SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Adıyaman Asu TV ve Kral Karadeniz kanallarında ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar ile Başbaşa programıyla karşınızdayız. Değerli konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Sayın Doktor Oktar Babuna, efendim hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sizler de hoşgeldiniz, sefa getirdiniz.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Elhamdülillah çok iyiyiz. Sizler de iyisiniz inşaAllah?
SUNUCU: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Nurunuz, efendiliğiniz içimizi açıyor MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim. Yine birçok sorularımız var size. Gündeme ilişkin sohbet ederek mi başlamak istersiniz? Nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Nasıl yapalım Oktar hocam söyle.
OKTAR BABUNA: Nasıl uygun görürseniz hocam.
ADNAN OKTAR: Bir soru alalım öyleyse. Bir bakalım ona göre genişletiriz inşaAllah.
SUNUCU: Bir izleyicimiz demişler ki “Selamun Aleykum. Hocam bir sohbetinizde Hz. İsa’dan bahsederken, Hz. İsa haçı kıracak, domuzu öldürecek demiştiniz. Bu domuz gribi olayının vuku bulmasıyla acaba Hz. İsa ile bir bağlantı kurulabilir mi? Domuzlar öldürülecek diyebilir miyiz veyahut geldiğinin bir işareti olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Domuz gribinden korunmak için domuzlar itlaf ediliyor dünyanın birçok yerinde. Zannediyorum bir süre sonra mecbur kalacaklar. Çünkü bu domuz gribi dalgalar şeklinde devam edecek bir hastalık. Yani bitti derken bir daha başlıyor, bitti derken bir daha başlıyor, öyle kesilen bir şey değil. Şimdi de Ukrayna’da öyle başka bir salgın başlamış, tarif edilemeyen, tespit edilemeyen bir yeni salgın başlamış.
OKTAR BABUNA: Bayağı da bir ölüm olmuş.
ADNAN OKTAR: Evet. Halk arasında da çok yaygın ve ölüm oranı da yüksek. Fakat virüsün çeşidi tespit edilememiş. Aynı hadislere uygun olarak olaylar gelişiyor. Peygamber Efendimiz (sav) böyle kitlevi ölümlere sebep olacak taun tarzı salgın hastalıklar olacağı yani virüslerle salgın hastalıklar oluşacağını hadislerde belirtmiş Mehdi devrinde. Aynısıyla oluyor görüyorsunuz. Hz. Mesih’in gelişi, insanlar şu an dünyanın böyle yaşanan, zorluklarla karşılaşılan, işte yemek hazırlanan, uyunan bir yer olduğunu düşünüyor olabilir insanlar. Halbuki dünya o amaçla yaratılmamıştır. O amaçla da şu an insanlara o görüntü gösterilmiyor. Allah’ın insanlara gösterdiği bu görüntü amaçlı olarak özel olarak gösteriliyor. Yani özel bir kasıtla gösteriliyor. Mesih’in gelişi Mehdi’nin çıkışı şu an dünyadaki ana konudur. Yani birçok dünya liderinin bundan haberi var. Mesela Hugo Chaves bekliyorum diyor. Putin farkında. Amerika’daki liderlerin birçoğu bunun farkında. Türkiye’deki birçok insan bunların farkında. Ama zamanla bu daha da artacaktır. Mesela Profesör Doktor Nevzat Yalçıntaş beyefendi var, benim çok sevdiğim, değer verdiğim saygın bir bilim adamıdır. Çok değerli, efendi bir insandır. Zamanında bizim fakirhaneye de teşrif etmişti. Çok çok çok efendi bir insan yani tarif edemeyeceğim derecede saygın bir insan. Hatta Cumhurbaşkanlığı’na da düşünülmüştü. O derece Türkiye’de sevilen ve değer verilen bir insan. “Türkiye Türk Birliği’ni kurmalıdır” tarzındaki ifadesi birçok internet sitesinde yayınlanmış. Var mı sende?
OKTAR BABUNA: Var hocam inşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Habervaktim. Bu Vakit gazetesinin değil mi habervaktim? Vakit gazetesini de buradan tebrik ediyorum yani çok delikanlı gazetedir, yiğit gazetedir MaşaAllah. Samimidirler yöneticileri, yazarları, değerli insanlar. Milli Gazete de öyledir. Çok severim. Başka? Gazeteleri sayalım mı? Yeni Şafak da öyle. Dürüst yazıları var. Yeni Çağ da öyle. MaşaAllah delikanlı çocuklar onlar da iyiler. Başka?
OKTAR BABUNA: Zaman gazetesi.
ADNAN OKTAR: Zaman gazetesi. Ama şimdi çok sürecek şimdi sayarsak program boyunca. Bakın Yalçıntaş beyefendi ne diyor; “Yeni bir birliğin temeli atılıyor”. Zoom yapıyor musun? Evet. “Türkiye’nin Avrupa Birliği kapsamında beklemek yerine yeni bir birlik kurması gerektiğini vurgulayarak, bu birliğin temelini bugünlerde atılmaya başlandığını ifade etti.” Aylardan beri ben ne diyorum? Türk İslam Birliği kuruluyor diyorum. Nevzat Yalçıntaş hocamız ne diyor? Bak, “bu birliğin temelinin bugünlerde atılmaya başlandığını ifade etti.” Aylardan beri, yıllardan beri anlattığım konu tahakkuk etmeye başlamış. Doğru söylüyor muymuşum? Söylüyormuşum. En güvenilir ağızlardan birisidir Sayın Nevzat Altıntaş. Çok güvenilir bir insandır. Avrupa Birliği kapısında beklemek yerine... Evet doğru. Adamlar gönülleri olsun diye beklemiyoruz. Çünkü onlar Türk İslam Birliği’ne girecekler, biz de Avrupa Birliği’ne gireceğiz. Karşılıklı olacak. Onlar bize misafir olacaklar, biz de onlara misafir olacağız. Biz seviyoruz Avrupalıları. Kültürünü, temizlik anlayışını yani genel anlamda, sanat anlayışını, bilim anlayışını, müspet anlamda olanları tabii ki kastediyorum, takdir edip, beğeniyoruz. Ve onu aşacak bir kültürü istiyoruz ve davranışı ve çalışmayı istiyoruz. İnşaAllah. Tamam teşekkür ederim. Evet başka? Şu Oda Tv var, acayip sevimli bunlar. Oda Tv. Oktar senin yine başka bir konun var.
OKTAR BABUNA: Teknik bir şey var da onu düzeltiyorum.
ADNAN OKTAR: Dursun bir şey olmaz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Afacanlık yapıyorsun. Oda Tv’nin internet sitesi... “Harun Yahya bu kursu kesin basar.” Evrimci garibanlar böyle kurs açıyorlar. Çoluk çocuğu toplayıp orada Darwin’in bayat safsatalarını anlatıyorlar. Çocuklar tabii uyuyorlar sıkıntıdan çünkü yalan dinlemek kadar insanı bunaltan bir konu olmaz herhalde. Mesela ara fosiller var diyor. Çocuk ara fosil olmadığını biliyor. Nasıl dinlesin onu? Değil mi? Proteinler tesadüfen olur diyor. Olmadığını biliyor, nasıl dinlesin? Kromozom, ne var ki diyor kromozom kendiliğinden olur diyor. Koskoca insan nasıl ona inansın?
SUNUCU: Anne babaları bilmiyor ama şimdiki çocuklar maşaAllah internetten bilgilerle anında öğrenebiliyorlar.
ADNAN OKTAR: “Harun Yahya bu kursu kesin basar.” Hep bu tarz haberler yapıyorlar, acayip komikler bunlar. Adnan hoca bu habere çok kızacak diyorlar mesela Darwinizm’le ilgili bir şey oluyor. Kesin şöyle olacak... Tabii ki kursu basıp masmayız da fakat cevabını veririz. Ama yani ayıp yapıyorlar. Bizim gençlerimiz cin gibidir. Süper uyanıklar, çok canlılar. Yani karşısına alıp, dinozorlar sinek kovalarken uçmaya başladılar filan. Eziyet bu çocuklara.
SUNUCU: Acaba ne anlatıyorlar kursta? Onu da çok merak ettim yani. Bir de kurs... Kurs dediğinde kapsamlı bir şeydir ve detaylı bir bilgi verilen bir yer akla gelir kurs deyince. Ne anlatıyorlar acaba kursta o kadar detaylı?
ADNAN OKTAR: Darwin işte şarabı nasıl içerdi? Gemiyle nasıl gezdi? Efendim Galapogos adasında kuşları nasıl dondurdu? Yani kuş yakalamak marifet mi, kelebek yakalamak marifet mi yani? O bir amca vardı beyaz saçlı Darwinist, neydi o? Hani Anuştayn mı diyordu. Anuştayn diye bir bey. Darwinist ünlü bir bey var ya. Oktar bana boş boş bakma Allah aşkına. Türk diyorum Türk.
OKTAR BABUNA: Türk. Ali Demirsoy. Yabancılara gitti aklım.
ADNAN OKTAR: Sorsana milliyetini filan. Mesela o da öyle. Şimdi anlatıyor bir şeyler izah ediyor. Ama inanmadığı anlaşılıyor sonra geri plandaki konuşmalarında. Hiçbir şekilde inanmıyor. Bir sürü kelebek biriktirmiş. Onları iğneye dizmiş, kurutmuş. Kardeşim afacan küçük çocuklar oluyor, onlar da biriktiriyorlar. Yani şu iş mi? Sanki ilk defa kelebekleri o bulmuş gibi. Hayvanları da kurutmuş teker teker.
SUNUCU: O da ayrı bir eziyet yani.
ADNAN OKTAR: Yani diyeceksin ki, adam biyolog bak nasıl araştırıyor tek tek kelebekleri yakalamış, iğneye batırmış. Demek ki bu biliyor. Böyle bir konu yok. Dünyanın her yerinde öyle, ilkokul çocukları olur kelebekleri yakalarlar, iğneye dizip, kuruturlar hayvanlar. Orada yalnızca Allah’ın sanatını görür. Kelebeğe baktım mı Allah’ın onları ne kadar güzel süslediğini, rengarenk nasıl yarattığını, kanatlarındaki dengeyi, ayaklarındaki muntazamlığı, bir de onların Cenab-ı Allah kürk palto gibi böyle tüylü tüylü, güzel bir kıyafette vermiş üstlerine. Üreme sistemleri mükemmel, duyargaları mükemmel, gözler şahane, değil mi? Çoklu göz, yani tek de değil bizim gibi. Tabii, her yönüyle, kromozomlarına varıncaya kadar mükemmel hayvan. Sen onu kurutsan ne olur, pişirsen ne olur, başka bir şey yapsan ne olur yani? Orada sadece Allah’ın sanatını görürsün sen. Anuştayn falan demişti de, aklımda onlar kalmıştı bir ara, onun için diyorum belki aklımda tekrar kalır diye.
SUNUCU:Kursu peki açan veya kursun arkasındaki kuruluş veya isim kimmiş? Onu da yazmışlar mı?
ADNAN OKTAR: Bilim ve Ütopya Dergisi. Bu işte biraz heralde ‘Aydınlık’tan yana arkadaşlar mı, kardeşler mi, bu nedir?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? O gün seninle tartışan ekip değil mi bunlar Bilim Ütopya?
OKTAR BABUNA: Ender Helvacıoğlu vardı onlardan. Evet.
ADNAN OKTAR: Tamam, Helvacı falan hepsi aynı şey.
OKTAR BABUNA: Evet evet onlar.
ADNAN OKTAR: Tamam onların ekip.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi orada yenilince, demek ki çoluk çocuğu toplayıp orda, artık 3-5 tane mi, artık 50 tane mi, orada çocukların çekeceği sıkıntıyı da düşünemiyorum yani.
SUNUCU:Daha önce siz bir seminerde bir araya gelmiş miydiniz bu insanlarla?
