SUNUCU: Merhabalar değerli izleyenlerimiz. Hayırlı günler, hayırlı hafta sonları. Bu güzel güneşli Pazar gününde inşaAllah sizlerin karşısında olmaktan çok gurur duyuyoruz. İnşaAllah bugün “Adnan Oktar’la Baş Başa” programımızda bu güzel güneşli günde inşaAllah yine Hocamız sizlerin evlerine güneş gibi doğacak, diye düşünüyoruz. Ve bugün yayın yaptığımız kanalları sizlere belirtmek istiyorum. Şu anda bizleri TV Kayseri ve İzmir Kanal 35’ten canlı olarak izliyorsunuz. Bunun dışında Hocam 60’a yakın maşaAllah yerel kanalımız var şu anda, bizleri izleyen. Onları da müsaadenizle saymak istiyorum. Şu anda bizleri Kanal5 Gaziantep, ART Uşak TV, Kanal 78 Karabük, Kanal 55 Samsun, Sun TV Konya, Kanal 72 Batman, Kanal 56 Siirt, Elif TV Kayseri, Kanal 3 Afyon, Can TV Erzincan, 21. Yüzyıl Radyo TV Muğla, Kanal 54 Sakarya, Genç TV Karaman, Destan TV Kütahya, Kanal 47 Mardin, ORT Ordu, Konya TV, Kırıkhan TV Hatay, Safa TV Tokat, Amasya Radyo TV, Süper TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, Alfa Klas TV Samsun, Tokat TV, Mersin TV, MRT Osmaniye, Süper TV İnegöl, CRT Adana, Kapadokya TV, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Çağdaş TV Karaman, Kanal 32 Isparta, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Otağ TV Adana, Iğdır TV, NRT Gaziantep, HRT Hatay, KRT Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, AHİ TV Kırşehir, Özege TV Uşak, Kanal G Giresun. Mega TV Gaziantep, Toros TV Mersin, BGRT Konya, Kanal 23 Elazığ, ERT Konya Ereğlisi, Venüs TV Bilecik, Gelişim TV Rize, Ufuk TV Malatya, İstiklal Radyo TV Mersin, Kırşehir TV, Gözde TV Samsun, Kanal ATV Alanya, Düzce TV, Güneydoğu TV Urfa, Kanal 32 Isparta, Kanal G Giresun, BGRT Konya, Kanal 23 Elazığ, Gelişim TV Rize ve Düzce TV’den şu an bizleri canlı olarak izliyorsunuz sayın seyirciler. Bunun dışında www.harunyahya.tv internet sitesinden de bizleri canlı olarak izleyebilirsiniz. Bunun dışında radyolarımız var, onları da buradan belirtmek istiyorum. Şu anda bizleri Mavi Karadeniz Radyo 106. 4’den, Emek Radyo 101. 0 Mardin’den, Radyo 37 95. 2 Kastamonu’dan, Radyo Star 94. 0 Aksaray Radyo’dan ve Renk Radyo Karaman’dan da canlı olarak dinleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bütün Türkiye ve bütün dünya, MaşaAllah.
SUNUCU: Evet gerçekten… Efendim hoş geldiniz yayınımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz, nur getirdiniz maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim sağolun. Sizler de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hocam, nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, sonsuz şükürler olsun. Sizler de iyisiniz, afiyettesiniz... Elhamdülillah.
SUNUCU: İyiyiz Allah’a çok şükür. Bu güzel hafta sonunda sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyuz, gururluyuz. Hocam inşaAllah izleyicilerimiz de bizlerle birlikte bu mutluluğa ortak olacaklar. Hocam, programa çok güzel bir mail gelmiş. Onunla başlamak istiyorum, müsaade ederseniz.
“Allah’ın aslanı sayın Hocam Harun Yahya’ya, ”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah öyle olurum.
SUNUCU: “... Allah’ın selâmı sizin ve sevenlerinizin üstüne olsun. Sayın Hocam sizin eserlerinizi yakın çevreme gösteriyorum ve şiddetli bir biçimde hayranlıkla dinliyor ve izliyorlar. Ama lakin sonrasında takip ediyorum, günü birlik zamanla hayatı aynı üslupla devam ediyor. Allah’ın sevgilisi size sormak istiyorum; daha nasıl hareket edeyim, nasıl bir üslup izleyeyim? Siz bende devrim oldunuz, istiyorum ki bütün insanlar bu gerçek ile müjdelensin. Bana sadece “Kuledeki Küçük Adam” yetti. Ama facebook sayfamda o denli sizin eserlerinize yer verdim ki hiç tanımadığım insanları sayfama ekliyorum ki, hiçbir şey yapamasam da eserlerinize bakabilsinler ve şu gerçeğe varsın “aslında ben bu dünyada şu an ne için varım? Benim yaratılış amacım ne? Ve Allah’ın aslanı Adnan Oktar Hocam bu denli Allah aşkıyla hayatını bu yola niçin harcıyor? Hocam, Ali Değirmencioğlu adı ile facebook sayfam var. İnsanların dikkatini çekmek için Türk-İslam Birliği haritasını resmi olarak koydum. Sizden ricam yakın çalışma arkadaşlarınızla bana bir yol gösterin. Hatta sayfamı kullanarak milletimizi aydınlatmamı Allah rızası için bana yön versinler. Allah’ın selâmı Allah’ın aslanı Harun Yahya Hocam ve bizi sevenlerin üzerine olsun inşaAllah, ” demiş, Ali Değirmencioğlu kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu nasıl sevgi böyle maşaAllah. Allah imanını artırsın, şevkini artırsın. MaşaAllah iman sevgisi insanı mutlu eden, ibadet olan gerçek samimi sevgidir. İnşaAllah internet sitesini duyurduk kardeşimizin. Bakarız inşaAllah güzel hizmetleri olur. Yalnız tabii gönlü çok rahat olsun. Kaderinde olanı ona en güzel şekilde Allah yaptıracak zaten. Böyle hiç telaş etmesine gerek yok. Allah’a kendini bıraksın, teslim olsun. Çok samimi olacak, gerisine karışmasın. Allah onları teker teker meydana getirir. Tam teslimiyeti, Allah’ı aşkla sevmesi, samimi olması ona yeter inşaAllah.
SUNUCU: Evet, gün gösterecektir inşaAllah. Efendim şu anda televizyon başında olan izleyenlerim için tekrar hatırlatmak istiyorum bizleri haberdem.com, haberhilal.com ve harunyahya. TV’den internetten canlı olarak izleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, var mı yine mesajlar?
SUNUCU: Buyurun, siz buyurun, siz buyurun. Çok var ama siz buyurun.
ADNAN OKTAR: Sen bir izleyici sorusu sor, oradan benim aklıma gelen bir şeyler olur. Oradan konuşayım inşaAllah.
SUNUCU: Tamam Hocam... “Hocam, artık bizim birliğimiz hazır. Artık son adımlar kalmış. Ben Azerbaycan devlet başkanından, başbakanından, bakanlarından, meclisinden aynı zamanda Türkiye devleti cumhurbaşkanından, başbakanından, bakanından, meclisinden ve yetkili şahıslarından rica ediyorum. Hemen hiç bekletmeden birleşelim. Bizim hemen iki devlet bir millet olarak hemen birleşmemiz gerek. Hocam sizin fikirleri çok devlet büyükleri örnek alıyor, maşaAllah. Siz bu birlik için Azerbaycan ve Türkiye devlet adamlarına neleri önerirdiniz? Şimdi ne zamanı? Ne yapmalı? Türkiye’deki kardeşlerimizden rica ediyoruz, oradan siz isteyin, buradan biz istiyoruz inşaAllah. Azeri gençliği Türk-İslam Birliğine susamış durumda şu anda maşaAllah. Biz bugün “birlikolsunistiyormusunuz” diye bir site kurduk. Birkaç saatte 200 kişi “evet” yazdı. Size linkini yolluyorum”, demiş Ergin Aliyev, Azerbaycan’dan. Bir de link yollamış Hocam. Okuyayım isterseniz. Birlig.azersayt.com
ADNAN OKTAR: Bir daha rica edeyim.
