diyor. “Milyonlar, fedakar seyidlerin iltihakları, bütün ulemanın yardımlarıyla, destekleriyle” diyor “bu vazifeyi o zaman yapmaya çalışır” diyor. Belli ki ahir zamanda olacak bir şey bu. Fakat dikkat ederseniz bu tiplerin ortak özelliği, bakın yine söylüyorum, Türk İslam Birliği’nden ısrarla kaçınıyorlar. Ben de diyorum ki Türkiye’nin öncülüğünde, Türki Cumhuriyetler’in desteğiyle büyük bir Türk İslam Birliği oluşacak. Bakın geçenlerde Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan neler söyledi? Konuşmalarında alenen Türk İslam Birliği’nin motiflerini anlattı değil mi? Her gün bir yerle ya parasal anlaşma yapıyor, ya sınır anlaşması yapılıyor, vizeler kaldırılıyor değil mi? Sınır anlaşmaları yapılıyor. Bosna ile de şimdi inşaAllah bağlantımız var. Her yerle birleşme aşamasındayız ve yoğun olarak bu devam ediyor. O arada da iddia edilen Ergenekon örgütü panik oldu bundan. Baktılar Türk-İslam birliği oluşuyor var gücü ile ortalığı karıştırmaya çalışıyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Çünkü Türk İslam birliği oluştuğu zaman iddia edilen Ergenekon örgütü yerle bir olmuş olacak. Yani saltanatları bitecek. O cinayet sebepleri de bitecek. Bunlar psikopatlardan oluşuyor yani cinayetten zevk alan psikopatlardan. Yani kol kıracak, kemik kıracak böyle asit içine adam atacak, yakacak. Güneydoğu’da bizim tertemiz kuzularımızı, kardeşlerimizi, Kürt kardeşlerimizi gece yarıları bu alçaklar alıp Selamünaleyküm, Aleykümselam, ee ne var, buyurun diyorlar. Sen PKK’lıymışsın diyor. Haydaaa. Şimdi ne diyeceksin adama. Ağabey diyor benim alakam yok, yok biz kesin diyor bilgi aldık diyor buyurun beraber gidelim diyor. Gidelim diyor adam normal bir şey olacak zannediyor. Eş bakalım şu kuyuyu toprağı eş diyor. Bir şey yok diyor sakin ol diyor az bir kazma ile eş diyor. Güzelce…. Gir içine bakalım şimdi diyor. Aç ağzını bakayım diyor ağzına kurşunu sıkıyor. Öbür arkadaşına diyor ki şimdi ört bakalım üstünü diyor. Böyle kahpelik yaptı bunlar ve oradaki kuzularımızı PKK’ya doğru ittiler. Yani sizin kurtuluşunuz PKK’dır demek istediler. Yani ya bizim zulmümüzü kabul edeceksiniz ya PKK ya gidersiniz hangisini tercih ediyorsunuz gibi. Böyle bir ortam meydana getirdiler. Bu alçakların kabusu bitti ama Güneydoğu’da ki kardeşlerimizin bir kısmı daha hala bunun bittiğini fark edemediler. Bakın ben o kahpe alçakların yaptığı zulmün bütün kapsamını biliyorum ve ben milletimiz adına bütün sevdiklerimiz, kardeşlerimiz olarak, ailemizin bir ferdi olarak onlardan özür diliyorum. Bunlar artık bunun üstüne tekrar etmez gönülleri rahat olsun. Türk İslam birliği oluşacak İnşaAllah. Alevisi Sünnisi, Kürdü ile Çerkezi ile kurşunla kaynatılmış binalar gibi olacağız inşaAllah. Sırf Türk İslam birliği değil dünya hakimi olacağız Allah’ın izni ile, dünyaya adalet vereceğiz. Bütün dünya huzur, kardeşlik, barış, sevgi getireceğiz. Bütün silahları kaldıracağız. Atom bombası, hidrojen bombası, efendim napalm bombası, genel maksat bombası hiçbir şey kalmayacak. Plastik oyuncak silah bile kalmayacak hepsini kaldıracağız