OKTAR BABUNA: Yok kesinlikle karşımıza çıkmak istemiyorlar. Ben hatta telefon açmıştım tekrar bağlanmak için, karşımıza çıkmadıkları için, söz almışlar Yiğit Bey’den. Adnan Bey’in özellikle kesinlikle karşısına çıkmayacağız diye. Bizi de kesinlikle tekrar bağlamasınlar diye tekrar o gün söz aldıkları için bağlamamışlardı.
ADNAN OKTAR: Ama o gün, değil mi, Malazgirt Meydan Muharebesi gibi darmakeşan oldular maşaAllah. Hayır yani eğer sadece bizim kanaatimiz olsaydı ben birşey demeyecektim ama, kendileri de, internet sitelerine bakıyoruz, hakikaten böyle perişan olduklarını kabul etmişlerdi. Kardeşim nasıl perişan olmasın, 250 milyon adet fosil var. “Ne diyorsun?” diyoruz. Sessizlik... “Proteinler tesadüfen meydana gelemiyor” diyoruz. Yine sessizlik... “Ara fosil var mı?” diyoruz. Yine sessizlik... “ Var, var” diyor, böyle gösterip gösterip geri çekiyor. Getir görelim kardeşim, getir masanın üzerine getir şunu koyalım bir tane. Yani biz alıp, değil mi, koskoca parça halinde kayayı getirip koyuyoruz.
SUNUCU:Tabii burada hatta masamızın üzerinde de var.
ADNAN OKTAR:Tabii, yine var burada, evet. Al getir bir tane. Hem ne güzel bak 10 trilyonu da alıp gideceksin.
SUNUCU:Değil mi, Tabii.
ADNAN OKTAR: Tabii o Bilim Ütopya Dergisi’ni daha dünya çapında bir dergi haline getirirsin. 10 trilyon az para değil. İnşaAllah.
SUNUCU:Çok ciddi bir rakam.
ADNAN OKTAR: Sırf bir tane fosil getireceksiniz. Gurur. Yani bu bir kısım sol arkadaşlar, solcu arkadaşlarda gurur acayip oluyor yani. Böyle yenilmiş olmak çok ağırlarına gidiyor. Kardeşim yenilmeyle sen doğruyu öğrenmiş oluyorsun, ağrına gidecek ne var bunda? Yani gurur kıracak ne var bunda? Aksi gurur kırıcı. Seni kandırmışlar, “tesadüfen herşey oluyor” demişler ve buna inanmışsın. Ara fosiller olmadığı halde, “ara fosil var” demişler sana, ona da inanmışsın. Piltdown adamı, Java adamı gibi, şu bu falan sahte delillere de inanmışsın. Asıl gurur kırıcı bunlar değil mi? Tabii, proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceği açıkken, sana “proteinler tesadüfen meydana gelir” diyorlar ve inanıyorsun buna. Asıl bunlardan utan. Bunlar gururunu kırsın. Gerçeği doğruyu öğrenmek neden gururunu kırıyor? İşte hani, “ Biz ölmedik, yıkılmadık, ayaktayız, işte dertlerimizle başbaşayız” falan gibisinden böyle. Ne bu şiir mi, şarkı mı, böyle bir şey vardı?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR: Evet, her neyse de, evet. Bak “Kahinden son uyarı” diyor. “ İkinci kriz geliyor” diyor. Kardeşim senin kahinine mahinine ne gerek var? Kimmiş bu kahin?
OKTAR BABUNA: Ekonomist.
ADNAN OKTAR: Efendim, ekonomist bir vatandaş.
OKTAR BABUNA: Amerikalı.
ADNAN OKTAR:Evet. “Hicaz demiryolu tekrar canlanıyor” diyor. MaşaAllah, maşaAllah. Ataların zamanından kalma demiryolumuz. Hicaz demiryolu. Evet. İslam Almanya’da hızla gelişiyormuş. Bu da çok güzel. Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçisi bunu söylüyor. Şahane. “Türkiye bağımsız bir güç olabilir”. Hoppala. Ne demek yani? Zaten Türkiye bağımsız bir güç. “Olabilir”. Ne demek istiyorlar yani? Herhalde şöyle demek istiyor: “ Türkiye bir süper güç olabilir” anlamında demiştir.
SUNUCU:Avrupa Birliği’nden bağımsız.
ADNAN OKTAR:Evet o anlamda yani, büyük bir güç. “Matrix’in yapımcısından Hz. Muhammed filmi” (sav). Matrix filminin yapımcısına maddenin varlığını anlatan kitabımı göndermiştim, ama filmin yapılmasından 1 yıl önce gönderdim. Ondan çok etkilendi. Kitaptaki düşüncenin hemen hemen aynısını film haline getirdi. Şimdi herhalde yine birilerinden etkilendi ki, yeni bir film çalışması yapıyor. MaşaAllah. Evet, başka neler var? Kazakistan’da da Türklük son derece hızlı gelişiyormuş, Türk İslam Birliği düşüncesi. Onunla ilgili bir haber var, çok güzel. “Türkler tek çatıda birleşiyor” Türkiye Gazetesi. Haber, Türkler tek çatıda... Türkler ve İslam alemi... Türk İslam Birliği tek çatıda birleşiyor. “Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Derneği’nin düzenlediği toplantıya devlet bakanı Faruk Çelik’le birlikte Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş da katıldı.” MaşaAllah Hocamıza. “ Kayseri Doğu Türkistan Derneği, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylara gösterdiği hassasiyet sebebiyle, Bakan Faruk Çelik’e yöresel kıyafet giydirdi” diyor. Güzel maşaAllah. İnşaAllah. Evet, ama bu arada tabii karşı taraf da boş durmuyor. Biz çok atak ve akılcı olacağız. Özellikle iddia edilen ergenekon terör örgütü çok zalimane ve çok acımasızca fitne ve fücuruna devam ediyor. Milletimiz, devleti her yönde, her açıdan desteklemeye devam edecek, etmeli. Ellerine geçirdiği her türlü bilgiyi aktaracaklar inşaAllah. Mesela ergenekon iddianamesinden bazı bilgiler vereyim. “Emin Şirin, milletvekili, mecliste verdiği tüm soru önergelerinin, iddia edilen ergenekon terör örgütü üzerinden kendisine ulaştırıldığı, bu soru önergelerinin iddia edilen örgütçe temin edilen gizli bilgiler doğrultusunda hazırlandığı” şeklinde bir iddia var iddia edilen ergenekon terör örgütü iddianamesinde. Bakın, “...tüm soru önergelerinin iddia edilen ergenekon terör örgütü üzerinden kendisine ulaştırıldığı,” iddia ediliyor. “Bu soru önergelerinin iddia edilen örgütçe temin edilen gizli bilgiler doğrultusunda hazırlandığı” da söyleniyor. İddia edilen ergenekon terör örgütünün bir numaralı hedefiyiz biz biliyorsunuz. Bilim Araştırma Vakfı ve ben. Emin Şirin bilmiyorum, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü mü bunu tembihledi, kendinden mi böyle bir karar verdi? Bizimle ilgili meclise bir soru önergesi vermişti. Biliyorsunuz, bir aralar ana konusu bizdik Emin Şirin’in. Sabahtan akşama kadar bizimle uğraşıyordu. Bize yapılan bu davaya da girdi, mahkemeye de katıldı. Anneler, babalar denilen, o işte malum, hocamın babasıyla beraber ittifak halinde bir hareketleri vardı. Annesi...
OKTAR BABUNA: Annem evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Annesiyle,evet. Değil mi annenle beraber geldiler, hatta mahkemeye de geldiler?
OKTAR BABUNA: Evet geldiler.
ADNAN OKTAR: Evet. Tabii bunlar zamanla ortaya çıkacak, tam, ne şekilde olduğu, tam doğrusu.
SUNUCU: Sizin...
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Özür dilerim, lafınızı kestim, sizin aile dostunuz mu? Yoksa bu olaylar yargıya taşındıktan sonra mı böyle bir ailenizle yakınlaşma gözlendi bu insanlarda?
OKTAR BABUNA: Yok, hiçbir dostluğu yoktu. Hiç tanışmıyorlardı. Yani bu mahkemeye gelene kadar, o başlayana kadar.
ADNAN OKTAR:Belki senin haberin yoktur da, çok eskiden beri hocayı tanıyor olabilir. Biz bilmiyoruz ki.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:“Şüpheli Adil Serdar Saçan’ın, hem Emniyet Müdürü olduğu dönemde, hem de meslekten atıldığı dönemde, görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri, şüpheli Tuncay Özkan’a verdiği,” her ikisi de iddia edilen ergenekon terör örgütü mensubu olmak iddiasıyla tutuklular bu kişiler biliyorsunuz. “Tuncay Özkan’a verdiği...” bak “ şüpheli Adil Serdar Saçan’ın Emniyet Müdürü olduğu dönemde, hem de meslekten atıldığı dönemde, görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri şüpheli Tuncay Özkan’a verdiği, Tuncay Özkan’ın da bu bilgileri televizyon kanallarında yayınlamak suretiyle, iddia edilen ergenekon terör örgütünün amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunduğu...” Ergenekon İkinci İddanamesinde geçen ifadelerden birisi bu. İddia bunlar tabii. Yani savcılık makamının iddiası. Fakat hakikaten ben gözaltındayken, arkadaşlarım da gözaltındayken anı anına ne konuştuk ne yaptıysak, ifadeleri hemen yayınlanıyordu. Ve infial meydana getirdi o zamanlar Tuncay Özkan basında. İnfial tutuklama nedeni oluyor. Zaten hakimin karşısına geldim, dedi; nedir dedi oğlum dedi anlat dedi, tutuklanmak için hakime gittiğimizde. Efendim dedim benim suçumun ne olduğunu söylerseniz dedim anlatacağım dedim. Buyrun söylerseniz, haklısın dedi. Ama tutuklamak mecburiyetindeyim dedi. İnfial var dedi inşaAllah. Hatta üç kere söyledi böyle müteessir bir üslupla yani, efendim siz çok rahat olun dedim. Tabii öyle olması gerekiyorsa tutuklayın dedim, yani bir mahsuru yok dedim.
SUNUCU:Ama böyle bir durumda tutuklamak zorundayım diye bir şeyin de kesinlikle olmaması gereken bir durum yani.
ADNAN OKTAR: Hayır der der yani, diyebilir yani hakim olarak diyebilir, nezaketinden diyebilir. Bir şey yok onda. Ama üç kere tekrar etti, yani böyle rahatsız bir üslupla adeta. Tekrar etti üç defa. Ben dedim çok rahat olun. Öyle olması gerekiyorsa tabii ki tutuklarsınız dedim. Ama bakın, suçum nedir deyince haklısın dedi. Yani bir tane söylerseniz dedim ben cevap vereceğim dedim. Ama infial var şimdi, infial nedeniyle tutukluyor zaten. Çünkü Tuncay Özkan Kanal D’de, sağolsun Aydın Doğan beyefendi o aralar büyük hizmet verdi. Sürmanşetten birinci haber biliyorsunuz, hatta birinci haber olacaktı da, deprem başladığı için haberi ikinci haber haline getirdiler. Yoksa konu bizimle başlıyordu önce. İlk bizimle başlıyordu, deprem başlayınca konuşmayı yapamadı spiker, biliyorsunuz o gün.