SUNUCU: Birlig.azersayt.com. Birkaç saatte 200 kişi “evet” yazmış bu birlik için.
ADNAN OKTAR: Birlig herhalde Azeri lehçesinde birlig değil mi o? Bir kere daha söyleyelim.
SUNUCU: Birlig.azersayt.com
ADNAN OKTAR: Sayt? Azersayt.com. MaşaAllah. Böyle binlerce, yüzlerce kardeşlerimiz dünyanın her yerinde gruplar oluşturmuşlar. Sürekli bize böyle güzel bilgiler geliyor, müjdeler geliyor. Gönülleri çok rahat olsun. Hz. Hızır görevde, yani Türk-İslam Birliği’nin kurulması için Hz. Hızır görev almış vaziyette. Biliyorsunuz büyük kuruluşlarda, büyük yıkılışlarda o görev alır, inşaAllah. Cebrail, Mikail, İsrafil Aleyhisselam da yine görev başında, inşaAllah. Gönülleri çok rahat olsun. Fakat hepsinin bir vakti merhunu var, tabii akışı var, ona göre olacaktır. Yani dünya buna hazırlanarak, dünyanın dengeleri güzel ayarlanarak, bu devam ediyor. Türkiye’nin Azerbaycan’la birleşmesinin yolu biraz insanlara şaşırtıcı geliyor ama Ermenistan’dır. Ermenistan kilit bir ülkedir. Bizim Ermenilere karşı şefkatimizin, sevgimizin, merhametimizin, koruyup kollama ruhumuzun görülmesi lazım. Yani öbür türlü maazallah “sırf benim dinimdeki insanları ben insan olarak görürüm veya sırf benim ırkımdaki insanları insan olarak görürüm” düşüncesi çok tehlikelidir. Yani bunun dünyanın hiçbir yeri kabul etmez. Ama “benim dinim, şefkat dinidir, merhamet dinidir, Hıristiyan’ı da Musevi’yi de bütün vatandaşlarını kucaklar, sever” dedin mi, “ve bütün Müslümanları sevgiyle bağrına basar” dedin mi, bunun karşısında bir güç olmaz. İnşaAllah bu olacaktır. İsrail’e karşı da şefkatli... Bugün Haham Foraman misafirim, biraz sonra gelecek. Almaya gittiler, havaalanına gittiler. Direk doğrudan Hocamızın yanına gelmek istiyorum demiş. Olağanüstü sevimli bir şey, maşaAllah. Eğer uygun olursa yarın canlı yayına da çıkarabiliriz. Bakın bir Müslümana nasıl sevgisi. Türkiye’nin liderliğini nasıl istiyor, insanlar bir gözleriyle görsün. Ama inşaAllah Kuran ahlakıyla, birbirimizi sevip sayarak, koruyup kollayarak elde edeceğiz inşaAllah. İnançsız insanlara karşı da şefkatli, merhametli olmak lazım, yani internet sitelerinde olsun, diğer yerlerde olsun o nefret üslubunu tamamen kaldıracağız. Allah’ın kullarına şefkatle, merhametle bakacağız. Her kim olursa olsun hepsini Allah yaratır, hepsi kaderini yaşarlar. Kin, nefret, öfke Müslümana yakışmaz. Allah’ın aciz kullarıyız. Kısa bir süre imtihan olacağız, hemen oradan ahirete geçeceğiz inşaAllah. Çok çok az, hatta Cenab-ı Allah soruyor; “ne kadar kaldınız? ” diyor, “bir günün bir vakti kadar kaldık” diyorlar. Kimileri de diyor ki, “bir göz açıp kapama vakti kadar kaldık” diyorlar. Samimi kanaati olarak söylüyor. Bakın “bir günün bir vakti kadar, mesela öğleden sonra kadar. Çok az kaldık” diyorlar. O kadar kısadır. Herkes bir düşünsün, gençliğinden şu ana kadar olan vakti.
SUNUCU: Hiç insan hatırlamıyor, an gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Daha dün gibi değil mi? Süratle geçiyor. Çok kısa sürede imtihan oluyoruz. Burada Cenab-ı Allah, bizim kişiliğimizi bize gösteriyor. Merhametimizi, olgunluğumuzu, şefkatimizi çünkü cennette dengeli olması lazım insanların... Yani terbiye edilmemiş insanlar cennete gittiğinde cennette de huzursuzluk meydana getirirler. Rahatsızlık meydana getirirler. Yani insanlar rahat edemez cennette o zaman. Cennette huzurlu olmaları için, mutmain olması gerekiyor insanların, dengelenmiş. Ayette diyor ya Cenab-ı Allah; şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey mutmain olmuş, dengeye kavuşmuş olan nefis, sen Allah’tan razı olmuş olarak, Allah da senden razı olmuş olarak cennetime gir, salih kullarımın arasına katıl” diyor Cenab-ı Allah. İnşaAllah, tabii. Huzur olacak yani cennette. Cennetin sırf köşklerinden, pınarlarından, kıyafetlerinden dolayı mutlu olmuyoruz biz. Oradaki insanların tavrı, nezaketi, güzelliği... Aynı şuurla gideceğiz, aynı akılla gideceğiz ve bu aldığımız terbiye ile gideceğiz. Yani ters bir ruh orada Müslümanlara azap verir, rahatsızlık verir. Onun için Allah öyle insanları koymuyor. Herkes dengelenecek, güzel huylu olacak, Cenab-ı Allah diyor; “Allah size azap etsin de ne yapsın” diyor, azap ederek. Yani azap etmek için bu kadar, trilyonlarca, katrilyonlarca nimet var. Cenab-ı Allah diyor ki; “gruplandırarak saymaya kalksanız, yine bitmez” diyor. Yani bak katrilyonlarca diyorsun, yine yeterli olmuyor, katrilyon demek de yeterli olmuyor nimetlere. Allah gruplandırarak saysanız da bitiremezsiniz diyor. Yedi deniz diyor mürekkep olsa, bütün ağaçlar da kâlem olsa diyor, yine bitmez Allah’ın kelimeleri. Öyle muhteşem yaratmıştır Cenab-ı Allah. Hücrede muhteşem, kromozom da muhteşem, heryer de muhteşem. Ama insan olarak zorluklar veriyor. E nerden anlaşılacak o zaman insanın karakteri? Acı çekmeyecek, zorluk çekmeyecek, evde paşalar gibi yaşayacak, oradan da direkt cennete gidecek. E nereden anlaşılsın onun karakteri, kişiliği? Yani nereden bilecek kendisinin iyi bir insan olduğunu? Değil mi, deli âşık olduğu bir ortaya çıkacak. Değil mi, cesareti, yiğitliği, delikanlılığı, vefası, sabrı, sevecenliği hepsi bir anlaşılacak. Kendi kendini bir sevecek, diyecek ki hakikaten ben iyi bir insanım diyecek. Allah ona sen iyi bir insansın dediğinde, o da Cenab-ı Allah’ın sözünü kendinde görmüş olacak. Yani Cenab-ı Allah söyledi mi zaten biter de, ama Allah onu önce inandırıyor, kendine inandırıyor, sonra da diyor, sen iyi insansın diyor. O yüzden seni cennetime aldım diyor Allah. Onu da şahıs sonsuza kadar unutmuyor. Yani biz mesela bu dünyadaki hayatımızı sonsuza kadar unutmayacağız. Bu yaptığımız röportajları, konuşmaları, bu Azerbaycan bayrağını, bu şanlı bayrağımızı, Türk bayrağını değil mi? Aklımıza getireceğiz, diyeceğiz Allah için, Türk İslam Birliği için nasıl bir temel atmıştık, nasıl uğraşmıştık. Kardeşlerimiz internet siteleri açmışlardı, değil mi Darwinizmi yerle bir etmiştik. Türk İslam Birliği’nin önündeki en büyük takozu, engeli yerle bir ettik. Bir tane engel vardı dünya çapında; Darwinizm. Bakın bütün dünya basını ayakta. Dün de yine, neydi o, Washington Post, evet orada haber çıktı. Bütün internet siteleri de almış, birçok internet sitesi de almış. Almaya da devam ediyorlar. Bakıyoruz Washington Post mesela beni haber yapıyor ama kara haber onlar için. Şöyle bir kara haber, Darwinizmi diyor yerle bir etti diyor. Yani emek emek uğraştığımız Darwinizm diyor, yerlerde diyor. Ve bir kişi diyor, çıkmış diyor, Anadolu’dan, Türkiye’den çıkmış diyor, biz de hayret ettik ama diyor, yaptı yapacağını diyor. Biz sadece seyrediyoruz şu anda diyor. Ama mümkünse tedbir alalım diyor. Türkler var işte Taner Ediz, şu bu, falan feşmekân, yani bir feryat, bir kurtuluş yolu yok mu, bize bir şeyler anlatın diyorlar.