Allah’ın izni ile. Uyuyan kişi uyandırılmayacak. Hz.Mehdi’ye tabi olacağız inşaAllah talebeleri olarak. Bir insanın burnu kanamayacak diyor Peygamberimiz burnu. Bunu kim diyor biliyormusunuz. Allah’ın Resulü söylüyor. Vahye dayalı olarak. Damla kan akmayacak diyor ve bütün silahlar kalkacak diyor. Biz o devre gidiyoruz şu an. Ve başka da zaman yok. Cüppeli istediği kadar İslam bu yüzyılda hakim olmayacak desin, bağırta bağırta söke söke Türk İslam birliğini kuracağız. Azerbaycan, Suriye, Irak, Türkistan, Doğu Türkistan, Kazakistan, Yakutistan, Mısır, Libya hepsini bağrımıza basacağız. Bütün sınırları açacağız Allah’ın izni ile. Herkes özgür, herkes demokrat zemin içerisinde fikirlerini istediği gibi beyan edecek. Allah Allah diyecekler özgürlük ne güzelmiş. Dünya ne güzelmiş, sevgi ne güzelmiş, sevilmek ne güzelmiş, barış ne güzelmiş, kardeşlik ne güzelmiş diyecekler inşaAllah. Ama bazı şahıslar memur olduğu için bu konuda görevlendirilmiş, aksini yapabilirler. Kaderi kimse durduramaz. Ben olacak demiyorum ki, oldu. Yani olacak ayrıdır oldu ayrı. Ben oldu diyorum. Sadece bize Allah şimdi gösteriyor. Baş döndürücü bir hızla Türk İslam birliği kuruluyor. Baş döndürücü. Evanjelik kardeşlerimiz de panik haldeler. Yahu kardeşim kan akmayacak diyoruz, uyuyan kişi uyandırılmayacak ne korkuyorsunuz? Ya yarı safhasında olursa diyor. Ya kardeşim yarı safhasındaysa Deccal’dir o zaten. Hiçbir şekilde olmaz. O zaman biz karşı koruz zaten sizden evvel biz karşı koruz. Yani Resullullah’ın hadisine Resullullah’ın talimatına Allah’ın emrine karşı gelen adama biz buyur kardeşim devam et dermiyiz. Zaten kader de gerçek Mehdi’nin dışında hiçbir Mehdi’ye Allah müsaade etmeyecek. Yani neyine korkuyorlar, yalancı Mehdi çıkacakta yarı safhaya kadar gidecek zannediyorlar. Vakit yok ki zaten öyle bir şey olsun. Bir de kaderde zaten Allah böyle bir şeye müsade etmiyor zaten, böyle bir şey yok. Sahte mahteler var ama bunlar çok ufak tefek çıkacaktır, yani küçük küçük çıkıyor orada burada çıkıyorlar, garibim geçende size de anlattım ya çıkıyor televizyona beni diyor siz nasıl anlamazsınız ya diyor, böyle kızıyor halka televizyondan. Anlamıyorlar mı bu açık alenen belli ediyor Mehdi’yim işte diyor gelin diyor. Bana da haber gönderdi. Hocam dedim inşaAllah siz Mehdi’dirsiniz yani biz elimizden geleni burada yapıyoruz dedim. Şimdi rencide etmek istemiyorum, mesela bunlar çok acımasız davranıyorlar yazık. Demek ki Allah bir rahatsızlık vermiş, bir şey var ya cezbe halinde, ya manevi sarhoşluk halinde. Yani başka adam bulamıyor musunuz üstüne yüklenecek, bırakın garibimi yani. Fakat fıkhi konuda, hata yapıyor tabii mesela diyor ki benden Kuran’ın şu hükmü sakıt oldu diyor, Allah Allah kardeşim sen ne yapıyorsun? Eğer aklın gitti ise tamam sorumlu olmazsın, ama aklın yerinde ise böyle bir şey dersen dinden çıkarsın sen nasıl konuşuyorsun bu yönü tehlikelidir, yoksa var öyle tipler. Önüne gelen diyor Mehdi’yim diye hiç bir şey olmaz, oturup telaşa şamata yapmaya gerek yok Türkiyede o kadar fazla var ki, İslam aleminde de