SUNUCU:İzlememiştim ama duyduğum kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Evet, tam bizim haber okunurken deprem başladı. Onun için okuyamadılar. Çok çok sonra okuyabildiler. İkinci haber olarak okuyabildiler. Tuncay Özkan’ın ve sağolsun Aydın Doğan beyefendinin emekleriyle infial meydana geldiği için, kanunlarda infial tutuklama nedeni, tutuklandık. Yoksa tutuksuz yargılanma imkanımız vardı inşaAllah. “Şüpheli Adil Serdar Saçan, yine aynı konuda görev gereği elde ettiği bilgileri” diyor, “Tuncay Özkan’a ulaştırdığı” diyor, iddiasını belirtiyor. İkinci iddianameden bir bölüm olarak. “Emin Şirin amaçları arasında bulunan siyasi partileri yönlendirme ve siyasi partileri önceden belirleme, faaliyetleri çerçevesinde mecliste yeni bir grup oluşturmaya çalıştığı hususları” diye Ergenekon’un ikinci iddianamesinde yine iddialar geçiyor ama iddia tabii bunlar. Bakın, en vahimlerden bir tanesi; bir ergenekon örgütü mensubu, ünlü bir iddia edilen ergenekon örgütü mensubu diyor ki; şimdiki diyor, özetle Cemil Çiçek’i övüyor, Bakan Cemil Çiçek’i. Detay verirsem anlaşılır onun için yapmıyorum. Ergenekon iddianamesinde, yani bayağı övüyor ama Cemil Çiçek’i, böyle göklere sığdıramıyor. Mesela yine başka bir dergide de, ama olabilir yani Cemil Çiçek’i seven çok fazla insan vardır, o da seviyordur. Göklere sığdıramıyor olabilir yani. Bu bir suç değil.
SUNUCU:Ama şimdi övmesi, ortak paydada buluşmaları anlamında mı, yoksa bir insanın yaptığı icraatları beğenirsiniz o anlamda mı? O övme orada çok önemli.
ADNAN OKTAR: Yani bir şekilde övmüş. Yani birçok öven insan var, o da övmüş. Bir suç değil tabii. Ama ben bildiriyorum sadece, bilgi olarak veriyorum. Yine ergenekon örgütünün en ileri gelen adamlarından bir tanesi, ki en önemlilerinden, onu, Cemil Bey’i çok; Nokta Dergisi’nde yayınlanmış bu da ayrıca; ona karşı muhabbetini belirtiyor. Olabilir. Allah daha da arttırsın muhabbetini eğer çok da seviyorsa. Ergenekon Örgütü’nün ideologlarından ve halen Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan, iddia edilen Ergenekon Örgütü kapsamında tutuklu bulunan, davanın 41 numaralı sanığı, Ümit Sayın’ın evinde yapılan aramalarda, ele geçen belgeler arasında ele geçen örgütün manifestosunda, iddia edilen ergenekon örgütü manifestosunda, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhinde mücadele edilmesi gereken kişilerin başında sayılıyor. Yani ben ve arkadaşlarım iddia edilen ergenekon örgütünün manifestosunda en başta mücadele edilmesi gereken insanlar olarak sayılıyoruz. Evet, bu tabii iddianamede olan yazılar. İki iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu arasındaki mesajlaşmalarda, numarası var burada, klasörün sayısı da var, örgütün tüm isteklerini yerine getiren ve örgütün önerdiği isimleri, örgütün istediği yerlere tayin ettiren Bakan olarak Sayın Saadettin Tantan’ın ismi geçiyor. Ergenekon davasında tutuklu iki sanığın arasında geçen konuşma, ünlü iki sanığın arasındaki konuşma, msn mesajlarında var. Bu yazılar iddia edilen Ergenekon Örgütü iddianamesinde var. Ama bu bir iddia tabii daha mahkeme sonuçlanmadı. Ama Saadettin Tantan biliyorsunuz o devirde, bana karşı ve arkadaşlarımıza karşı ağzından ateş saçılıyordu adeta. Hatta beni, biliyorsunuz daha önce de söylemiştim, Apo’dan daha tehlikeli, PKK’dan daha tehlikeli demişti. Ben de dedim ki; dili sürçmüştür. PKK’ya karşı, komünizme karşı, stalinizme karşı en güçlü o anlamında demiştir dedim. Bakan’ın bu ifadesinden sonra infial daha da arttı gazetelerde, sürmanşet. Artık tutuklama kesin hale gelmiş oldu. Ya kardeşim daha ben yargılanıyorum. Daha gözaltına alınmadım, ifadem alınıyor daha. Nereden biliyorsun benim suçlu olduğumu? Ve ithama bak sen, yani vatan haini olan, vatanı bölmeye çalışan bir insan var, ondan daha tehlikeli diyor. Ben vatanın birliği, bütünlüğü için uğraşıyorum. Türk İslam Birliği için uğraşıyorum. Darwinizme, materyalizme, stalinizme ve PKK’ya karşı mücadele veriyorum, bana PKK’dan daha tehlikeli diyor. Ve infial meydana gelir tabii. Bakan söylüyor bunu. Ve arkasından tutuklama oldu. Bakın Ergenekon davasında tutuklu iki sanık da, iddia edilen Ergenekon Örgütü davasında tutuklu iki sanık da, aralarında konuşmalarında örgütün tüm isteklerini yerine getiren, örgütün önerdiği isimleri, örgütün istediği yerlere tayin ettiren Bakan olarak onu övüyorlar. Yani öyle bir şey var, şimdi klasör numarasını verebilirim ama gerek yok. iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında bu var. Tabii bu bir iddia, bu yargılama aşamasında, bu iddia olduğunu söylüyorum inşaAllah. Yani tabii bunları düşününce insan şaşırıyor. Mesela babanın gidip Cemil Çiçek ile konuşması Ankara’da. Bizi bu kadar överken, birdenbire birilerinin, Cevat Hoca’yla, Cevat Babuna ile görüşmesinin sonucunda hemen 360 derece değişmesi. Ya gece gündüz evimize geliyordun kardeşim, beraber çay kahve içiyorduk. Sohbet ediyoruz. Kitaplarımı alıp okuyorsun, fotokopiler veriyorum. Bütün konferanslarına seni ben gönderiyorum. Bizim yemeğimizi yiyorsun, afiyet olsun. Çayımızı içiyorsun, gece gündüz bizimlesin. Biz onu il il gezdirirken bütün masraflarının hepsiyle biz ilgilendik. Otelde kalmasını, yemesini, içmesini, yatıp kalkmasını, yani Allah razı olsun helal, hak yolda yaptığı herşey için. Biz helal olsun, bir şey demiyoruz. Ama samimiyetimizin ölçüsünü belirtmek için söylüyorum. Böyleyken kardeşim birdenbire sana ne oluyor böyle? Yirmi yıldan beri sen bizi tanıyorsun. Yirmi yıl; yirmi birinci yılda birdenbire bu değişimin anlamı ne?
OKTAR BABUNA: Siz hayatının kurtulmasına vesile oldunuz.
ADNAN OKTAR: Defalarca... Bir kere iki kere değil. Oktar’da da öyle...
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Oktar hastalandığında dedi ki: “Onlar Oktar’la ilgilenir senin ilgilenmene gerek yok.” dedi hanımına. Senin ilgilenmene gerek yok...
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Benim ilgileneceğime; yani çok yaman birisi diyor. Çok imkanı olan birisi diyor. O hepsini yapar dedi, senin ilgilenmene gerek yok dedi. Çocuklarının yanında söyledi bunu yani.
OKTAR BABUNA: Hiç gelmediler altı sene boyunca.
ADNAN OKTAR: Tabii. Altı senede hiç ilgilenmediler ki hani masraf çıkmasın gibisinden belki. Belki hani biz onları zaten bıraktık, onlar ne yapıyorsa yapsın der gibi. Amerika’ya geldi babası. Turistik gezi yapıyor, bunun yanına gitmedi.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani... Ankara’ya gitti görüştüler. Burada da ayrıca gene görüştüler Cemil Çiçek’le. Sonra olaylar gelişmeye başladı.
SUNUCU: Peki babanızdaki bu değişiklik birdenbire mi meydana geldi? Yoksa hani belli bir süreçte bir soğukluk, bir kopma yaşandı da mı böyle birşey oldu?
ADNAN OKTAR: Birden. Birden gelişti. Çünkü yirmi yıldan beri tanışıyoruz biz. Yani ben onların evine gidiyorum, onlar bize geliyorlar. Bakın çocuklarla ben hepsiyle yirmi yıldan beri tanışıyorum.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ebu ecdad soy tarikat, hepsi yani. Birileri yani böyle kanına girdiler. Gidip konuştular, ne yaptılarsa ikna ettiler, olağanüstü değişti. Bambaşka bir insan oldu. Evet, Cevat Hoca’nın o filmini bir daha bir seyredelim. Bir bakalım.
SUNUCU:Filmimiz hazırsa arkadaşlarımız verebilirler. Bir izleyelim görüntüleri hep birlikte.
(VTR)
SUNUCU: Evet efendim. VTR’mizi izledik. Burada aslında sizinle bir araya gelmediğini söylüyor ama tabii ki hani siz de oğlu olarak ifade ediyorsunuz; ailece görüşüyoruz, üstelik de yirmi yıldır birbirine gidip gelen insanlarız, aile dostluğu olan insanlarız diye...
ADNAN OKTAR: Ama o benim bilgim dahilindeydi yani. Söylemişti. Ben görüşmüyorum diyeceğim demişti. Yani o bilgim dahilindeydi. Onun için ona pek birşey demiyorum ama yani bizleri fevkalade seven bir insan, arkadaşlarımıza hayran olan bir insan. Yani ne kadar ciddi bir değişikliğe uğratıldığını görüyorsunuz. Yani muzazzam bir değişikliğe... Yani yirmi yıldan beri bu bağlantımız var. Sebahattin Zaim hoca değil mi? Mesela o da muhafazakar biri. Mesela onu da yanına almış o zamanlar. Gitmişler Cemil Çiçek beyfendiyle görüşmüşler. Benim aleyhime muazzam bir propoganda, muzzam bir konuşma. Sonra artık malum...
SUNUCU: Peki bu husumete dair hiç yüzyüze geldiğinizde veya hani bir şekilde hani nedir gerekçesi, ne oldu da bu duruma gelindi diye bir açıklama yapılmadı mı kendisi tarafından?
ADNAN OKTAR: Ya bir dayatma tarzında bu çocuklara karşı... Yani ben sizi hiza etmeyi bilirim gibi bir üslup geliştirdi bunlara karşı. İşte geleceksiniz, bir daha görüşmeyeceksiniz, bağlantıyı keseceksiniz, bizim dediklerimizi yapacaksınız. Bir de ayrıca bunların bildiği bazı hususlar var. Yani onu gerekirse kendisi söyler. Yani bazı dayatmalar. Onlar da kabul etmediler tabii yani sevdiklerinden, dostlarından, arkadaşlarından ayrılmak. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Başka nedenler de var tabii, birçok neden var. Nedir başka? Senin evine mi gelmişler? Ne olmuş? Anlat sen.
OKTAR BABUNA: Evet. Eve silahlı saldırı oldu 2007’nin Mayıs ayında. Onların evinden çıkan, ki tanıklar var. Bunlar apartman görevlisi, apartmanın kapıcısı, sokaktaki tanıklar. Eve gidip gelen iki tane kriminal, yani bilinen kriminal şahıs silahlı olarak evime saldırdılar. Onların evine inmişler.
ADNAN OKTAR. Onların evinden çıkıyor, babanların evinden çıkıyor bunlar?
OKTAR BABUNA: Evet, evet.
ADNAN OKTAR: İşte bunu detaylı anlat ki anlaşılsın.