SUNUCU: Son çırpınışları...
ADNAN OKTAR: Yani artık çırpınışa da benzemiyor da ağlamaya benziyor artık yani. Feryat ediyorlar yani. inşaAllah. Hani var ya bazen ölünün başında çırpınarak ağlayan tipler olur böyle ellerini dizlerine vurarak falan ki çok çok ayıptır o. Yani çok çok kötüdür, ben bazen televizyonlarda görüyorum dövünerek ağlamalar. Yani siz mi yarattınız da, Allah’ın yarattığı kulu Allah aldığında dövünerek ağlıyorsunuz? Bu ne demek? Nereye gitti de yani ne oldu da bu dövünme? Değil mi, cehenneme gittiyse niye dövünüyorsun, sevin. E cennete gittiyse havalara uç. Değil mi, niye Allah’a boyun eğici olmuyorsun? Niye onu güzel karşılamıyorsun, sevinçle karşılamıyorsun? Değil mi, Müslümanlıkta vefat olayında sevinç duyulur. İbadettir bu, Rabbi’ne kavuşmuş. Biz onun için gelmiyor muyuz bu dünyaya? Rabbi’ne kavuşması için gelmiyor mu? Erken öldü diyor, sana mı sorulacak, hâşâ, erken? Yani ne demek erken geç? Doksan yaşında oluyor ona da ağlıyorlar, seksen yaşında oluyor ona da dövünüyorlar. Ya ne oluyorsunuz yani, nedir bu böyle? Yani nasıl olması gerekiyor sizin kafanıza göre yani? Çok günah, Allah’a karşı hiç yakışık alan bir şey değil. Allah’a saygıya uygun da değil. Çok olgunca, efendice karşılanır. Kalpte bir sevinç duyulur, cennete gittiği umularak inşaAllah. Değil mi, Allah anılır, Kuran okunur. Müslümanlar ahireti düşünür, dünyayı düşünür. İbret alarak kendilerini daha iyi yapmaya gayret ederler, daha güzel yapmaya gayret ederler. Yani Kuran’a tam tabii olmak, dünyada da, ahirette de tam mutluluk getirecektir. Bakın Darwinizmin yıkılması, Türk İslam Birliği’nin yolunu nasıl açtı? Yıllardan beri uğraşılıyordu Türk İslam Birliği için. Yüz yıldan beri uğraşılıyordu. Ta Enver Paşa’ların zamanından beri uğraşılır. Ama kardeşim sen Darwinist girmişsin olaya, Darwinist girdin mi tepe taklak gidersin sen. Osmanlı aydınlarının baya bir bölümü Türkçüydü, Turancıydı. Ama Darwinist, epey bir bölümü Darwinist. Darwinist oldu mu bitti. Yani o zaman konu biter. O zaman ırk asabiyeti gelir, üstünlük asabiyeti gelir. Hâlbuki Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e, Laz’ın Çerkez’, Çerkez’in Laz’a bir üstünlüğü yok. Resulullah’ın mübarek diliyle bu açıklanmıştır. Değil mi, Acem’in Arap’a, Arap’ın Acem’e bir üstünlüğü yok diyor Resulullah. Üstünlük ancak takva iledir inşaAllah. Mesela şimdi Güneydoğu’dan bizleri izleyen kardeşlerimiz var, onlar canlarımız, ciğerlerimiz, bir kısım kendini bilmez cahiller, o kardeşlerimizi Kürt diye, güya kendi kafalarınca böyle ezmeye kalktılar. Onlara karşı saygıya uygun olmayan tavırlar gösterdiler. Bizim onları daha çok sevmemize, daha çok sahip olmamıza sebep oldular. Ki, dünya iyisidir Kürtler. Benim üstadım da, Bediüzzaman Hazretleri de Kürt’tür. Selahattin Eyyubi Hazretleri de biliyorsunuz Kürt’tü. Çok fazla âlim çıkmıştır. Fakat ayrıca olay ortada, son derece saygılı, hürmetkâr, nezaketli, onurlu, izzeti nefsine çok düşkün insanlardır. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne mensup alçaklar, onların bu damarını yakaladı. Onurlu olma damarlarını, onurlarını kırmaya kalktılar, alçaklar, şerefsiz köpekler. Onların haysiyetiyle oynamaya kalktılar. Yani akıl almaz işkenceler yaptılar. Ve ya ayrılacaksınız ya sizi ezeceğiz dediler. Biz de dedik ki, biz sizi ezeceğiz, onları da ayırmayacağız dedik. Şu an, Hz. Hızır’ın oyununa düştüler. Allah ayaklarına dolandırdı, şu an çırpınıyorlar, adeta deliye döndüler. Kurtulamamanın paniği içindeler. Bir türlü anlayamıyorlar yani bu nereden geliyor bu bilgiler? Yani kimler müdahale ediyor? Yani nasıl tepmez devrilmez bir imparatorlukken bize bunu yaptılar, gibisinden bir tavır içindeler. Ama Allah’ın izniyle, her ne yaparlarsa yapsınlar Türk İslam Birliği çoktan kuruldu Allah’ın Katı’nda. Biz bunları göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Bu arada 87.7 Yıldız FM’den de yayınımız varmış. Oradan da bizleri dinleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: 87. ?
SUNUCU: 7 Yıldız FM. Bizi canlı olarak dinleyebilirsiniz.