çok fazla var yani her şehirin her ülkenin var. Ancak Allah gerçek Mehdi’nin yolunun açacaktır, gerçek Mehdi’yi insanlar sevecek ve bağlanacaktır. Bunu dışında kaderde onlara bir imkan yoktur yani boş yere telaş ediyorlar. Sahte Mehdilerin hiç birine kaderde başarılı olma gücünü Allah vermemiştir. Kaderde bu yok, hadislerde bu yok, ancak gerçek Mehdinin yolu açıktır. Diğerlerinin hepsinin yolu kapalıdır. Ama sahte İsa’lar, sahte Mehdiler olacaktır. Bu Mehdinin çıkış alameti, paniğe de gerek yok, şamataya, şengüle ya çıkar da bizi kandırmaya kalkarsa, koskaca adamsın kanma Allah Allah, şu laf mı yani? Hadis var senin elinde, Kuran var, aklın var değil mi, Mehdilik iddia ederse ne yapacağız diyor. Reddeceksin işte ne yapacaksın, Mehdi’yim diyorsa Mehdi değildir daha ne istiyorsun işte, net delil. Peygamberimizin sana gösterdiği talimat var, Mehdi’yi nasıl anlayacağım diyor, adam Mehdi’yim diyorsa değildir değil mi?
SUNUCU: Evet, evet. Çünkü zaten Hz. Mehdi böyle bir ifadeyi kabul etmeyecek.
ADNAN OKTAR: Bir kere yanlışlık oldu da diyemez, yani bir kere Mehdilik iddia etti mi açıkça? O kesinlikle bir kere değildir bir daha, ki zaten bunu aylarca, yıllarca savunuyorlar Mehdi olduklarını, yani ağızımdan kaçtı gibi’de olamaz, yani boş bulundu olamaz. Adam aylarca yıllarca net iddia ediyor Türk İslam Birliği’nin diğer adıdır Mehdiyet, dünyanın kurtuluşunun diğer adıdır. Dünyadaki zulüm kalkacak, göğsümüzü gere gere gezeceğiz, sevinci yaşayacağız, neşeyi yaşacağız, sevgiyi alabildiğine yaşacağız. Biz bu sistemden rahatsız olduk, dünyadaki bu sistemden ve bütün insanlar rahatsız. Kokain içiyorlar, esrar içiyorlar, içki içiyorlar, eroin içiyorlar, kumara kendilerini veriyorlar yani insanlara yazık değil mi? Yani muazzam bir perişanlık var. Allah kurtuluşu müjdelemiş sevinçle anlatsana, İslam dünyaya hakim olacak desene, dilleri tutuldu adeta ama diyememeleri de bir mucize. O da çok acayip hayret yani Kuran’ı savunuyorsun sen desene, Kuran ahlakı dünyaya hakim olsun desene, ne korkuyorsun ne var bunda? Mesela tamam biz gayret ederiz, belki İslam hakim olmayabilir ama biz İslam’ı dünyaya hakimiyeti için var gücümüzle gayret edelim de. Değil mi, bunu de. Hiç demiyor, demiyorsa o da işte kayda geçiyor. Yani dünyevi kayda da geçiyor, Allah katında da onlar zapt ediliyor. Değil mi? Yarın bir gün, Cenab-ı Allah’ın huzuruna gittiklerinde, Cenab-ı Allah soracak; niye Müslümanların birliğini savunmadınız derse Cenab-ı Allah? Bu farz mıydı, diyecek Cenab-ı Allah. Farzdı ya Rabbi diyecek. Bölünme haram mıydı? Haramdı ya Rabbi diyecek. Peki bu sistemde canınız yandı mı? Bütün bu dünya fesada gitti mi? Acı, ızdırap, sevgisizlik, egoistlik, bencillik yayıldı mı? Bunun kurtuluşu için İslam Birliği gerekiyor muydu, niye gayret etmedin, niye bir kere olsun ağzında bu söz oluşmadı derse? Ne diyecek Cenab-ı Allah? Değil mi? Cenab-ı Allah böyle sorduğunda ne diyecek bu şahıs yahut şahıslar? Ama işte, kader işte, Cenab-ı Allah demek ki onlara nasip etmiyor. Cenab-ı Allah nasiplilere onu nasip edecek inşaAllah. İnşaAllah.