OKTAR BABUNA: Kendi ifadeleri de var zaten. Bizim evdeydi diyorlar onlar. Onların evinden çıkıp benim evime saldırdılar, ki silahlı olarak. Ben çünkü kapının deliğinden bakarak gördüm. Yanımda başka biri daha vardı. Misafirim vardı. O da aynı şekilde teşhis etti. Misafirin arabasını tekmelediler ve kaçtılar kapıyı kıramayınca. Çelik kapı çünkü. Şu anda yargılanıyorlar beni öldürmeye çalışmaktan, ölümle tehditten ve azmettirici olarak annem babam da yargılanıyor davada. Ondan sonra sürekli tehdit telefonları alıyoruz. Devam eden birçok dava var benim ve kardeşlerimin açtığı. Yani zorla, cebirle dünya görüşümüzü değiştirme, Adnan Bey’le bağlantımızı kesme gibi bir gayretleri var. Tabii boşuna uğraşıyorlar. Allah’ın izniyle ben ölene kadar birlikteyim. Ahirette de inşaAllah sonsuza kadar beraber olmak istiyorum. Bunu da buradan açıklıyorum Allah’ın huzurunda. Hiç böyle bir şekilde olmaz. Hatta daha da sevgimi arttırır bu benim, böyle masum insanlara bu şekilde iftira atılması, bu şekilde gelip mahkemede yalan tanıklık yapmaları, başka faaliyetlerini de tabii ben çok iyi biliyorum aslında neler yaptıklarını perde arkasında. Hiç boşuna tabii bunlar Allah’ın izniyle, ki ben yani mesela çocuklar gelmedi diye çıkıp televizyonlarda açıklama yapıyorlar. Çocuk değilim ben kırk yedi yaşındayım. Kardeşlerim hepsi kırk yaşın üzerinde. Bir tanesi otuz beş yaşında en küçük kardeşim. Yani biz çocuk olur muyuz? Ben üniversite bitirmişim, beyin cerrahıyım, üniversite bitirmişler hepsi, üniversite mezunu iş hanımları yani. Ne demek çocuk? İnsan... onların dünya görüşü ayrı. Onlar Sabetaycı denen bir dünya görüşüne sahipler. Olabilir. Beni hiç alakadar etmez. İnsan istediğini yapabilir, istediği şeye de inanabilir. Bence yanlış. Söylerim doğrusunu ama inanabilirler. Ama kendi düşüncelerini zorla dikte etmeye çalıştırırlarsa böyle yok üzerime silahlı adam gönderip, ölümle tehdit edip, telefonla açıp tehdit edip... Tabii bu olmaz, bu kabul edilemez. Yani o zaman anne baba ne derse haklıdır olur mu? Ben orada kapı kırılsaydı tabii şehit olmuş olacaktım inşaAllah.
SUNUCU:Allah korusun. Allah gecinden versin.
OKTAR BABUNA: Çok da güzel olur, Allah’ın izniyle şehitlik mükemmel bir şey, hiç fark etmez, yani fark etmez değil çok da güzel istediğim bir şey inşaAllah, ama yani o kapıyı kıramadıkları için böyle bir durum yani, zorla olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Eşimi aynı şekilde... Mahkemeye gelip yalan tanıklıkta bulundular. Eşim hüküm aldı ve pırıl pırıl bir insan, çok güzel ahlaklı bir insan yani..
ADNAN OKTAR: Eşi de çete, örgüt yöneticisi olmaktan şu an 3 yıl hapis cezası aldı. Ama görsen yani dünya iyisi, çok efendi, temiz, mazlum, kendi halinde bir insan. Yani karıncayı dahi incitmez. Tabii. Kendi gelinlerinin hapsedilmesi için var güçleriyle gayret ediyorlar. Hadi beni de artık gözden çıkarttılar fakat yani bu nasıl bir iştir? Mesela onun evini basan o çete mensubu, arkadaşlarımızın evini kurşunladı. Gitti, bakın Bodrum’da evi kurşunlamadan önce Bodrum’da bir otelle anlaşmış, ben burada kalıyorum gibi olacak demiş, anlaşmış. Oradan da fiş almış otelden. Arkadaşlar gördü. Kurşunladı evi kaçıyor. Yakalanması için polise bildirdik. Polise ben Bodrum’dayım diye telefon etti. Tamam dediler, Bodrum’daysan da gel dediler polisler. Sonra araştırdık, yalan söylediği ve oyun oynadığı anlaşıldı, öyle bir tip. Bir kız arkadaşımızın kaçırılmasında yine görev aldı. Şimdi bu adam bizim çete mensubu olduğumuz iddiasını ortaya atan şahit ve onun ifadesiyle bizim hakkımızda çete davası açıldı. Bak bak bunun evini bastırıyor, ev kurşunluyor, kurşunlamadan önce de gidiyor Bodrum’da oraları ayarlıyor, oteli de ayarlıyor. Otelde kalıyor gibi gösteriyor ki suçu üstünden atmak için. Bir kız arkadaşımın kaçırılmasında görev aldı. Üç kere de araba değiştirdiler, yani Jandarma yakaladı bunları. Bu kişiyi de kollayanlar var tabii, yani özel olarak görevlendirenler de var.
SUNUCU: Peki tüm bu suçlardan bu şahıs ceza almadı mı?
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmadı. Hiç.
SUNUCU: Ne kadar enteresan. Çok çok enteresan. Yani bir insanın evine silahlı saldırıda bulunuyorsunuz, başka bir insanı tehdit ediyorsunuz, bir diğerinin kaçırılma işinin içinde yer alıyorsunuz ve hiçbir ceza almıyorsunuz. Çok enteresan.
ADNAN OKTAR: Bizim açtığımız davalarda genellikle mutlaka netice alamıyoruz. Yani karşı taraf açtığında bize yönelik netice mutlaka alıyor, ama biz açtığımızda genellikle netice alamıyoruz. Böyle ilginç bir durum var. Yani adamın ayakkabı izini tespit ettirdik poliste, arabayı tekmelemiş, kapıdaki arabayı çökertmiş, o da tespit edildi. Kapıcı görmüş herkes şahit, buna rağmen kurtuldu.
SUNUCU: Delil var şahit var sonuç yok.
OKTAR BABUNA: Ve devam ediyor bu dava.
ADNAN OKTAR:Dava?
OKTAR BABUNA: Bu da başka birinden Evet. Başka bir şekilde.
ADNAN OKTAR:Hangisi? Beraat etti o.
OKTAR BABUNA: Beraat ettiği yolda önümü kesmişti, para istemişti benden, iki gün önce bu olay olmadan.
ADNAN OKTAR:Bakın bir rezalet daha.
OKTAR BABUNA: Ölümle tehdit edip. Evet.
ADNAN OKTAR:Bak, para gaspetmek istiyor
SUNUCU:Gaspediliyor doğru, direkt gaspediliyor.
ADNAN OKTAR:Gaspediliyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Nasıl oldu o? Anlat.
OKTAR BABUNA: Yolda yeğenimle yürüyorduk, iki gün önce bu saldırıdan önce, önümü kesip elli miyar vermezsen öldürürüm diye tehdit etmişti.
SUNUCU:Allah, Allah...
OKTAR BABUNA: İki gün sonra da saldırı gerçekleşti zaten.
ADNAN OKTAR: Annenlerin evinden çıktığını söylüyorsun o adamların.
OKTAR BABUNA: Evet. O saldırdığı gün annemlerin evinden çıkıyor.
SUNUCU:Çok enteresan.
ADNAN OKTAR:Yani. Evet
OKTAR BABUNA: Ve daha öncede gelip-gidiyormuş zaten kapıcı söylemşti.
SUNUCU Bu durumda beraat etti.
OKTAR BABUNA: O dava, o dava devam ediyor. Önümü kesmeden, ayırdılar ikiye ayırdılar davayı, ondan beraat aldı. Evet.
ADNAN OKTAR:Yani, Allah-u Alem her halde... Hayırlısı.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunlar nedir? Yarınki gazeteler mi bunlar? Ne gazetesi bu? Yeni Şafak. Evet Yeni Şafak. Getir bakalım.
SUNUCU: Bilim Araştırma Vakfı davasında iki bozma nedeni.
ADNAN OKTAR: İki bozma nedeni. Yerel mahkemenin 4422 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 1999 yılından çok önceki tarihlere ait iddiaları, 4422 sayılı yasaya dahil etmesi bozma gerekçesidir. Böyle bir durum var evet. 4422 sayılı yasa yürürlüğe girdiği 1999 yılından çok önceki tarihlere ait iddiaları 4422 sayılı yasaya dahil etme oldu diyor ilanda değil mi? Bu bozma nedeni. Nereye göre bozma nedeni? Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 3689 karar sayılı içtahadına göre. Yasanın yürürlüğe girdiği tarihinden sonra diyor, evet, kanıtlar yerinde gösterilip tartışmalar hakkında; evet, buna ait bir içtihat konmuş. Emniyet ifadelerini sanıklara işkence zoruyla imzalatan polis memurları hakkında devam eden işkence davasının bekletici mesele yapılmaması bozma gerekçesidir. Hakikaten bizim bir işkence davası var biliyorsunuz, eğer bize işkence yapıldığını mahkeme kabul ederse, ki 14 Adli Tıp raporu var işkence gördüğümüze dair, eğer mahkemede karşı taraf suçlu çıkarsa bu bozma nedeni oluyor mahkeme için. Evet bozma, hatta beraat nedeni de olabiliyor çünkü bütün deliller ortadan kalkmış oluyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 6674 karar sayılı içtahadı var. Böyle davada bekletici mesela yapılarak sonucuna göre hüküm kurunması gerektiği gözetilmemesi nedeniyle kararın bozulmasına diyor. 2006 tarihinde, 13.7.2006 tarihinde Yargıtay’ın kararı var bu konuda. Yani Yargıtay içtihadı var, o yüzden davanın bozulması yönünde bir talep var diyor. Bunu da ilanda hatırlatmışlar.
SUNUCU: Okumuş olduğunuz ilk madde de çok enteresan değil mi efendim? Yani yasa yürürlüğe girmeden...
ADNAN OKTAR:Evet. Daha 4422‘den önceki. Evet.
SUNUCU: Onun içine dahil ediliyor.
ADNAN OKTAR: Ona ait iddialarla dava açılmış, halbuki 4422 sonradan çıktı, bu da bir bozma nedeni. Ama tabii karar yüce mahkemenindir, saygı duyuyoruz. Ne derlerse başımızın tacı. Kabul ederiz, hürmetle, saygıyla kabul ederiz. İnşaAllah. Ama anlat anlat bitmez bu konular yani. Fakat ergenekon konusu çok önemli, bütün vatandaşlarımız için büyük bir tehlikedir. Onun için herkes devletimize yardımcı olsun. Özellikle yargı içerisinde muazzam bir örgütlenmeleri var. Ancak millet olarak, birbirimize çok iyi destek olursak, devletimize destek olursak, savcılarımıza gereken bilgileri verirsek bu melanet örgütü, iddia edilen terör örgütü dağılıp gider. Ama illaki dağılacak, yani hiçbir kurtarırları yok bunu da söyleyeyim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ergenekon dava dosyasında yer alan lobi dokümanlarına göre, bakın lobi diye bir bölüm var; iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün sivil yapılanmasının organizasyonunda hukuk departmanı diye bir bölüm var, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Bakın, hukuk departmanı. Hukukla ilgileniyorlar. Yani insanları mahkemeye sevk ettirme, ceza aldırma, hapse attırma, o işle ilgileniyorlar. Bakın, örgüt üyelerinin, iddia edilen örgüt üyelerinin yargı mensuplarını etkileri altına aldıkları ve mahkemeler üzerine baskı uyguladıkları, karşı görüşte oldukları kişilerin aleyhinde dava açılması için baskı yaptıkları, bakın karşı görüşte oldukları kişi aleyhine dava açılması için baskı yaptıkları. Bu davalarda istedikleri kararın çıkmasını sağlamak için... İşte devam ediyor. Bunun için gereken durumlarda sahte tanıklar kullandıkları ve bu tanıklara para verdikleri, bazı yargı mensuplarına şantaj ve tehditte bulundukları, bazı yargı mensuplarıyla özel toplantılar yaptıkları, bazı yargı mensuplarından ‘bizim adamımız’ gibi tanımlamalarla bahsettikleri, halen görev başında olan bazı hakimlerin iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü sanıklarına ‘bir emrin var mı?’ diye soru sorup onlara yardım etmiş oldukları. Bak ‘bir emrin var mı?’ Bazı İstanbul... Evet, onu söylemeyelim. Bazı yüksek yargı mensupları hakkında detaylı fişleme yaptıkları ve bu yolla kendilerince yargıyı kontrol altına alabilmek için özel girişimlerde bulundukları, hem iddianamelerde hem de basında yer aldı. Orada yargılanan bir kişinin bilgisayarından çıkan yazı, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü iddianamesinden bu, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden bazılarının takip edildiği, baktıkları önemli davaların belirlendiği ve takip edilenlerin kamerayla kaydedildikleri tespit edildi diyor. Bazı yüksek yargı mensuplarının çocuklarının Antalya’da çekilmiş görüntü ve fotoğrafları da bulunmuş. Arama tutanağında... Bak bir kısmını geçiyorum çünkü mahsurlu onlar, 51. sırada kaydedilen dvd’de ise, 51.sıradaki dvd’de ise, bazı hakim ve savcıların mahrem ilişkilerini gösteren fotoğraf ve kamera kayıtları bulundu. Şantaj yapıyor yani şunu tutuklamazsan ben bu resmi basına vereceğim.Yahut buna dava açmazsan şunu yaparım.