Hocam vefat eden kişilere ağlamaktan bahsettik az önce. Biz her şeyi kendimizin mi zannediyoruz acaba? Bu mudur yani bizim üzüntümüz? Yani insanları da bir emanet olarak annemizi, babamızı, evladımızı da bir emanet olarak görsek, hayattaki tüm mal varlığımızı, yaşadığımız hayat ortamını emanet olarak görsek belki bu denli üzülmeyiz ama biz her şeyi kendimizin zannettiğimiz için vefat edenlere de bu kadar üzüntümüz acaba?
ADNAN OKTAR: Bir kısım anneler çocuklarını doğurunca onları kendi yarattı zannediyorlar hâşâ. Hâlbuki Allah onları sebep kılıyor. Birdenbire bir insan meydana gelirse bu mucize olur, onun için anneyi Allah sebep kılmıştır. İnsanı yaratan doğrudan Allah’tır, çocuğu yaratan doğrudan Allah’tır ve sahibi de sadece Allah’tır. Yani yaratırken kimseye sormaz Cenab-ı Allah, alırken de kimseye sormaz. Biz, tevekkül edip teslim olmakla mükellefiz. Dolayısıyla bu feryat görüntüleri hiç yakışık almaz. Hem günahtır hem Cenab-ı Allah’a saygıya uygun değil, utanç duyacakları bir hareket, onun ne kadar hayırlı ve hikmetli olduğunu ahirette gördüklerinde çok utanç duyarlar. Sakın ha sakın, sakın ha sakın. Mesela şehit cenazelerinde de öyle, cenaze demeyeyim de şehitlerin töreni diyeyim, çünkü cenaze şehitler biliyorsunuz ölmüyorlar, şehitler ölmezler. Onlara karşı içimizde bizim derin bir sevgi, hayranlık ve muhabbet oluyor. Şehitlik her müminin özlemidir, idealidir. Allah’tan bunu ister, veli olmak ister, şehit olmak ister. Peygamberler de bunu isterler; şehit olmayı isterler. Birçok Peygamber şehit edilmiştir. Bir nimettir, dolayısıyla göğüslerini gerecekler böyle ta ileriye kadar, kafasını dikecek, şerefle yürüyecek. En ufak bir üzüntü alameti olmaz şehit cenazesinde, cenaze diyorum şehit törenlerinde, Allah affetsin. Diğer cenazelerde de bu yine olmaz, yani bunu bıraksınlar, çok çok yanlış, televizyonlarda da yayınlanıyor sanki bunun usulü buymuş gibi hatta eskiden özel olarak ağlamacı adamlar tutulurmuş yani Osmanlı döneminde ağlasınlar diye. Ağlamak değil, Allah’a boyun eğmek, Allah’a gönülden sevgi duymak, Allah’tan korkmak güzel olur. Ağlamak; Allah’ın kaderine, Allah’ın yarattığına isyan anlamına gelir ama Allah aşkı ile ağlıyormuş; yeri göğü birbirine katsın.
SUNUCU: Evet, o gözyaşında bereket var.
ADNAN OKTAR: Allah korkusu ile ağlıyormuş, yeri göğü birbirine katsın bu çok güzel ama o üzüntüden kaynaklanıyorsa bu hiç olmaz. Bu yanlış adet cahiliye âdetidir, putperest dönemden kalma bir adettir, Müslüman’a yakışmaz, tamamen terk edilmesi gerekir.
SUNUCU: Ayrılık belki Hocam canımızı acıtıyor ama hani öbür dünyada birleşme umudu insana sevinç vermeli, yine öbür dünyada Allah hepimizi bir araya getirsin inşaAllah tekrar.
ADNAN OKTAR: Şimdi dünya biliyorsunuz imtihan yeri olarak hem cehennem hem cennet özellikleri taşır. Ben burada çok zor bir ortamda olan bir kardeşim birdenbire bir ferahlığa, bir rahatlığa çıksa ne oldu ferahlığa çıktı, güzelliğe kavuştu diye oturup ağlamam. Sevinirim, çünkü ben onun yanına yıldırım gibi gideceğim, göz açıp kapama vakti kadar kısa sürede gideceğim. Yani ayrıca ayrılık diye de bir konu yok çünkü o vefat ettiğinde zaten bizle beraber, o anda beraber. Yani vefat ettiğinde beklemez insan. Zaman mekân oynamasından dolayı, vefat eden kişi hemen sevdikleriyle beraber oluyor yani cennette hemen beraberdir. Biz zamanlı olduğumuz, yoksa mesela müminler normalde cennette yaşıyor şu an fakat onu idrak edemiyor zamanlı olduğu için. Ama zaman ve mekân orada değiştiği için vefat eden kişi hemen sevdikleriyle beraber oluyor yani beklemesi diye bir konu yok, hemen oradadır çünkü göz açıp kapama vakti kadar diyor, ne kadar kaldın denildiğinde göz açıp kapama vakti kadar kaldım diyor. Ne kadardır göz açıp kapama vakti? İnsanlar bir denesinler bakayım ne kadar sürüyor? O kadar işte. Bu yüzden mesela ölümde, Müslümanların ölümü çok sefalıdır, çok şenlikli ve güzeldir. Allah imtihan olarak onu göstertmez. Daha Azrail’in o güzel yüzünü, o nurlu yüzünü gördü mü bayram sevinci kaplar mümini, müthiş bir sevinç meydana gelir. Diğer meleklerle beraber heyet halinde geldiklerinde muazzam zevk alır Müslüman ama imtihan olarak tabii ki Cenab-ı Allah onu insanlara göstertmez. Yani sezdirdiğinde, gösterdiğinde imtihan hemen kalkar.
SUNUCU: Evet gayb âlemi kalkar ortadan.
ADNAN OKTAR: Yani Allah vermesin o zaman yani Cenab-ı Allah’ın adaletine yakışmaz o. Onun için yapmıyor Cenab-ı Allah. O zaman yani en iyi insanla en kötü insan eşit dereceye gelir. Aynı konuma gelirler, olmaz öyle şey. Cenab-ı Allah öyle bir şey yapmaz, o zulüm olur, Allah’ın şanına yakışmaz o. Onun için yapmıyor Cenab-ı Allah, yani mutlaka gizli ve örtülüdür. Yani hatta Peygamberlere verilen mucizelerde bile aklın ihtiyarı kalkmaz. Mesela Hz. Musa biliyorsunuz asayı atıyor, yılana dönüşüyor, kaçmaya başlıyor, arkasına dönmedi diyor Cenab-ı Allah, doğrudan kaçıyor dünya tatlısı. Cenab-ı Allah geri dön diyor, korkma diyor, Peygamberler korkmaz şimdi tut onu diyor Cenab-ı Allah. Ona tutturuyor yılanı, tutunca, şiddetli korkmasına rağmen tutuyor ki fıtraten çok heyecanlı bir insan Hz. Musa. Dili tutuluyor, göğsüm daralıyor ya Rabbi diyor ama yani çok şiddetli heyecanlı bir insan. Onu biliyor Cenab-ı Allah, özellikle yapıyor imtihan olduğu için.
SUNUCU: Korkusunu yeniyor.