SUNUCU: Zaten siz programlarımızda da söylüyorsunuz, öyle bir durumda yalan söyleyemeyecekler. Hani kendi vücutları dile gelip, bunu ifade edecek diye zaten belirtiyorsunuz da.
ADNAN OKTAR: Mesela, görmedim ya Rabbi diyor, gözü diyor ki; ben gördüm diyor. Konuşmadım diyor, dili diyor ki; ben konuştum diyor. Kendi diyor ki; ben dokunmadım diyor, cildi ben dokundum diyor. Vücudunu kontrol edemiyor, vücudu şahit oluyor. Yani, gurur yaptığı, enaniyet yaptığı, güvendiği kendisi, kendinin başına bela oluyor. Yani kendisiyle başı derde düşüyor. Yani gurur, kibir yaptığı kendisi değil miydi? Kendisi onun karşısına çıkıyor, kendi kendisine düşman oluyor ve teker teker hepsini, inkar ettiği her şeyi kabul ediyor orada. Yani inkar edecek hali kalmayacak inşaAllah. Evet, Oktar Hocam neler anlatmak istiyorsun? Ama asıl Cihat Hocam...
OKTAR BABUNA: Hazırlıklı geldi.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar alet edevatı getirememiş. Cihat Hocamın şu an emanetinde. Cihat Hocam da keyif içinde bekliyor inşaAllah.
SUNUCU: Buyurunuz efendim o zaman, sizden dinliyoruz.
ADNAN OKTAR: Tamam, hadi anlat bakalım.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sinir hücrelerinden bahsetmek istiyorum. Sinir hücreleri, vücutta bir ortaya çıktıkları an var, insan daha cenin halindeyken. Daha sonra bunların, vücudun çeşitli yerlerine seyahate etme dönemleri var. Yani her yere uzantılar şeklinde, vücudun her yerine ulaştıkları bir zaman var. Daha sonra da hep sabit kaldıkları bir, ömür boyunca da sabit kalıyorlar. Hiçbir şekilde kesilseler, öldürülseler yani yerine yeni bir şey gelmiyor, sabit kalıyorlar. Sinir hücreleri, bu resimde gördüğünüz gibi, bunu şimdi hareketli olarak size göstereyim ben. Bu şu andan hızlandırılmış bir film bu gördüğünüz. Bu hücreler, her bir nöron, bu şekilde vücutta, mesela beyinden çıkıyor, yüz milyar kadar sinir hücresi bunlar. Beyinden çıkıyor tek bir tanesi ve diyelim parmağımızın ucundaki cildin sonuna kadar bir uzantı oluşturuyor ve bu şekilde parmağın ucunda ki hisleri bu şekilde hissedebiliyoruz. Evet, buradaki önemli olay, olay hücre nereye seyahat edeceğini biliyor.
SUNUCU: Biliyor, evet ve oradaki görevini biliyor değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Ben diyor parmağın ucuna kadar gideyim, oraya kadar bir sinir oluşturayım ben diyor. Çünkü, orada ben hislerle muhatap olacağım diyor. Beyne elektrik sinyali üreteceğim ve bunu saniyenin ellide biri kadar kısa bir sürede bunu ulaştıracağım. Böyle bir bilinç sergiliyor bu hücre. Yani şuursuz bir hücre, hiçbir beyni yok, hiçbir şeyi yok ve o karanlıklar içinde, bunu daha cenin halindeyken anne karnındayken bunu yapıyor. Dört haftalıkken bunu yapmaya başlıyor. Bu şuur, bu bilinç bu hücreye atfedilir mi? Bundan olduğu söylenebilir mi? Tesadüfen olduğu da hiçbir şekilde iddia edilemez. Yine bakın beyinden çıkıyor aynı hücre, ta uzanıyor bacağımızın, parmağımızın ucundaki, ayağımızın ucundaki parmağın ucuna kadar uzanıyor aynı hücre. Tek bir hücre bu kadar, bir, bir buçuk metre uzanabiliyor, bir uzantı oluşturabiliyor ve niçin? Oradaki hisleri alsın, beyne iletsin diye. Hücrenin nerede o karanlıklar içinde, kasların arasında nereden gideceğini nereden bilecek? Biz bile şehrin içinde kayboluyoruz, görmemize rağmen. İşte navigasyon sistemleri var, pusula var ancak bununla yolumuzu bulabiliyoruz. Bu hücre nasıl yolunu buluyor?