SUNUCU: Evet. Çok organize bir eylem ortada.
ADNAN OKTAR: Mesela yine bir yargıtay mensubunun kızının, filme almışlar diyor orada sağlam diyor bilgi var elimizde diyor.
SUNUCU: Tabii insanları tehdit ederek...
ADNAN OKTAR:Hayır kime karşı nasıl yaptılar isim vermiyorum şimdi. Mahsurlu şimdi birçok yerde geçti okurken, mahsurlu olacağı açık.
SUNUCU: Siz okurken şu da dikkatimi çekti, yani maddelerde yazanlar sizin yaşadıklarınızla o kadar çok örtüşüyor ki, sizin başınıza gerek yargı sürecinde gelen, gerekse atılan iftiralar neticesinde meydana gelen olaylar, o kadar benziyor ki. Çok tabii enteresan, yani siz bu adamların listesinde birinci sırada olduğunuza göre bunlar sorumluydu dememiz yanlış olmaz gibi bir sonuç çıkıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii yargılama sonucunda bunlar ortaya çıkacak şu an yargılama aşamasında bunların hepsi birer iddia, iddianamede iddia. Ama şimdi biz milletimize sorsak, bu neyin nesidir, yani bizim milletimiz çok zekidir, bunu bizim yorumlamamıza açıklamamıza gerek kalmaz. Biz sadece diyoruz ki, yargılama sonucunda gerçekler ortaya çıkar diyelim. Sadece bu kadar diyelim.
SUNUCU: Tabii şimdi buradan başka bir soru daha çıkıyor o da; şimdi yargı üyelerini böyle bir baskı varsa, yapılıyorsa, iddia edildiği için çok net konuşamıyorum, peki nasıl güveneceğiz biz bu alınan sonuçlara, yargıda alınan sonuçlara nasıl güveneceğiz? Yargıda reformu sizinle zaman zaman programlarımızda konuşuyoruz evet, ama ne yapmamız gerekiyor, nasıl güvenmemiz gerekiyor?
ADNAN OKTAR: İşte devlete milletimiz destek olacak, nitekim de destek oluyorlar, bir gelişme var ama hükümetin yargı reformunu öne alması lazım. Yani başka konuları öne almak yerine yargı reformunu öne alsa en hayati konuyu halletmiş olacak. Yani bu konuda cesur adım atması lazım ve anayasada da ilgili değişikliklerin hemen yapılması lazım. Avrupa ayarında bir anlayışın hakim olması gerekiyor.
SUNUCU: Doğru.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Ki güven sağlanabilsin çünkü bir sürü insanımızın başına kim bilir neler geldi?
ADNAN OKTAR: Yani eğer bir ülkede yargı sorunluysa, bütün toplumu bu rahatsız eder. Yani en büyük ihtiyaç budur. Yemek içmekten dahi acildir bu.
SUNUCU: Şaibe altında olmaması gerekir tabii doğru.
ADNAN OKTAR: Bir de yargı mensuplarının yargılanabilir olması gerekiyor. Yani yargı mesuplarının bazılarının kendi arasında dayanışmaları var mesela, bu çok riskli buna da tedbir alınması lazım. Mesela Yargıtay mensubuna dava açamıyorsun. Yani mümkün değil. Bir kere açılabilmesi lazım. Hakimlere de mesela tazminat davası açıldığında mesela diğer vatandaşlara açılan davalar gibi bazen olmuyor. Bazen hakim dayanışması şüphesi meydana geliyor. Birbirlerini kollama şüphesi meydana geliyor. Buna karşı da hakimlere, vatandaşa tazminat davası açma hakkı verilmiş ayrı bir şey, yani özel bir kanun çıkarılmış. Mesela tazminat davası açtığınızda, eğer siz kazanamazsanız o size tazminat davası açıyor. Yani böyle bir kolaylık sağlanmış. Eğer yanlış bilmiyorsam. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok acayip. Yani bir hakimi bir tazminata mahkum ettirmek o kadar kolay iş mi?
SUNUCU: Değil.
ADNAN OKTAR: Yani bir vatandaş gibi olmuyor bazen. Bir vatandaşa açılan tazminat davası gibi olmuyor. Bazen. Ama bir hakim tazminat davası açtı mı, avantajlı oluyor genelinde, yani böyle bir konumda, göz önünde bulundurulması lazım. Yani bazı vakalarda avantajlı oluyor. Hepsinde çok detaylı düzenleme yapılması gerekir. O zaman muazzam bir kazanç kapısı çıkmış olur bazı kişilere, bazı hakimlere. Değil mi yani kanunların koruması altında bir kazanç kapısı çıkmış olacak. Vatandaş kendini savunmak için tazminat davası açacak. Bu bazen zor olabiliyor. Ama karşı taraf hemen tazminat davası açtı mı hemen kazanıyor. Bu da garip bir dengesizlik gibi görünüyor. Yani bunların hepsini göz önünde bulundurarak yeniden bir düzenleme yapılması, Cumhurbaşkanına bile dava açılıyorsa Yargıtay mensuplarına da dava açılmasının sağlanması şart ve elzem. Yani bu mutlaka birinci plana alınması gereken bir konu.
SUNUCU: Evet. Kesinlikle katılıyorum. Evet kısa bir ara vermemiz gerekiyor arkadaşlarımız işaret ettiler. Efendim kısa bir aranın ardından bizler burada olacağız, bizden ayrılmayınız.
Evet sayın seyirciler yayınımız devam ediyor bu arada hemen hatırlatmak istiyorum her akşam olduğu gibi bu akşam da yayınımızı izleyicilerimiz dilerlerse 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz radyosundan da dinleyebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet, yarınki Vakit gazetesinde de bir ilan var. Vakit gazetesini tavsiye ederim. Yeni Şafak’ta da var, oradan izlemek isteyenler, araştırmak isteyenler daha detaylı bilgiye kavuşabilirler. Ama iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü Türkiye’nin bir numaralı konusudur. Bütün vatandaşlarımızı çok duyarlı olmaya davet ediyorum. Çok cesur ve kararlı olsunlar. Bu kalleş ve kahpe yapılanmaya karşı, bu alçak yapılanmaya karşı akılcı, cesur bir tavır içerisinde olsunlar. 150 yıldan beri Türk milletini mahveden bir sistemdir bu. Yani başbakanları astıran, milletvekillerini kurşunlatan, bakanları tuzağa düşüren ve kurşunlatan ve şehit eden, on binlerce gencimizi faili meçhulle şehit eden karanlık bir yapılanmadır. Ve taa II. Mahmut döneminden beri devam ediyor. Güzel bir atak olmuştur, Mehdi devrinin muhteşem bir çıkışı olmuştur. Buna karşı vatandaşlarımızın da bu güzel fırsatı iyi değerlendirmeleri ve devletten yana çok kararlı tutum almaları gerekmektedir. Çünkü müthiş küstah, çok kahpe bir pervasızlık içerisindeler. Daha hala arsız ve pişkin üslüplarını devam ettiriyorlar. Yani daha hala pişman olmuş bir üslup geliştirmiyorlar çünkü halen birbirlerini tehdit ediyorlar. O onu tehdit ediyor, o onu tehdit ediyor yani bir mafya sistemi kurmuşlar. Şimdi sen daha susuyor musun diyor ona, yağcılık yapmak için, o da ben durur muyum diyor asıl sen susuyorsun, sen bir şeyler konuş diyor, daha da azıp kuduruyorlar. Yani bu sistem birbirini tehdit üzerine kurulmuş bir sistemdir. Mesela 100 kişi varsa, 100’ü de birbirini tehdit ederek ayakta tutuyorlar. Yani böyle karanlık bir sistem. Tehdit ve kan örgütün temel silahı. Temel yapısı bu, şantaj, tehdit, kan, kahpelik, tuzak kurmak, yani nasılsa benim evime gelmiyorlar, nasılsa bana dokunmuyor, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın derse, o yılan bir gün onun penceresinden içeriye girer. Sakın ha sakın, yani nasıl olsa benim çoluğumu çocuğumu bombalamazlar, işte bize suikast yapmazlar derseler bu süper tehlikeli olur. Bak Güneydoğuyu Allah göstermesin, teslim etme aşamasındaydı iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü. Zor durduruldu. Yani biraz daha devam etse tamam, vereceklerdi Allah esirgesin. Evet, stalinist örgütlenme, iddia edilen Ergenekon Örgütü de komünist, stalinist bir yapıdadır. Aynı PKK gibi… Masonik bir örgütlenmedir. O da masonik bir örgütlenmedir. Ama her zaman söylüyorum, yargılananları ben tenzih ediyorum, her zaman ben gariban olarak görürüm tutuklu insanları inşaAllah.
SUNUCU: Peki bu kadar organize bir örgütün, bu kadar her tarafa eli kolu uzanan, her türlü departmana bir şekilde sızan örgütün, tabiri caizse çorap söküğü gibi yeniden ortaya çıkmasında ne etkili oldu acaba?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü, kendisi de metafizik iddialar üzerine kurulu bir örgüttür. Agarta’ya inanırlar, şeytana inanıyorlar. Böyle bir örgüttür. Cenab-ı Allah bu tip yapılanmaları hiçbir zaman için boş bırakmaz. Mutlaka bir görevli onun içindedir. Osmanlı’nın yıkılışında Hz. Hızır görev aldı. Şimdi Türk İslam Birliği’nin kuruluşunda da görev alıyor. Bu örgütün içinde bir numaralı adam tabir edilen birisi var. Bilinmiyor şu an. Yine bir numaralı adamları var da… Bunların ama çok güvendiği biri vardı, bulamıyorlar onu. Yani her gün başka bir insan şekline girer.
SUNUCU: Hz. Hızır yetişti diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Daha Hz. Hızır’ın onlara çok sürprizleri olacak. Beklerlerse önümüzdeki günlerde, çok acayip sürprizleri olacak. Yani hayretten hayrete düşecekler. Yani Allah ile hiçbir güç, hiçbir kuvvet baş edemez. Allah’ın görevlileriyle de, hiçbir güç başa edemez. Bunu önümüzdeki günlerde çok iyi anlayacaklar. Ben sebebe sarılmak ve ibadet kastıyla vatandaşları uyarıyorum. Yoksa hiç kimse karışmasa dahi, hatta birçok insan destek dahi olsa mutlaka yerle bir olacaklar.
SUNUCU: Sonuç değişmeyecek?
ADNAN OKTAR: Hiç değişmez. Mehdi’nin çıkışı da öyledir. Bütün herkes karşı olsa yine Mehdi çıkar, yine başarılı olur. Hz. Mesih de öyledir. Yani bu ahir zamanın üç şahsı aciptir; Said Nursi’nin ifadesiyle. Mesih, Mehdi ve Hızır… Üçü ittifak halindedir. Bütün dünya bir araya gelse, Allah’ın gücünün karşısında hiç kimse etkili olamaz inşaAllah. Mesela bakın Türk İslam Birliği olacak dedik. Bakın; Prof. Dr Nevzat Yalçıntaş çok ünlü, çok değerli bir insandır. “Başladı” diyor. “Türk İslam Birliği’nin gelişmesi başladı’’ diyor. Bitti. Ki bu konuda söz sahibi bir insandır. MaşaAllah… Kaç yıldan beri ben söylüyorum? “Sen ne söylüyorsun?” diyorlardı bana, ‘’çok ütopik şeylerden bahsediyorsun’’ diyorlardı. Demek ki doğruymuş.