ADNAN OKTAR: E tut diyor Allah, tutacaksın diyor, o da tutuyor inşaAllah. Tuttuğunda hemen yeniden asası eski haline dönüşüyor. Şimdi Firavun’a git diyor, en çekindiği şeylerden bir tanesi Firavun çünkü yani adam psikopat, anında cinayet işlemeye yatkın, hemen insanları öldüren bir insan. Ya Rabbi diyor, benim yanıma kardeşim Harun’u ver diyor inşaAllah, değil mi? Dilim tutuluyor, göğsüm daralıyor diyor. Cenab-ı Allah gözlerimin önündesin diyor, ben seni görüyorum diyor ama vereceğim yanına da kardeşini diyor, Harun’u da vereceğim diyor ama bana güven diyor Cenab-ı Allah, gözlerimin önündesin diyor. Bakın Peygamber olduğu halde imtihan oluyor görüyorsunuz. Ya muazzam heyecanlanıyor, Allah diyor git diyor, kardeşim Harun’u ver ya Rabbi diyor. Gidemiyor tek başına imtihan olduğu için, yani insani özellik gösteriyor. Firavun’un adamları attığında asayı, içini bir korku kapladı diyor Allah ayette. Bakın imtihan oluyor, hâlbuki daha yeni gördü asanın yılana dönüştüğünü, değil mi?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Buna rağmen imtihan olduğu için içini bir korku kapladı diyor Allah. Atınca asasını, bir anda yılana dönüşüyor, hepsini şakır şakır yutuyor bir anda. Tabii içi müthiş rahatlıyor, hoşuna gidiyor tabii elhamdülillah. Oradaki büyücüler mest oluyor o müminler, kardeşlerimiz. Bir anda yaratılışı ispat ediyor, onun evrim iddiasını bir anda net kökünden bitiren bir olay, net normal yılan, adamın asası, ipi, değneği hiçbir şeyi yok ortada bakıyor yutmuş hayvan, hakikaten yutuyor, midesinde hayvanın. Gerçek yılan yani çünkü halüsinasyon olması için onların orada duruyor olması lazımdı o attıklarının, değil mi? Yani eğer suni bir şey ise duruyor olması lazım. Yutmuş, yok, hayvanın midesinde. Hayvan kaçıyor, normal hayvan yani. Yüzde yüz yaratılışa iman edince, işte bakın temel konunun bu olduğunu Cenab-ı Allah göstertiyor; yaratılışın ispatı. Firavun neyi savunuyor? Darwinizmi savunuyor. Ne diyor? Bütün insanlar, canlılar, bütün mahlûkat Nil’in çamurlu suları var ya, çamurlu arazisi, oradan oluştular diyor, tesadüfler sonucu oluştular diyor. Cenab-ı Allah ne diyor? Ben bir anda yaratırım diyor Cenab-ı Allah. E Firavun inanmıyor hatta diyor ki; evvelki nesillerin durumu nedir o zaman diyor, yani ilk insanlar nasıl oldu diyor. Yani var ya Kabataş çağı, Yontma taş çağı bilmem ne falan anlatıyorlar, onlar nasıl oluyor? Rabbim hiçbir şeyi unutmaz diyor Hz. Musa yani hepsi bu konu içine dâhil diyor. Yani bak buradaki bu gücü gösteren Allah, o zaman da bunu yapmıştır anlamını ona sunuyor. Ama adam psikopat tabii yani ne delil gösterirsen göster, inanmıyor. Mesela elini göğsüne sokuyor, sağ göğsüne, bir çıkartıyor pırıl pırıl ışık, eli parlıyor; hiç etkilenmiyor. Mesela çekirge afeti oldu biliyorsunuz, diğer mucizeleri göstertti.
OKTAR BABUNA: Kan, güve...
ADNAN OKTAR: Evet, diğer bütün mucizeleri gösterdi, hiç etkilenmedi yani çok normal karşıladı. Mesela güve de, tabii karşılıyor meydana gelen şeyleri. En son olarak borsunuz Firavun’un ordusu Müslümanları sürme kararı aldı, yani Müslümanlara saldırma kararı aldı, o da talebeleriyle beraber, kavmiyle beraber Firavun’dan kaçmaya başladılar, tam denizin kenarına geldiler; ‘’ eyvah yetişildik, yetiştiler’’dediler Hz. Musa’nın kavminden. Bakın O mübarek manevi terbiyeyi aldığı için ‘’ asla ‘’ diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; ‘’ Rabbim benimle beraberdir’’diyor. Artık gelmiş adamlar, arkada yani ordu, önü deniz, arkada ordu… Birden bire deniz çekiliyor. Tam o ana denk gelmesi mucize. Muazzam… O tsunamilerde de olur ama çok nadir rastlanan bir olaydır. O anda olması mucizedir. Deniz böyle dağ gibi yükselir, muazzam yükselir. Bir anda tusunami benzeri bir olay meydana gelmiş o anda inşaAllah. Firavun normal karşılıyor, çünkü tarih içinde zaman zaman karşılaşılan bir olay olduğu için bu tarz olaylar. Hâlbuki o ana rast gelmesi tam bir mucize. Tsunami benzeri olayın meydana gelmesi. Deniz tamamen açılıyor çünkü…
SUNUCU: Yol haline geliyor yani.
ADNAN OKTAR: Balıklar falan görünüyor yani, bütün yosunlar normal deniz çekiliyor. Firavun’da son derece ferah, bakıyor yol açık, orada adamları geçmişler ‘’haydı bakalım’’’ diyor, onlar da arabalarla peşine takılıyorlar. Birden deniz boşalıveriyor gerisin geriye, bir anda tamamı içine giriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; ‘’Musa’nın ve Harun’un Rabbine iman ettim’’ diyor. Cenabı Allah; ‘’şimdi mi’’ diyor. Değil mi? E daha önce sana defalarca söylenmedi mi? Defalarca mucize görmedin mi? Tam öleceğin vakit… Cenabı Allah; ‘’seni kurtaracağım ben’’ diyor. ‘’ ama sadece cesedini kurtaracağım’’diyor. Madem cesede inanıyorsun, maddeye inanıyorsa, madem ruhun varlığına inanmıyorsun değil mi? Madem ‘’ruh yok’’ diyorsun. Hâşâ ‘’Allah yok’’ diyorsun, çok beğendiğin, çok sevdiğin cesedini, altın mücevherlerle süslü cesedini ‘’kurtaracağım’’ diyor Cenabı Allah. ‘’Ruhunu alacağım’’ diyor Cenabı Allah ve ibret olması içinde; ‘’senin cesedini saklayacağım’’ diyor Cenabı Allah…
SUNUCU: O da büyük bir mucize değil mi?
ADNAN OKTAR: İnsanların bunu görmesi için, diyor. Değil mi böyle pişmiş kelle gibi, sırıtarak duruyor, bütün millet görüyor gece gündüz.
SUNUCU: Çok büyük bir mucize Hocam...
ADNAN OKTAR: Ve aynı zamanda Kuran şuna işaret diyor ki; firavunların cesetlerini saklayacağına Allah işaret ediyor. Yani diyorlar ki; ‘’Firavun’u ne kadar güzel tahnit etmişler’’
Allah saklıyor onu, Allah mumyaladı. Allah korur. Her şeyi yapan, yaratan Allah’tır. Onları özellikle muhafaza etmiştir, ibret olması için insanlara…
SUNUCU: İnşaAllah… Hocam o zaman Hz. Musa’nın asayı yere attığında bir anda ejderha olmasına da iman etmeyenler oldu, aynı günümüzdeki gibi. Bugün de birçok mucizeler, kitaplar, okuduğumuz kitaplar, anlatılanlar birer mucize aslında Allah’ın yaratılış mucizeleri. Bu mucizeleri gördüğü halde yine iman etmeyen, inanmayan birçok kesim de var. Tarih de bugün de aynı şekilde tekerrür ediyor diyebilir miyiz acaba?