SUNUCU: Değil mi? Bir de bir aklı olması lazım ki, oraya gittiğinde ne yapması gerektiğini veya oradaki görevini bilebilsin ve bunu hatasız bir şekilde yerine getirebilsin, değil mi? Ama böyle bir aklı da olmadığı için.
CİHAT GÜNDOĞDU: İşte Allah’ın ihtişamlı yaratma sanatı bu. Allah kusursuz bir şekilde var edendir. Allah’ın sonsuz ilmiyle yarattığını bize bu şekilde göstermiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Türk iş adamlarına Pakistan’da da vizeyi kaldırmışlar değil mi?
SUNUCU: MaşaAllah, evet, bugünden itibaren, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tayyip Erdoğan Beyefendi’yle, Ahmedinejad Beyefendi’nin de güzel dostane bir sohbeti olmuş, karşılıklı, birbirlerini destekleyen, Türkiye ile İran’ın dostluğunu pekiştiren. Eskiden İran dedin mi millet, bazı insanlarda böyle bir titreme oluyordu, biz İran’ı milletimize sevdirdik, çünkü necip millettir, tertemiz insanlardır, en az yarısı Türk’tür ve Türkiye sevdalısıdır bu insanlar ve İslam aleminin en büyük devletlerinden, en büyük ordularından bir tanesidir. İran ile Türkiye birleşti mi, bitti. Barışın, kardeşliğin kapısı açılmış olacak inşaAllah.
SUNUCU: Sizin İran Cumhurbaşkanı’yla yaptığınız görüşmelere ilişkin, onun söylemlerinin açık bir şekilde değişmesine ilişkin gelişmeleri de basından da takip ediyoruz aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, elhamdülillah. Mehdi’nin geleceğini açık açık anlattı, barışın, kardeşliğin oluşacağını. Aynısını bu şekilde anlatsın dedim, rica ettim, maşaAllah haftasına yani anında, şimdi yine önümüzdeki günlerde birkaç tane daha öyle sevdiğimiz kardeşimiz var, Ahmedinejad Beyefendi’yle görüşebiliyorlar. Yine onlarla bir haber daha göndereceğim bu yönde, inşaAllah. Efendim, “Karlofça Antlaşmasını imzalamak için geçtiği kapı” diyor “kinin simgesi olarak 1910’dan beri kapalı” duruyormuş. Osmanlı heyetinin, Sırbistan’da. Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ne diyor bakın: “Türkiye’siz barış olmaz.” Ne demektir? Türk islam aleminin lideri, dünyanın lideri diyor. “Türkiye’siz barış olmaz.” Tadiç Gül’ü, Cumhurbaşkanı Gül Beyefendiyi içeriye böyle davet etti diyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Sırbistan ziyaretinin son gününde Sırp meslektaşı Boris Tadiç ile birlikte 300 yıldır Türklere kapalı bulunan kapıdan girerek Barış Şapeli’ni gezdi diyor. Bakın kapılar da açılıyor. Ermenistan’da anıtın ateşi, söndürülmüştü değil mi, o intikam anıtının? Ateşi söndürüldü. O tamamen de yıkılacak inşaAllah, söylemiştim. Bu arada her devrin adamı da yine faaliyetlerine devam ediyor. Geçenlerde bir tanıdık geldi. Onun yakın arkadaşı. “Ya o çok takvadır” dedi. Çok şeydir dedi. Tamam Allah razı olsun dedik. Peki kardeşim güzel de, takvaysa, bir iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne çiçek sunuyor, bir başka tarafa çiçek sunuyor. Bir başka yere efendim gül sunuyor. Başka yere karanfil sunuyor. Her yere bir şeyler sunuyor. Bu nasıl oluyor