SUNUCU: Hakikaten ama dünya liderlerinin bir kısmında MaşaAllah hep böyle ılımlı sözler, Türkiye’ye karşı da çok ılımlı tutumlar sergilenmeye başlandı. Zaman zaman programlarımızda siz de ifade ediyorsunuz; özellikle İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın söylemleri birden değişti. Değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad çıktı göğsünü gere gere ‘’Mehdi geldi’’ dedi. Ama söyledim. Mehdi’nin geldiğini açı açık söylesin dedim. “Hocam ama söylüyor da, dünya basını yazmıyor” dediler. Bir daha söylesin dedim. Bak yazdı dünya basını. Atom bombasının haram olduğunu çıksın söylesin dedim. Çıkıp söylediler. Hürriyet’de sürmanşet kapaktan verdiler. İkisini de Hürriyet kapaktan verdi. Hürriyet, istese de istemese de Mehdi’ye yardımcı oluyor, görüyor musunuz? Hürriyet gazetesine sorsan; ‘’Mehdi’ye yardımcı olur musun?’’ deseniz. ‘’Asla’’ diyecektir belki. Bak ben size demedim mi? İsteseler de, istemeseler de yardımcı olacaklar. İsteseler de istemeseler de hizmet ediyorlar işte. Yani Hürriyet Gazetesi bayağı masrafla çıkan bir gazete… Sürmanşet kapaktan ‘’ Mehdi geliyor’’ dedi. Benim gördüğüm 150 yıldan bu yana böyle bir haber çıkmamıştır gazetelerde, ilk defa çıkıyor 2009‘da. “Mehdi geliyor.”
SUNUCU: Karşı olup bir şekilde hizmet etmek tabii çok çelişkili ama…
ADNAN OKTAR: Mesela Hamaney de çıktı; sözünüzü kesiyorum çok özür dilerim, “Mehdi çıktı” dedi inşaAllah. Hugo Chevez; o da “Mehdi çıktı, Mesih gelecek” diyor. “bütün silahlar kalkacak” diyor. Böyle bir insan bunu söylüyorsa, ki marksist biliniyordu, artık düşünün siz. Artık olayın ne kadar net olduğunu. Tekrar tebrik ediyorum Venezuella Devlet Başkanı’nı. Hakikaten biraz muhaliftim ben ona, solcu olarak. Ama ben böyle delikanlı ve yiğit olduğunu bilmiyordum. Tekrar tekrar tebrik ediyorum maşaAllah. Hangi lider öyle çıkıp göğsünü gere gere böyle bir şey söyleyebilir? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: Sizin bir yurtdışı radyo bağlantılarınızda oluyor sık sık. Çok da başarılı geçen bağlantılar öğrendiğim kadarıyla. Oradan da tabii insanların bu konuya yaklaşımı, bu konuya ilişkin görüşlerini de öğreniyorsunuz. Nedir efendim, birkaç gündür ben yoktum programlarda, birlikte değildik, kaçırdım bu arada. Bağlantılarınız oldu mu?
ADNAN OKTAR: Şimdi birkaç gün sonra, yine Amerika çapında büyük bir radyoda yine konuşma yapacağım. Hıristiyan bir radyoda… Yine büyük Müslüman radyolarda da dünya çapında konuşmalar yapıyoruz, yapacağız. Geçen günler yine yaptık. Oktar Hocam sağolsun tercümanımız. Ne yazıyor orada getir bakayım?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah… Siz Güney Amerika’da Kolombiya Devlet radyosuna anlatmışınız konuyu bir süre önce, Hugo Chevez’in de bu açıklaması onun hemen akabinde oldu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz onu tebrik edecek bir yazı yazalım bu arada aklıma gelmişken.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İngilizce bir tebrik mesajı yollayalım inşaAllah. Çok güzel.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bu sene ilk defa dünya çapında Hıristiyan ve Müslüman radyolara geniş çaplı açıklamalarda bulunuyorum ve mesela Amerika’nın bütün eyaletlerinde dinlenen büyük radyolar. Çok şahane, dünyada da her yerde dinlenen radyolar çok etkili oluyor. Bir kere şu imaj ortadan kalkıyor; ‘’Müslümanlar deccaldir’’ diyorlar. Şimdi bunu bir kere ortadan kaldırdık. Gelecek Mehdi kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, bir damla kan akıtmayacak ve silahları ortadan kaldıracak… Müthiş hoşlarına gitti, rahatladılar.
SUNUCU: Çok önemliydi hakikaten…
ADNAN OKTAR:‘’Deccal masonluktur’’ dedim. Çünkü barış iddiasıyla ortaya çıktı ve kan döktü. I. Dünya Harbini ve II. Dünya Harbini meydana getirdi değil mi? Milyonlarca insanın kanına girdi. Şehirleri yerle bir etti. İnsanlardan sevgiyi aldı ve ateizmi yaydı. Tam Deccal işte, net. Hadislere tam uygun. “Peki, ekonomik yönden de zengin olacak Deccal” dediler. “ Müslüman ülkeler çok zengin, oradan tutuyor” dediler. Kardeşim dedim, masonluk dünyadaki kapitalin % 80 ve 90’ını kontrol altında tutuyor dedim ve ispat ettim. Öyle deyince konu kapandı. Bazı Evanjelikler samimiyetsiz olarak Müslümanların üzerine Amerikan istihbaratını, CIA’yi, Amerikan ordusunu tahrik ediyorlardı bu şekilde. İşte “Mehdi çıkacak, Irak’tan çıkacak, kan akıtacak, Afganistan’dan çıkacak kan akıtacak” diye, oraları işgal ettirip, sel gibi kan akıttılar. Onların yalanlarını ve yanlışlarını ispat ettik. Mesela bundan sonra böyle bir olay olmaz. İnşaAllah. Eğer ispat etmeseydik İran sıradaydı, Türkiye sıradaydı ve Suriye sıradaydı.
SUNUCU: Bir dönem basından takip ettiğim kadarıyla da İran’la gergin diyologlar meydana geliyordu. Hakikaten çok ürkütücü bir tablo vardı.
ADNAN OKTAR: Musevi kardeşlerimizi tabii Ahmedinejad zamanında çok ürküttü. Yerle bir edeceğiz İsrail’i dedi, şöyle böyle. Onlar da tarihten çok tedirginler, geçmiş olaylardan. Çok ezdiler tabii mazlumları çok ezdiler. İçlerinde bir refleks oluştu yani tedirginlik. Biri bir şey yapacak, saldıracak gibi. Kardeşim nereye saldırıyorlar yani? Biz varız Allah’ın izniyle. Biz Allah’ın Peygamberlerinin neslini dünyada yok ettirir miyiz? İsrail gibi mübarek bir beldeyi yerle bir ettirir miyiz biz? Olacak iş mi şu? “Kudüs-ü Şerif” Kuran’da övülen bir yerdir. Bizim ilk kıblemizdir Kudus-ü şerif. Biz oraları tahrip ettirir miyiz biz, olacak iş mi? Atom bombası kullandırtır mıyız biz İsrail’e, müsaade eder miyiz? Koskoca Türkiye burada dururken, olacak iş mi şu? Bir de İran Şii inancında, atom bombası haram, Sünnilikte haram. Adamlar dindar insanlar, niçin atom bombası atsınlar? O aralar bir Ahmedinejad maşaAllah bir coştu o aralar. Asacağım, keseceğim, dümdüz edeceğim dedi. Şimdi onu gerçi tamam düzelttirdik ama o tedirginlik üstlerinde devam ediyor. Onu düzeltmeye çalışacağım bakalım inşaAllah. Buradaki o yine İsrailli Hahamlarla, İranlı kardeşlerimizi görüştürüp böyle biraz daha o gereksiz tedirginliği ortadan kaldırmaya çalışacağım, Allah nasip ederse. Çünkü İranlılar şahane insanlar, Şiiler. İsrailli dindarlar şahane insanlar, onlar bizim kardeşlerimiz. İsrail’de zaten çok fazla Müslüman vardır, yani İsrail Musevilerden oluşuyor zannediyor insanlar. Ama Filistinli vatandaş olarak çok çok fazla Müslüman kardeşimiz var, içiçe beraber yaşıyorlar. İsrail’deki masonlar sorundur, İsrail masonluğu. Yani olayları organize eden, bu devleti tahrik eden onlardır. Müslümanlardan da tabii tahrik edenler var. Musevileri deccal ilan ediyorlar. Bizde de öyle aklı değişik tipler var. Pırasacı takımı yani. Hıristiyanları deccal ilan eder, Musevileri deccal ilan eder. Şiileri, Caferileri, Alevileri deccal ordusu ilan eder ve hepsinin pırasa olarak doğranmasını ister. Böyle olunca ne oluyor? Ne barış olur, ne kardeşlik olur. Kardeşim zaten son ana gelmişiz. Dünya piri fani. Kıyamet kopmak üzere, ne yapıyorsunuz siz? Dünya metafizik. Cenab-ı Allah’ın vaadettiği güzel döneme girdik. Bir huzurla, bir güzellikle sevgi içerisinde yaşayalım. İmtihan olacağız. Bir de ne güzel bak Mesih’i görecek bu devir. Ne kadar büyük bir olay. Dünyanın hiçbir devrinde olmamıştır. 2000 yıl sonra? Ulül Azim bir Peygamber görecek insanlar, 2000 yıl sonra. 1400 yıl önce Peygamber (sav)’in söylediği Mehdi’yi görecekler. Hz. Hızır’ı az insan görür yani herkesle görüşen bir insan değildir Hızır. Çok çok az insan görür. Mehdi’nin bağlantısı olacaktır Hızır’la, Mesih’in bağlantısı olacaktır. Bazen de öyle evliyaullahtan şahıslar olur. Üçler, yediler, kırklar denilen varlıklar vardır. Bazen de onlarla görüşür, o kadar. Yani öyle sık sık ortaya çıkan, sık sık görüşen bir kişi değildir. Nazlıdır Hz. Hızır inşaAllah öyle şey yapmaz. İstanbul’un fethinde görev almıştır. Osmanlı’nın yıkılışında görev aldı, Atatürk’ümüze yardım etmiştir. Fatih Sultan Mehmet’e yardım etmiştir. Şimdi Türk-İslam Birliği’nin kuruluşunda yine görevde. Ama sonra yine yıkılışı da vardır Türk-İslam Birliği’nin. 1506’dan sonra da yıkılışı vardır. Orada da görevlidir. Ondan sonra Hızır’ın çekilişi vardır, ondan sonra çekilecek. Ondan sonra Allah selamet versin.
SUNUCU: Bir süre sonra da zaten kıyamet kopacak, değil mi efendim?
ADNAN OKTAR:Evet 1506, 1543’e kadar devam edecek diyor Said Nursi Hazretleri. 1543’ten sonra Kuran’dan tek satır bulamayacaklar. Yani böyle dini eserler, kitaplar, mescitler hiçbir yer kalmayacak. Yani süper ahlaksız, süper şerefsiz, namussuz takımı dünyaya hakim olacak. Bu şu anki insanların torunlarının torunları da bu insanları görecektir. Ama bir süre önce temiz müminler, muttaki olanlar Allah hepsinin diyor canlarını alacak, teker teker.
SUNUCU: O kötülüğü yaşatmayacak.
ADNAN OKTAR: O şeyi görmemeleri için, o dehşeti görmemeleri için. Hiçbir Müslüman kalmayacak o dönemde. Tek bir tane kalmayacak. “Kafirin başına” diyor, “kıyamet kopacak” diyor inşaAllah.
SUNUCU: Evet az önce konuşmanın arasında da değindiniz, bir takım o zihniyette olan işte pırasa gibi doğrarız zihniyetinde olan insanlar diye, bu zihniyete olan insanlardan ve hatta bu açıklamayı yapan insan Cübbeli Ahmet Hoca.