ADNAN OKTAR: Biz pehlivan Koca Yusuf gibi altımıza aldık böyle ezim ezim eziyoruz böyle kafalarını, gözlerini böyle mindere sürükleyerek böyle…
OKTAR BABUNA: Evvel Allah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani benden kurtulamazlar söyleyeyim. O kadar güçlü ki Allah’ın verdiği deliller, Allah’a çok şükür. Bakın düşünün 300 milyona yaklaşıyor, yaşayan fosil var, hiç değişikliğe uğramamış. Adamların 10 binlerce üniversitesi, 100 binlerce profesörü havada uçtular, havada asılı kaldı adamlar. Bakın 150 senelik emek, 150 günde yerle bir oldu. Adamların şu an şokunu anlatacak bir ifade bulamıyorum. ‘’yok, yok yaşıyor Darwin’’ diyor adam. Böyle şoka girmiş insanlar oluyor ya bazen, kendini kaybeder hani, bir yakını ölür bazen şoka girer adam; ‘’öldü, gömdük’’ diyorsun ‘’yok yaşıyor, ben gördüm, konuşuyordu’’ diyor. Yani öyle ağır bir psikolojik gerilim içindeler, halüsinasyonlar görüyorlar, ses alıyor adam, görüm alıyor böyle. ‘’Yaşıyor Darwin’’ diyor. Hatta adamın heykelini falan dikiyorlar böyle. Darwin dedeleri öldü. Yani bunu artık kabul edecekler, bitti bu iş. Proteinler tesadüfen meydana gelemez, kromozomların yapısı da çok açık. Her yerden açık… Bütün Avrupa feryat figan diyor. Amerika’da feryat figan ediyor. Mesela diyorlar ki; ‘’Amerika yaratılışçıların kalesi’’, nerenin kalesi kardeşim, şu kadarcık bir yaratılışçı vardı orada, onları da kimse kale almıyordu. Çünkü bilimsel yaklaşmıyorlardı. Diyorlardı; ‘’işte tüm dünyanın ömrü 6000 yıl’’, e kardeşim sen öyle dediğinde, fosillere bir kere baktığında artık granit olmuş. 6000 yılda granit haline gelir mi?
SUNUCU: Milyonlarca yıldan bahsediliyor.
ADNAN OKTAR: Belli ki milyonlarca yıldan beri var. Dolayısıyla bunlar eğlence unsuruydu Amerika’da yaratılışçılar. Yani sadece onlarla espri yapıp, eğleniyorlardı.
SUNUCU: Evet kaale alınmıyorlardı.
ADNAN OKTAR: Böyle kahkahalarla gülerlerken adamların boğazına böyle zeytin kaçtı adeta, böyle gözleri dört açıldı. Tam bir panik halindeler. Öksüremiyor da, sadece böyle hareketlerle anlatmaya çalışıyor, ölüyorum der gibisinden… Yapılacak bir şey yok. Yapacak bir şey yok. Sadece Allah’a teslim olacaklar.
SUNUCU: Evet teslim olacaklar Hocam inşaAllah. Ufak bir reklam aramız var inşaAllah. İzleyenlerimiz reklamların ardından bu güzel sohbete kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Evet değerli izleyenlerimiz reklamların ardından, sohbetimiz aynı samimiyetle, aynı içtenlikle devam ediyor inşaAllah. Hocamızdan çok güzel bilgiler alıyorduk. En son Hz. Musa’nın yaşadığı mucizeleri konuştuk. Gerçekten dinleyince bir kez daha içimiz ürperdi ve çok etkilendik Hocam, çok güzel bir üslupla anlatıyorsunuz Allah razı olsun. Çok sağolun.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Ahirette de göreceğiz, dünyaların en güzellerinden, nurlu varlığı, Hz. Musa A. S ‘ı, biliyorsunuz çok baba yiğitti. Hz. Musa çok heybetli ve yapılı bir insandı. Esmer, heybetinden insanlar adeta titriyorlardı maşaAllah.
SUNUCU: Evet… Hocam bir soru ile devam etmek istiyorum, müsaade ederseniz. Selâmünaleyküm...
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm
SUNUCU: ‘’Hocamızın her sözü, her söylediği nur saçıyor maşaAllah. Allah razı olsun. Benim merakım; mehdi şimdi görev başındaysa, 30 yıldan beri faaliyet halindeyse o halde çok yakınımızda, gözlerimizin ucunda olsa gerek. Ben ahir zamandayız diye düşünürdüm, fakat Mehdi fikri hiç aklıma gelmezdi. Oysa hadislerde Mehdi’den bahsedilmişti. Mehdi faaliyet halinde kuşkum yok. Hocamızın Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerine dair verdiği her bilgi içeriği, kuşkusuz doğru. Hızır A. S ile ilgili o nurlu veliden Hocamız bahsederlerse çok memnun oluruz’’ demiş. Feride Çetin
ADNAN OKTAR: İnsanlar Hz. A. S ile bağlantıda olmayacaklar, Mehdi’yi alenen ve çok açık görecekler, Hz. Mesih’i alenen ve çok açık görecekler. Mesih bütün dünyayı gezecek. Yani herkesle görüşecek. Yüz binlerce insanın yüzünü mesh edecek, güzel elleriyle ve herkes iman edecek. Fakat Hızır’la görüşme Mehdi ve Mesih’e ait özelliklerdir. 3 ler, 7 ler, 40 lar görüşür. Fakat halkın içerisinde olsa da insanlar fark edemezler Hz. Hızır’ı… Nasıl iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları fark edemediyse, fark edemezler. Normal kendilerinden bir insan zannederler. Zaten fark edilirse o ona göre karşı bir tedbir olacak güçte. Yani Allah onu o şekilde yaratmıştır.
SUNUCU: Farklı kılıklara bürünebilir.
ADNAN OKTAR: Anında değişebilir.
SUNUCU: İnsanlar arasında gezinebilir.
OKTAR BABUNA: Azerbaycanlı kardeşlerimiz site yapmışlar, Türk İslam Birliği için www.birliy.azersay.com maşaAllah. Site de ‘’Allah’ım sen bize Türk İslam Birliğini nasip eyle’’ başlığı da… Onların şivesiyle. Açık mektup yazmışlar ve Türk İslam Birliği haritasını koymuşlar maşaAllah.
SUNUCU: Çok güzel
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’ın sen bize Türk İslam Birliğini nasip et. İşte benim dediğim bu. Kardeşlerimiz böyle sitelere devam etsinler. Bu şekilde büyüklerimizi ısrarlı şekilde uyarmaya devam etsinler. Nasıl netice almaya başladılar? Ne kadar ısrarlı olurlarsa bu dilekçelerde ve sitelerde konuşmalarda ne kadar ısrarlı olurlarsa hızında aynı oranda arttığı görecekler. Gerisine karışmasınlar, bana güvensinler. Süratle buna devam etsinler. Azerbaycan’a geliyoruz Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
SUNUCU: Bu site de yeni açılmış bir site olmasına rağmen çok büyük bir ilgi görmüş, kardeşimiz özellikle belirtmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Azeri üslubuyla, çok şahane, Azeri dili şahane bir dil, yani o lehçe, Türk lehçesi şahane.