değil mi? Burada bir anormallik var. Eğer Müslümansa, Müslümanca yaşaması gerekir. Kızını geçenlerde bir mason arkadaşla evlendirdi. Kendi görüşüdür biz bir şey diyemeyiz. Fakat şimdi yeni yeni de skandalları patladı biliyorsunuz, yeni yeni olaylar böyle trilyonluk skandallar. Eğer Müslümansa bir kere Müslümanlara karşı son derece samimi olması lazım. İkiyüzlü olmaması lazım. Ayrıca bu Baron’un adeta uşağı gibi şu an, bunu bırakması lazım, değil mi? Müslümanların yüzüne gülüp, dinsizlere de alttan alta ben sizdenim mantığını bırakması gerekir değil mi? Ve buna benzeri şeyler. Onun için bakın demek ki bir kısım insanları da kandırmayı becermiş. Müslümanlığı sadece hedefine ulaşmada bir araç olarak kullanırsa bu yakışı kalmaz. Müslümanlığa uymaz bu. Müslümansa vicdanlı davranacak. Gece gündüz Baron’un Ankara şubesi gibi faaliyet yapıp da Müslümanların aleyhine beyanlarda bulunmak, Müslümanların aleyhine konuşmalar yapmak, arkasından da ben Müslüman’ım demek bu dürüstlüğe sığmaz. Müslüman ise normal dürüst tavrını koyacak. Net anlaşılır böyle bir insan. Yani kaypak olmak, her devirde bir şekle şemale girmek, değil mi? Bunlar olmaz inşaAllah.
SUNUCU: Efendim sorularımız var demiştik programın başında, dilerseniz onlara da bir göz atalım.
ADNAN OKTAR: Kaç dakikamız var?
SUNUCU: Zamanımız, yaklaşık arkadaşlar, sekiz dakikamız varmış.
ADNAN OKTAR: Tamam soralım.
SUNUCU: İnşaAllah. Bu arada çok özür dileyerek de söylüyorum bir VTR’miz vardı.
ADNAN OKTAR: Daha iyi.
SUNUCU: İsterseniz onu izleyelim. Yalnız VTR’mizin süresi nedir arkadaşlar, yeterli olacak mı? Üzerine konuşabilecek miyiz?
ADNAN OKTAR: Konuşuruz.
SUNUCU: Tamam.
ADNAN OKTAR: Tamam seyredelim.
SUNUCU: Buyrunuz o zaman.
(VTR: Cevat Babuna 06.02.2000 tarihli Objektif programındaki açıklamalarından ve 03.05.2003 Kıbrıs İçin gerçek Çözüm Konferansı konuşmasından bölümler)
SUNUCU: Evet efendim görüntüleri hep birlikte izledik. Neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Cevat Hoca bizi, arkadaşlarımızla alabildiğine seven, çok beğenen, beni de çok takdir eden bir insan. Bakın görüyorsunuz öve öve bitiremiyor. Kendisi ile görüşmedim diyor ama her konferansa ben hazırladım aslında işin doğrusu da o dönemde öyle konuşmuştu ben demeyeceğim demişti, görüştüğümü söylemesem daha iyi olur demişti. Onu da açıkça söyleyeyim. Aslında doğrusu bu. Her seferinde fotokopiler veriyordum. Yani nasıl yapacak? Bütün konferanslarını biz ayarlıyorduk, defalarca bizim evimize geldi ben de onun evine de gittim. Görüştüğümüz bir insan, bizim çocuklarda çok iyi tanır, acayip seven bir insan sonra işte tepeden bir yerlerden malum örgütün, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bazı elemanları bu şahıslara etki etti. Telkin verdiler, bilerek veya bilmeyerek onların çizgisine kaydılar yani onların sözlerini tutar hale geldiler. Bize yönelik faaliyetlerde belki de farkında olmadılar ki kuvvetli ihtimal de öyle yani bilselerdi hiç yanaşmayabilirlerdi