ADNAN OKTAR: Cübbeli Ahmet’in, evet onun da Şiilere, Caferilere, Vehhabilere bir takıntısı var. Onları pırasa gibi doğramayı bir ideal ve ülkü edinmiş bir üslubu var. Bir de millete de koro halinde söyletiyor. Ama etrafındaki insanları tenzih ederim. Ben çünkü tanıyorum çok mazlum, çok efendi Müslümanlar, kendi halinde sakin samimi Müslümanlar. Ben çoğunu tanıyorum. Mahmut Hoca da öyle, Mahmut Efendi Hazretleri çok efendi, tam Osmanlı ulemasıdır, yani olgun, asildir. Böyle münasebetsiz sözlerden çok rahatsız olur. Asla böyle şey kullanmaz. Namazda telefon çaldığında Müslümanlar oynamaya kalkarlar, işte döne döne oynayacak demez mesela Mahmut Efendi, haya eder. Müslümanlara böyle aşağılayıcı, böyle onların onurlarını kırıcı bir laf güya, güya diyorum, kendi kafasına göre; bir sözü asla söylemez. Asla yani ben çünkü çok uzak senelerden beri tanıyorum. Eserlerinde de göremezsiniz bunu. Yani son derece nezaketli bir insan. Müslüman Müslümana borç vermesin demez mesela. Müslüman Müslümana borç versin, birbirini sevsinler der. Ama Cübbeli Ahmet vermesinler der. Tam tersini. Ya kardeşim Müslümanlar ölüsünde de beraber, dirisinde de beraber, düğününde de beraber, kardeşler. “Müslümanlar kardeştir” diyor Cenab-ı Allah. Kardeş kardeşe borç vermeyecek kime verecek? Tabii koruyup kollayacak, birbirini sevecek, yardımcısı olacak. “Müminler birbirlerinin velisidir” diyor Allah, veli olan insan nasıl borç vermez birbirine? Bu nasıl bir mantıktır böyle? Ve Müslümanlığı böyle güvenilmez göstermek, neye hizmettir bu? Ne yapmak istiyorsun sen yani? Hayır bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Bakıyorum yani inanılmaz izahlar yapmış. En iyisi sus bari. Madem konuşmayı bilmiyorsun değil mi? Kendini ilmin kaynağı gösteriyor böyle. Efendim?
SUNUCU: Özür dilerim lafınızı böldüm.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, buyrun.
SUNUCU: Üstelik de katledilmesini istediği mezheplerin hiç biri Peygamber Efendimiz (sav)’in döneminde var olan mezhepler değil. Dolayısıyla evet yani Hz. Mehdi neden onları katletmek istesin değil mi?
ADNAN OKTAR: Nereden çıkarıyorsun onları? Nereden çıkarıyorsun? Vehhabiler diyor, Caferiler, Şiiler diyor bak en çok Mehdi’yi seven onlardır diyor. Mehdi’yi bekleyenler onlardır diyor. İftihar etsene, ne güzel işte. Biz de onlar gibi Mehdi’yi sevelim kardeşlerim, onun gelişini bekleyelim desene, yardımcı olalım desene. Mehdi her an gelebilir diyordu. Onun konuşmalarını bir ara ben burada eğer hazırlarsan VTR olarak bir kendi sesinden dinletelim. Bu işte her an gelebilir demesi, o işte anormal izahlarından da, kaynak olarak çünkü dün İstinye Park’a gittim. Orada esnafla konuşuyordum. Hocam dediler, biz dediler Cübbeli’yi böyle alim, muttaki bir insan bilirdik. Ben de öyle bilirdim, hakikaten yani aklı başında bir insan, dini konularda böyle tutarlı, olaylara güvenilir yaklaşan bir insan olarak bilirdim. Yani aklına bir şey demeyeyim de yani aklını bilmiyorum da bu üslup olarak hakikaten demiş mi bunları hocam diyorlar. Tabii ki demiş dedim yani. Onun için yayınlatırsak daha iyi olur. Zaten inanıyorlar ama yani insan gözlerine inanamıyor tabii. Böyle bir kendi sesinden duyarsalar daha da iyi olur.
SUNUCU: Burada acaba bir düşmanlık, Hz. Mehdi’ye karşı bir düşmanlık geliştirmek olabilir mi amaç? Çünkü Şiilerin ve Vehhabilerin Hz. Mehdi’yi sevdiğini, onu özlemle beklediğini bildiği için Şiileri kesecek, pırasa gibi kesecek diyerek acaba bir düşmanlık, bir nifak tohumu mu şey yapmak amaç? Arada bir şey mi geliştirmek istiyor acaba?
ADNAN OKTAR: Düşmanlık demesek dahi Şii karşıtlığını, onlara karşı öfkeyi ve Alevi tabii, Caferi, Bektaşi, Vehhabi yani bütün, Ehl-i Sünnet’in dışındaki bütün mezheplere karşı kahredici bir öfke teşviki var tabii. Çünkü pırasa gibi doğramak ne demektir yani? Cinnet geçirmiş olması lazım bir insanın, böyle aklını kaybetmesi lazım. Cinnete teşvik var burada, bu üslupta. Kitleyi cinnete teşvik etme var. Tertemiz kardeşlerin, daha ne istiyorsun? Alınları secdeden kalkmıyor, beş vakit namazlarını kılıyorlar. Sünnetlere titizler. Yemede, içmede, yatmada, kalkmada gece gündüz Allah derler. Sürekli ezanla camiye toplanıyorlar. Ne istiyorsun? Bir de o kafaya göre senin artık doğrayacağın adam sırasının haddi hesabı yok, diğerleri ne olacak? Museviler, Hıristiyanlar var. Yani sıradan gidecek demek ki.
SUNUCU: Şimdi o insanlara şey bu, siz seviyorsunuz ama bakın işte Hz. Mehdi geldiğinde size neler yapacak. Birincisi kabul etmiyorsun geleceğini; daha sonra geldiğinde size bunları bunları eziyet edecek, katliam yapacak diyorsun. Çok birbiriyle çelişen çok değişik ifadeler.
ADNAN OKTAR: Canım bir tane iki tane değil ki. Nasıl ağızlarından suyu akarak çıkarttılar Habertürk’e. Öve öve bitiremiyorlar. Şöyle muhterem, şöyle mübarek. Kapıda karşılamalar böyle padişah karşılar gibi karşılıyorlar kapıda. Elele tutuşarak, bilmem ne yaparak. Yani böyle o da mesela garip.
SUNUCU: O yakınlık nereden geliyor?
ADNAN OKTAR: Bu şey nereden geldi? Değil mi?
SUNUCU: Çünkü görüntü olarak birbirlerinden ve düşünce yapısı olarak en azından yansıyan hani, birbirlerinden çok farklı iki resim var. Cübbeli Ahmet Hoca’ya baktığınız zaman çizdiği portre başka. Diğer insanlara baktığınız zaman, hani duruşları, yaşam şekilleri tamamen farklı. Bu insanların ortak noktası ne olabilir sizce?
ADNAN OKTAR: Yani akıl almaz bir muhabbet. Ama çok iyi oldu hayırlı oldu. Ben mesela Cübbeli’nin böyle olduğunu bilmiyordum ben. Hakikaten bilmiyordum. Yani normal, klasik Ehl-i Sünnet bir alim biliyordum ben. Bambaşka bir şeymiş. O yönden çok iyi oldu teşekkür ediyorum Habertürk’e, Fatih Altaylı’ya ve diğer şahsa inşaAllah. Yani herşeyde bir hayır var. Mesela Mehdiyeti, Cübbeli Ahmet’in o çıkışından sonra bütün Türkiye çok kapsamlı duymuş ve öğrenmiş oldu. O söylemese belki onda bir oranında öğreneceklerdi. Ama onun sayesinde yüzde yüz oranında öğrenmiş oldular. Ve garip yönleri, acayip yönleri ortaya çıkmış oldu. Halk aydınlanmış oldu. O yönüyle çok iyi oldu tabii. Dakikalar, saniyeler nasıl?
SUNUCU:Evet yaklaşık 20 dakikamız var.
ADNAN OKTAR: Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Musa dedi ki: ‘Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini’ –Bakın yine Allah’ın Hadi ismi hidayetle Mehdi’nin bir özelliği Hadi ismi tecelli etmesi, hidayetle geldiğini. ‘…. ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun’ –Bakın bir dünya yurdu var ve sonucu. Ahiret zamanında ve biz de ve son devirdeyiz ‘….kime ait olacağını daha iyi bilir’”–Allah diyor. İnşaAllah. Allah’ın izniyle Mehdi, Mehdi’nin hakimiyetiyle sonuçlanacak dünya inşaAllah. “….Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar.” –İddia edilen ergenekon örgütü, masonluk, hiç biri felah bulmayacaklar. “…Firavun dedi ki: ‘Ey önde gelenler,’ – O devrin kapitalistleri işte emperyalistleri ‘… sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.’-Bak Allah’lık iddia ediyor. Yani komünist devlet gibi bu dönemde. ‘…Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da bana yüksekçe bir kule inşa et’”–Bu Haman’ın isminin verilmesi Kur’an da bir mucize. Biliyorsun değil mi biliyor musun sen bunu?
OKTAR BABUNA: Evet Mısır yazıtlarında çıkıyor Haman ismi.
ADNAN OKTAR: Nasıl anlat bakayım?