SUNUCU: Gerçek Türkçe olduğunu söylüyorlar. Evet, gerçekten hoş…
ADNAN OKTAR: “diyir” çok şahane… Şimdi, evet, Oktar’ım sen başka bir şey demeyeceksen…
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam değil mi? Bizim bu faaliyetlerimizi biliyorsunuz durdurmak için bize olmadık laf ediyorlar. İnsanların sinir uçlarını çok iyi keşfetmişler güya kendi kafalarınca, kendilerini de çok akıllı zannediyorlar. Akla gelen Türkiye’de ve dünyada ne kadar anormallik varsa hepsini bizim yaptığımızı söylüyorlar. Kardeşim siz yeri göğü birbirine katsanız, yağmur gibi çirkeflik yapmaya kalksanız biz yara yara yine geçeriz. Yani bize bir kere o yönden etki etmez. Eserlerimin, kitaplarımın ehl-i sünnet itikadına uygun olmadığını iddia ediyor bazı cahil insanlar. Bazı kişileri etkilemek, bazı kurumları da etkilemek istiyorlar. Oktar sen o gür sesinle bakalım şu Hocalarımız, profesörlerimiz neler diyorlar, devletimizin profesörleri, devletimizin ilahiyat fakültesi…
SUNUCU: Evet, yetkili ağızlar diyebiliriz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, en yetkili, en değerli âlimler neler söylüyorlar benim kitaplarımla ilgili bir milletimize oku duysunlar. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Hayrettin Karaman. “Kuran ve sünneti rehber olarak kabul ediyor. Bu iki kaynağın ve bilimin ışığında İslami gerçekleri çağdaş bir üslup içinde belli bir hedef kitleye sunmaya çalışıyor. İslami gerçeklere zıt düşen ideoloji, düşünce ve teoriler içinden özellikle maddeci ve darwinci düşünceyi çürütmeye özen gösteriyor. Çoğunu gördüğüm kitaplarında kendisini ilim ve akide inancı bakımından İslam’ın dışına itecek bir söz ve fikre rastlamadım
ADNAN OKTAR: Bu kadar. Kim söylüyor bunu? Hayrettin Karaman Hocamız söylüyor. Ki Allah’ın izniyle sözü senettir. Çok büyük âlimdir yani maşaAllah. İnşaAllah.
SUNUCU: Dini konularda bir ilahiyat profesörü olarak…
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana bilim dalı Başkanı Profesör Doktor Mevlüt Güngör. “Bilim, ahlak ve bunun gibi bazı konular Kuran açısından ele alınmış. Konuyla ilgili ayetlerden istifade edilerek bütünlük içerisinde okuyucuya aktarılmıştır. Bu kitaplarda genel olarak İslam anlayışına ve ehl-i sünnet düşüncesine herhangi bir aykırılık söz konusu olmadığı gibi müellif bu kitaplarla Kuran’ın bütün Müslümanlardan istediği ‘iyiliği tavsiye etmek, kötülüğü engellemek’ prensibini kendi sorumluluğu çerçevesinden yerine getirmeye çalışmıştır. ”
ADNAN OKTAR: Bakın, bu da devletin üniversitesinin ilahiyat fakültesinin profesörü. Ve senet olan insanlar bunlar. Bunlar, benim eserlerimin ehl-i sünnet itikadına uygun olduğunu, ehl-i sünnet inancı içerisinde olayları değerlendirdiğini ve eserlerimde mahsurlu hiçbir yön olmadığını resmi olarak ifade ediyorlar.
SUNUCU: Evet açıklama yapmışlar gerçekten.
OKTAR BABUNA: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana bilim dalı öğretim üyesi Profesör Doktor Salih Akdemir. “Harun Yahya imzalı eserlerin tamamının ülkemizde hoşgörü ve sevginin gelişmesi ve İslam’ın inanç ve ahlak esaslarının dindarlar nezdinde pekiştirilmesi amacı güttüğünün izlenimini edinmiş bulunuyorum. Söz konusu kitapların, İslam’a indi bir muhteva getirme amacı güttüğünü iddia etmenin isabetsiz bir tespit olacağı kanaatindeyim. ”
ADNAN OKTAR: Yani kendi kafasına göre bir şey söylemiyor diyor. Neyse Kuran’da, Hadiste, sünnette ne varsa onu söylüyor diyor. Yani kendi yeni bir şey çıkartmıyor diyor.
OKTAR BABUNA: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu “Bu eserler dinsizlik nihilizm, anti-rasyonel din anlayışı ve genel olarak görülen ahlaki dejenerasyon karşısında, topluma karşı duyulan sorumluluk bilinciyle ortaya konmuş. Geleneksel kulaktan dolma bilgiler yerine İslam’ın temel kaynağı Kuran’ı göstermesi ilke olarak son derece olumlu bir gelişmedir. Yine Kuran’ı referans gösteren bu eserlerden ikisinin ahlaka vurgu yapması da son derece isabetlidir. Bir ilahiyatçı olarak bu eserlerde yer alan görüş ve yorumların dinin özüne, temel ilke ve amaçlarına aykırı olmadığını rahatlıkla ifade edebilirim. ”
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar. “Yazarın hiçbir eserinde İslam dışı ve İslam’ın temel kaynakları olan Kuran ve sünnete aykırı hiçbir fikre rastlanmamıştır. Aksine, geleneksel Türk İslam anlayışımız korunmuştur. Milli ve dini örf ve adetlerimize ters düşen hiçbir bilgi görülmemiştir. ”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mehmet Bayraktar Hocamıza Profesör, ilahiyat fakültesinin en önemli elemanları, en önemli önce gelen âlimleri... Onlar benim eserlerimin ehl-i sünnet itikadına uygun olduğunu, sapkın, yanlış hiçbir düşünce barındırmadığını bizzat inceleyerek görmüşler. Dolayısıyla bu tip karalama kampanyaları demek ki geçersizmiş. Buradan da yolları kapalı, görüyorlar. Yani hiçbir yönden netice alamazlar boş yere uğraşmasınlar.
SUNUCU: Evet, güzel bir cevap olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ayrıca hukuk bilgisi olarak da vereyim, mahkemeler fetva kurumu değildir, yani bir insanın ibadetinin yanlış olduğunu veyahut nasıl namaz kılması gerektiğini veyahut nasıl oruç tutması gerektiğini şeyhülislam gibi yönlendiremez. Laik bir ülkede mahkemeler laiktir. Dolayısıyla Osmanlı döneminde olduğu gibi, şeyhülislam gibi hüküm veremez mahkemeler. Yani hukuk olarak bunu belirtiyorum. Yaparsa da yanlış yapmış olur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bunu reddediyor, kabul etmez, inşaAllah. Bilgi olarak veriyorum, yani şu kişinin namazı şöyledir, şu kişinin orucu böyledir, bu yanlıştır, namaz şöyle kılınması gerekir, sayısı şöyle olması gerekir, şu şekilde olması gerekir diye mahkemeler fetva veremez.
SUNUCU: Karışmazlar evet.