belki. Bakın üslubunu görüyorsunuz, son derece sevgi dolu, her yönden güvenilir ki ben Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la da görüşmesini ben sağlamıştım o zamana Kıbrıs’a da göndertmesini ben sağladım, vesile oldum. Ama zamanla çok değişti gitti sonra Ankara’ya işte Cemil Çiçek bey’le görüştü. O zaman Adalet Bakanı, bizi gitti şikayet etti yani aleyhimize tamamen 360 derece döndü ve olaylar malum sonradan da gelişti. Allah razı olsun, kaderindeymiş yapmış, hayır vardır yani biz. Özgür insan tabii ki diyebilir ama gerçek fikirleri budur. Bizlerle ilgili gerçek düşünceleri budur. Sonrakiler oradan buradan kişilerin kışkırtması sonucu ortaya çıkan iddialardır. Bakın ben gözümle gördüm diyor, birlikte yaşadık diyor. Seyahat ettik diyor en mükemmel şekilde tespit ettim diyor. Yolculukta anlaşılır insanların birbirine dostluğu diyor. Bakın beni de öve öve bitiremiyor, anlatıyor. Ya çok saygılıydı bana karşı da, sevgi doluydu. Yine ilgileniyoruz zannediyorlar ki biz, geçenlerde Oktar yine gönderdim. Hastanede ziyaret etti, baktı rahatsızlandı. Geçenlerde yine kontrol ettirdim, yani acıyorum yine öfkem, kinim, nefretim falan yok yani yine şefkatle bakıyorum. Bende nefret olmaz. Arkadaşlarımızda da olmaz yeter ki sevecen, insancıl, makul bir tavır olsun. Yani makul bir insan yani böyle dayatmacı, sert, ters bir üslup olursa olmaz.
SUNUCU: Bakın izleyicilerimizden çok ilginç de bir soru var. Konuya ilişkin, demişler ki: Manisa’dan izleyicimiz, “Hayırlı akşamlar hocam. Soner Yalçın’ın Efendi isimli kitabında anlatılan aileleri okurken şu satırlarla karşılaştım. Zaim ailesi Rumeli’li idi. (özür diliyorum) Babası kereste tüccarı Mehmet Efendi İştip’li, annesi Naime hanım Selanik Köprülü’lü idi. Prof. Zaim’in teyzesi Nazire hanım’ın oğlu Köprülü doğumlu Prof. Cevat Babuna idi. Bu ifade doğru mudur? Hocam bizi biraz bilgilendirir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Rahmetli Zaim hoca, Cemil Çiçek bunlar hep birbirlerini tanırlar, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Babası da Cevat Hoca da birbirlerini tanırlar. Zaten Zaim Hoca kanalı ile Ankara ile bağlantıyı kurdu Cevat Hoca. Yani onun da o devirde bir aracılığı oldu rahmetlinin. Ona da kim bilir ne dediler de kandırdılar bilemiyorum. Taha Akyol’da tanır Cevat Hoca yani onlarla da bağlantısı vardır, Cemil Çiçek’le de vardır bağlantısı fakat bağlantının kurulmasında Zaim hoca’nın çok etkisi oldu ki akrabalar zaten hakikaten Selanik kökenlidirler. Cevat Hoca da Selanik kökenlidir. Zaim Hoca’da Selanik kökenlidir. Yani genellikle Selanik kökenlidirler. Selanik kökenli olmak suç değil tabi de. Evet. Ne diyordu arkadaş orada?
SUNUCU: Demişler ki, onlar da bu hem memleketten ötürü olan yakınlığa değinmişler. Demişler ki; Zaim ailesi Rumeli’li idi. Babası kereste tüccarı Mehmet Efendi İştip’li, annesi Naime hanım Selanik Köprülü’lü idi.
ADNAN OKTAR: Nerede geçiyor bu yazı?
OKTAR BABUNA: Efendi Kitabında Soner Yalçın’ın.