OKTAR BABUNA: İnşaatçısı o dönemin. İnşaatlar yapan birisi. Yazıtlarda da çıkıyor ismi çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Evet Haman. Bakın 1400 yıl sonra anlaşıldı. “...çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum.”-Bakın o devrin Mehdi’si Hz.Musa’ya o devrin deccalları, o zamanın işte iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi, masonluk gibi yapılanması onu yalancılıkla itham ediyor. Bir de ahmak ‘yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım’, yani Allah’ın gökte durduğunu zannediyor. Dolayısıyla çıkıp bakacağım diyor. Bak, Allah inancının garipliğine bakın yani, ondaki Allah inancının. Halbuki Allah her yerdedir. Tabii. “….O ve askerleri,” –Mesela şimdi de komünist ordular değil mi, dünyada mazlum milletleri mahvettiler. Mesela Stalin’in orduları, Mao’nun orduları. “O ve askerleri” -diyor Cenab-ı Allah. Yani Firavun, dinsiz sistem ve askerleri. “…yeryüzünde haksız yere büyüklendiler” –Acayip bir enaniyet ve azgınlık. Mesela bu iddia edilen Ergenekon mensuplarında da; bir kendini beğenmişlik ve azamet oluyor. Yolda yürümekten aciz böyle tirit ihtiyarlar var, iki büklüm böyle koluna giriyor iddia edilen Ergenekon Örgütü toplantısı yapmak ve millete akıldanelik yapmak için toplantıya gidiyorlar. Kendini tutamıyor yani yolunda yürüyemiyor böyle. Cama çarpıyor pardon dede şuradan geç falan diyorlar böyle. Yanından yolunu elinden tutup götürüyorlar. Akıldane. Yani bilmedikleri yok. Yani sor hemen sana söylesin. Ama sadece ona danışan, herşeyi o bilir yani öyle kafadalar. Müthiş ukala ve millete tepeden bakan böyle küstah bir ruha sahipler. Yani assın, kessin böyle kırbaçla zorla hizaya getirsin, hapise attırsın. Ama onun dediği olsun. Dikkat ederseniz çok yırtık ve azgın tipler oluyor. Çok aşağılık böyle, küfürbaz, millete böyle nefretle bakan, milletin oyunu, milletin görüşünü hiç yerine koyan bir zihniyet. 150 yıldan beri bu kafadalar. 150 yıldan beri. Milleti hiç adam yerine koymazlar, bizim tertemiz insanlarımızı. Haşa siz kimsiniz mantığındalar. Yani en iyisini biz biliriz. Bize soracaksınız, biz yapacağız. O zaman firavun da aynı kafada. Halbuki bizim milletimiz erdemli, arif, derin, hikmetli, muhterem insanlardır. En cahili bile çok alimdir. Yani arifliğin alimliği vardır. Çok okumak alim olmayı gerektirmiyor. Çok okuyor, profesör oluyor ama adam bakıyorsun çete. Örgüt üyesi. “…O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.” –Yani hakikaten hiç ölmeyecekmiş gibi azgın bir üslupları oluyor. “…Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık.” –diyor Allah. Bazen su olur, bazen hapishane olur, bazen etkisiz hale gelmeleri olur. Allah bir şekilde sonlandırır. “…Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.” –diyor Allah. Yani mutlaka çökecekler diyor Allah. Demek ki zulmedenler mutlaka çöküyor. Bu Allah’ın kanunu. Kuran’dan bunu anlıyoruz. “…Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık;”-Yani insanları cehenneme çağıran önderler kıldık. “kıyamet günü yardım görmezler.” –diyor Allah. Kıyamet günü zaten bütün sistemleri bozulacak yani fizik sistemleri bozulacak. “…Bu dünya hayatında arkalarına lanet düşürdük;” –Mesela böyle pislik tipler hep lanetle anılıyor. Lanet herif diyorsun mesela aşağılık herif diyorsun. Allah da diyor ‘arkalarına lanet düşürdük’ diyor. “…kıyamet gününde de, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır.” –Kıyamet gününde de hep nefret edilecek bunlardan, hem çirkinleştirilmiş, yani öyle janti, kafalar jöleli, grand tuvalet gidemeyecekler. Böyle uyuz köpekten daha berbat olacaklar yani uyuz köpek bile çok gösterişli güzeldir onların yanında. Böyle toz, pislik içerisinde çırılçıplak, rezil, leş gibi kokarak, simsiyah hale getirilmiş, gözleri gök yani gözlerinde beyaz kısım yok. Mor renkli sadece mor renk olacak gözlerinde. Ki gözleri görmez diyor Allah, yerde süründürerek gezdireceğim Allah diyor. Süründürerek yürüyecekler yerde diyor. “…çirkinleştirilmiş olanlardır. Andolsun, ilk nesilleri yıkıma uğrattıktan sonra, Musa'ya, insanlar için (gözleri hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak üzere Kitap verdik.” –Andolsun diyor bak ilk nesilleri yıkıma uğratıldıktan sonra, Hz. Musa devrinde ki o ilk çocuklar biliyorsunuz; firavun takımı onları şehit etti o dönemde. “…Musa’ya” – biliyorsunuz Hz. Musa’yı da şehit edecekleri, annesi biliyorsunuz onu sala koydu, Allah onu kurtardı. Aldı kendisi besledi, kendini içten yıkacak, kendi sistemini çökertecek kişiyi fark edemedi. Sonuna kadar ona baktı. Ve de Allah onun sonunu getirmede vesile kıldı. “ Musa'ya, insanlar için (gözleri hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak üzere kitap verdik.” Tevrat’ı şerif. Tevrat, Tevrat’ın hak kısımları da vardır, bozulmamıştır biz onu kitap haline getirdik, Tevrattan Hikmetler ve Güzel Öğütler, diye Cenab-ı Allah övüyor bakın Tevrat’ı, ama bozulan yerleri olmaz tabii, onlar ayrı.” Umulur ki, öğüt alıp-düşünürler diye.” “Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü.” Mehdi’nin de ilk zuhurunda biliyorsunuz bir ateş var, büyük bir ateş duman sütunuyla Mehdi zuhur edecektir. Bu da ona bir işarettir. “Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi.” Demek ki o ateşin bir haber yönü var aynı zamanda ona işaret ediyor o da Mehdi’nin çıkışına bir işarettir biliyorsunuz o ateşin çıkışı. Hani diyorlar ya Kuran Mehdi’ye işaret eder kısımları, böyle yüzlerce yer vardır, çok dolaylı anlatır ama bakın Musa peygamberin güzel ahlakını görüyor musunuz? Ateş görünce ya haber getiririm diyor, ya ısınmanız için kor parçası getiririm diyor yani ufacık bir şeyden bile Müslüman kardeşlerinin lehine, onların hayrına bir şeyler yapmaya çalışması lazım. Yani ateş oldu mu ısınmanızı sağlayayım haber de getiririm diyor, siz gidin getirin demiyor ben getiririm diyor, fedakar, gayret içerisinde. “Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan:” Şimdi bakın bir vadi var, vadinin sağ yanı var, detay var bakın dikkat edin. Vadi, vadinin sağ yanında, şimdi Cenab-ı Allah böyle herhangi bir nedenle boş bir amaçla söylemez, bir yer tarif ediyor, bir şey tarif ediyor Cenab-ı Allah, olan bir ağaçtan, ağaç var orada diyor, "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi.” Allah hitap ediyor Hz. Musa’ya çalıdan sadece ona mahsustur bu yani Hz. Musa’ya mahsustur, Cenab-ı Allah’ın böyle yanan bir çalıdan hitap etmesi.” "Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı.” Çok tatlı bir peygamber yani ürküyor tabii öyle görünce birdenbire, asasını atınca canlanınca arkasına dönüp bakmaksızın, hiç bakmadan kaçıyor, çok yaman. "Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin." "Elini koynuna sok, (diyor) kusursuz olarak bembeyaz çıksın.” Hz. Musa’nın eli bembeyazdır çıkarttığında, şunu okuyayım. “Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek.” Çok ürküyor ya, Cenab-ı Allah o dehşet ruhunu kaldır üzerinden diyor, ondan yana kendini çek diyor, elini göğsüne sok bembeyaz çıkacak diyor, bembeyaz elleri çıktığında, “İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır.” Biri Yaratılışı ispat edeceksin diyor bunu atıp o zamanın darwinist ve materyalist fikirlerini ortadan kaldıracaksın, ikinci alameti de elin beyaz diyor, beyaz olacak çıktığında, göğsüne sok çıkardığında bembeyaz çıkacaksın diyor. “Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur." diyor Allah. Ne kadar vaktimiz var?
OKTAR BABUNA: 10 dakika.
SUNUCU: Yaklaşık 10 dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: Bugün yetişmez başka bir gün, bir VTR varmış da... “Dedi ki: Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm,” diyor Hz. Musa (a.s) “beni öldürmelerinden korkuyorum." Müthiş acı çekmiştir Hz. Musa, bir kişiyi kazayla öldürmüş, kazayla. Ondan muazzam azap çekmiştir, Allah diyor bu büyük acıdan seni kurtardım diyor, bu büyük elemden yani müthiş acı çekmiştir. “beni öldürmelerinden korkuyorum.” O zaman avukat yok, hakim yok, savcı yok, psikopat yani o zaman hukuk sistemi çökmüş, hukuk yok, astığı astık kestiği kestik adamın, “beni öldürmelerinden korkuyorum” diyor çünkü o iddia edilen ergenekon örgütü gibi o dönemlerde, çekip vuruyorlar, "Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır,” öyle tatlı ki heyecandan bazen dili tutuluyor, konuşma zorluğu çekiyor, kardeşi yanında oldu mu dinleniyor onu konuşturuyor, o konuştuğunda o dili açıldığında kendi konuşmaya başlıyor, dili tutulduğunda duruyor, Harun devreye giriyor. “Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın” beni tasdik etsin diyor doğru söylüyorsun desin diyor, yani beni doğrulayan biri olsun yanımda diyor “Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Allah) Dedi ki: ‘Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz;’” kolu da çok kuvvetli o, muazzam kuvvetli idi Hz. Musa’nın, Peygamber Efendimiz (sav) de öyle pehlivandı öyle yenmediği kişi yoktur, Hz. Ali de öyle Allah’ın arslanı dehşetli gücü vardı. “...sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler.” Muazzam deliller vereceğim size diyor Allah, muazzam bir ilmi güç ve delil gücü vereceğim. “Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız." Hizbulgalibun, Allah’ın hizbu galip oluyor, inşaAllah o hizbu galip olacaksınız diyor Allah ve siz ve size uyanlar galip olanlarsınız. “Musa'ya o işi (ilahi vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin. Ancak Biz birçok nesiller inşa ettik ve onların üzerinde (nice) ömür(ler) uzayıp geçti. Ve sen Medyen halkı içinde yaşayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş değilsin.” Yani Musevilerden sen bu bilgileri almadın diyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (sav)’e. “Ancak (bu bilgileri sana) gönderen Biziz.” Ben vahiy ile sana bildiriyorum diyor, Tevrat’ta bir çok yanlış olan kısmı Kuran düzeltiyor, bir çok izah var ben bakıyorum, Kuran’la Tevrat çok farklı, Kuran’ın açıklamaları çok insancıl, güzel ve doğru olanlar hakikaten Tevrat’ta bozulduğu anlaşılıyor yani çok net anlaşılıyor, biz vahiy ile sana bunları bildiriyoruz Cenab-ı Allah, sen orada onların içinde gezmedin diyor Cenab-ı Allah. “(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin).” Senden önce bir uyarıcı gelmemişti diyor, onun için. “Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.” “Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: ‘Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böylece Senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık’ diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).” Yani Ya Rabbi bize bir elçi göndermedin o yüzden biz bu hale geldik derler diyor Allah, onu dememeleri için Ben seni gönderiyorum, çünkü Mehdi de öyle, Ya Rabbi bize bir elçi gelseydi, bir bildirici, bir hadi, bir Mehdi, bir müshid, bir mürşid gelseydi bizi uyarsaydı, biz yapardık diyecekler biz ne yapalım haberimiz yoktu diyecekler. Mehdiyet şu an bütün dünyayı kaplamış bir durumda, hiçbir bahaneleri kalmayacak yani duymadım, etmedim, haberim yoktu yok inşaAllah. Bu bahaneleri kaldırmak için diyor, Ben gönderdim seni diyor Cenab-ı Allah. “De ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda Allah Katından bu ikisinden” Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım.” Onlara söylüyor yani müşriklere eğer doğruysanız bana bir doğru kitap getirin bakın ben Hak Kitabı getirdim diyor Cenab-ı Allah’tan değil mi? Eğer bir gücünüz varsa getirin bir kitap, göreyim diyor, yok tabii getiremezler. “Buna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir?” diyor Allah, yani Kuran ahlakına uyun kendi kafasına göre uyanlar zalimdir diyor, Allah. “Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez.” (Kasas Suresi, 29-50) Allah’ın Hadi ismi ile tecelli etmez diyor, inşaAllah. Ne kadar kaldı? O zaman ne yapalım?
SUNUCU: Vallahi o kadar güzel söylüyorsunuz ve okuyorsunuz ve yorumluyorsunuz ki hiç bölmek istemiyoruz. İsterseniz süremizin sonuna kadar sizi dinleyelim sorularımız var evet ama....
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzel canını.
SUNUCU: Hem sorularımızı cevaplamaya vaktimiz yetmeyecek çünkü 2 dakikamız kalmış. Biz sizi dinlemeye devam edelim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, tamam. Son bir ayet daha okuyayım o zaman bir veya iki. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz öğüt alıp-düşünsünler diye,” bakın öğüt alacak ve düşünecek “sözü birbiri ardınca dizip-indirdik.” Kuran ayetlerini peş peşe indirdik diyor Allah. “Bu (Kur'an)dan önce, kitap verdiklerimiz buna inanmaktadırlar.” (Kasas Suresi, 51-52) Ehl-i Kitap da inanıyor diyor yani Kuran’ı okuyup da inanmayan hiçbir vicdan olmaz, fark eden mutlaka inanıyorlar, samimi iseler. Tamam bitirelim. Doldu mu 2 dakikamız?
SUNUCU: Zamanımız doldu mu arkadaşlar? Bu arada tabii yarın akşam da programımız var, Mavi Karadeniz, Ekintürk ve Kocaeli TV’de olacak programımız aynı zamanda 106.4 Mavi Karadeniz radyosundan da izleyicilerimiz dilerlerse de dinleyebilecekler bizi. Evet efendim bugün programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum, hoşçakalınız. 03 Kasım 2009
|