SUNUCU: Efendi Kitabında.
ADNAN OKTAR: Soner Yalçın’ın Efendi kitabı.
SUNUCU: Efendi kitabında. Evet.
ADNAN OKTAR: O kitabı bana bir getirsene sen.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Prof. Zaim’in teyzesi Nazire hanım’ın oğlu Köprülü doğumlu Prof. Cevat Babuna idi. Bu ifadenin doğru olup olmadığını size yöneltmişler. Hem de bu konuda sizden bilgi istemişler.
ADNAN OKTAR: Doğru mu bu?
OKTAR BABUNA: Doğru, evet.
ADNAN OKTAR: Prof. Zaim’in teyzesi Nazire hanım’ın oğlu Köprülü doğumlu Prof. Cevat Babuna idi. Doğru akrabalar tabi.
OKTAR BABUNA: Benim babaannem o, silsileyi yazmışlar, akrabalık silsilesini.
ADNAN OKTAR: Evet, rahmetliyi de Allahualem etkilediler anladığım kadarıyla yoksa aslında bir toplantı da yapılmış o dönemde Cevat hoca, Zaim hoca ve efendim Çiçek, evet birlikte bir toplantı yapmışlar. Orada işte aleyhimize konuşmuş Cevat hoca çok kapsamlı uzun uzun yani bu ifadelerin tam tersi konuşmuş, inşaAllah. Cemil Çiçek’te çok iyi tanır her ikisini de samimiler, Ankara’da da bir işte birliktelikleri oldu, buraya geldiklerinde de zaten bir arada oluyorlardı. Taha Akyol zaten sürekli bağlantıda olan bir kişi bu kişilerle de. Taha Akyol da malum efendim Aydın Doğan’ın sağ kolu, yani böyle zincirleme bir bağ. Olabilir insanlar birbirini tanır, akrabalar olur, tanışsınlar, Allah muhabbetlerini arttırsın ama güzel şeyler konuşsunlar, güzellikler olsun, dostane şeyler olsun, böyle... Neyse yani Allah hidayetlerini arttırsın. Ne diyeyim yani.
SUNUCU: Evet bu arada arkadaşlarımız süremizin dolduğunu da söylüyorlar efendim. Son eklemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Son olarak Allah milletimize selamet versin güzellik, sağlık sıhhat versin. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece onu ve gemi halkını kurtardık.” Yani biz onu ve gemi halkını kurtardık yani Nuh’u ve talebelerini kurtardık. “Bunu alemlere bir ayet kılmış olduk. İbrahim de hani kavmine demişti ki, Allah’a kulluk edin, Ondan sakının. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Siz yalnızca Allah’tan başka bir takım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz.” Yalan söylemeyin diyor. “gerçek şu ki sizin Allah’tan başka taptıklarınız size rızık vermeye güç yetiremezler. Öyleyse rızkı Allah’ın katında arayın. O’na kulluk edin, O’na şükredin O’na döndürüleceksiniz.” diyor Cenab-ı Allah. Müslümanlar daima Ehl-i Nejat’tır. Daima Ehl-i kurtuluştur. Hz. Nuh gibi inşaAllah Mehdi cemaati de bir Nuh’un gemisi gibidir. Topluca bir arada kurtuluşa erecekler. Bizler de Mehdi öncüleri gibi yine bir faaliyet içerisindeyiz. Hz. Nuh’un gemisi gibiyiz biz de bütün Türklük alemi Nuh’un gemisi gibidir, bu gemiye binen kurtulacaktır, inşaAllah. Türk İslam Birliği gemisine binecek olan kurtulacak, Kuran ona işaret ediyor, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, çok teşekkür ediyorum efendim, ağzınıza sağlık verdiğiniz değerli bilgiler için. Programımızın sonuna geldik ancak hemen ben bir hatırlatma da yapmak istiyorum. Efendim programımız yarın akşam saat 22 ve 24 arasında Çay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv ekranlarında olacak. Evet ne yazık ki bir programımızın daha sonuna geldik, yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum efendim, hoşçakalınız. 29 Ekim 2009
|