ADNAN OKTAR: Karışamaz mahkeme, mahkemenin alanı değil burası. Eğer giriyorsa yanlış yapıyor demektir. Dolayısıyla bunu da bir hukuk bilgisi olarak ekstradan, ilave olarak belirtiyorum. Bilmeyen bilsin diye söylüyorum inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, kitaplarınızın en büyük faydalarından biri, ben kendim yaşadığım için burada söylemek istiyorum. Şimdi insanlara Kuran içinde yazılı olan bilgiler hakkında bazı bilgiler verebiliyorduk, namaz şöyle kılınır; işte birçok ibadet hakkında bilgi verebiliyorduk. İmani noktada insanların bilgisi yetersizdi bugüne kadar, gayba iman vardı ve insanlar bunu açıklayamıyorlardı. Gayb olarak inanıyorlardı, Allah’a teslim olmuşlardı. Fakat inançsız bir insanla karşı karşıya kaldığımız zaman nasıl anlatabiileceğimizi yani Allah’ı nasıl belki hâşâ ispatlayabileceğimizi bilemiyorduk. Bu kitapların bence en büyük yararlarından biri de bu oldu. Üniversitede okuyan bazı arkadaşlarımız var, bu tip mevzularla çok sık karşılaştıklarını söylediler ve yetersiz kaldıklarını, bu kitapların onlara çok iyi önder olduğunu ve bu kitapları verdikleri insanlarda çok büyük değişiklikler olduğunu özellikle belirttiler. Buradan bunu söylemek istedim size de.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Birçok İslam ülkesinde benim kitaplarım resmi olarak okutuluyor, yani şimdi tek tek saymayayım da. Resmi olarak okutuluyor tabii, resmi tavsiye ediliyor, devlet görevlileri tarafından tavsiye ediliyor. Türkiye’de de müthiş bir manevi uyanışa sebep oldu eserlerim. Zaten bunun yansımalarını toplum görüyor şu an. Sessiz sedasız zeminden bu gelişiyor. Amerika’da da Avrupa’da da yani muazzam bir patlamaya sebep oldu Allah’a çok şükür. İslam Amerikan hapishanelerinde de çığ gibi gelişiyor, hapishanelerde bile. Bütün Amerikan hapishanelerinde benim kitaplarım var.
SUNUCU: Ne kadar güzel Hocam bizim bilmediğimiz çok şeyler vardır muhakkak.
ADNAN OKTAR: Yani boş durmuyoruz tabii Allah’a çok şükür. Rusya’da da öyle, çığ gibi gelişiyor, Elhamdülillah, katlamalı gelişiyor. Fransa da öyle; Fransa’da şu an tam panik yaşıyorlar. Olay onların açısından çığırından çıktı. ‘Nasıl kontrol altına alabiliriz? ’ Niye kontrol altına alıyorsun kardeşim, nur varsa, ışık varsa, aydınlık varsa neyini kontrol altına alıyorsun? Karanlıktan aydınlığa çıkıyorsunuz, simsiyah kararmıştınız Allah üzerinize nur getirdi, ışık getirdi aydınlatıyor sizi, bataklıktan çıkıyorsunuz. Fransa karanlık çağından aydınlık çağına geçmeye başladı. Ortaçağ karanlığından onları çıkarıyoruz. Değil mi? O sapkın inançlarından onları kurtarıyoruz. Bir VTR mi var demişlerdi bana? Bir şey var demişlerdi… Hazırsa iyi tamam bir bakalım.
(VTR) – Cübbeli – Teke Tek programı
SUNUCU: Evet, VTR’mizi izledik Hocam. Burada özellikle bir söz dikkatimi çekti. Murat Bardakçı diyor ki: “Çok güzel üslubu var diyor. ” Güzel bir üslup mu bu Hocam sizce?
ADNAN OKTAR: İşte milletimiz seyretti. Çok açık görülüyor. Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz işte. Yani bu kafaya, bu mantığa, bu ruha müsaade etmeyeceğiz ve biz bu üslubun hedefinin en oluğunu da biliyoruz. Amacının ne olduğunu da biliyoruz. Milletimiz de biliyor, herkes biliyor. Ama biz bu tarz çalışmaları bütün gücümüzle engelledik ve engelleyeceğiz. Bakın bilinçaltı çalışmanın kapsamına. Fatih Altaylı Murat Bardakçıya söylüyor Cübbeli Ahmet: “Beni tanırsanız daha anlarsınız.” diyor. Yani bu anlattıklarım gibi değil diyor. Yani bende başka şeyler de var diyor. Zaten söylüyor: “Daha pek bir şey anlamış değilsiniz. ” diyor. Yani bu daha ne ki diyor. Daha çok olaylar var bende diyor. “Bir de özelde buluşsak... ” Bir özel toplantı yapalım diyor. Şimdi halka yönelik bu da, onun için böyle yapamıyorum diyor. Özel konuşursak bende tam aradığınız şeyler var diyor yani buluşsak. Çok şaşıracaksınız diyor. “Daha tanırsınız beni” diyor. “Zikirde üç yüz Allah de diyorsun, adamın uykusu gelmeye başlıyor” diyor. Cenab-ı Allah’ın ismi geçince biz coşuyoruz, kalbimiz açılıyor. Uykumuz gelmiyor bizim. Beynimiz açılıyor. İçimize sevinç geliyor. Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur. ” diyor. Felah buluyor kalbimiz. “Hiç uykusu gelmeyenlere tavsiye ediyorum. Bir cüz Kuran okusun.” Kuran okudun mu uyursunuz diyor Cübbeli. Biz Kuran okuduk mu açılıyoruz. (Uykumuz geliyor diyor ilk sonra düzeltiyor devam eden sözlerle o yüzden yazmıyorum) Ruhumuza coşku geliyor, uyku vermiyor bize Kuran. “Bin Allah desin kesin uyur.” Bin kere Allah dersek bizim içimiz coşuyor. Böyle yerinde duramıyoruz biz, uykumuz gelmiyor. “Adamın parasını istersen cemaati bırakır.” Yok, Müslüman zekât verdiğinde, sadaka verdiğinde İslam’a daha çok bağlanıyor. Müslümanlar birbirlerine yardım ediyorlar. Destek oluyorlar ve bu Allah’ın emri ve cemaati de bırakmıyor, Müslümanlığı da bırakmıyor. Bak diyor: “Cemaati bırakır, cemaati bırakır... ” diyor. Hiçbir şey bıraktığı yok Müslümanın. Daha iyi bağlanır.
SUNUCU: Gerçek Müslüman... Evet.
ADNAN OKTAR: Evet, gerçek Müslümanın. “Namazda başlıyor oyun havası.” Telefonda oyun havası başlıyormuş... “Millet neredeyse başlayacak safta dönmeye. ” Biz huşuyla namaz kılıyoruz. Hiçbir şekilde de etkilenmeyiz. Hiçbir Müslüman da bunu yapmaz. Müslüman bu kadar basit, bu kadar kişiliksiz, bu kadar iradesiz ve akılsız değildir. Yani namazda telefonda çalan bir herhangi melodiden oynamaya başlıyor mu Müslüman? Müslümanı küçük düşürmeye yönelik bir ifadedir bu. Müslümanları... Müslümanın böyle bir şey... Varlığı yoktur. Müslüman asildir. Allah’a huşuyla boyun eğmiştir.
SUNUCU: Namaz müminin miracıdır Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Allah’ın günahları görmesini kastederek Cenab-ı Allah’a hâşâ yakalandım radara diyor. Cenab-ı Allah hâşâ radar değil. Radar Allah’ın yarattığı herhangi bir madde, cisim... Onu da Allah yaratır. Allah sonsuz güce sahiptir, sonsuz gücüyle nasip eder her türlü iyilği, güzelliği, hayrı Müslümanlara. Her türlü bilgiyi de Cenab-ı Allah. Daha biz düşünmeden O yaratır, Cenab-ı Allah yaratır. Allah radar değildir hâşâ. Böyle benzetme olmaz. “İran karışmış diyorlar, ben de diyorum Allah karışıklığını artırsın.” diyor. Müslümana beddua edilmez. İran karışırsa orada Şii de var, Sünni de var, Alevi de var. Hepsi bizim kardeşimiz. Türk’ü de var, Çerkez’i de var, Fars’lısı da var. Milyonlarca insan orada katlolur. Evler yıkılır, ocaklar yanar. Müslüman Müslümanın hayrına dua eder. Helakı için dua etmez.
SUNUCU: Karışmak demek ölüm demek çünkü Hocam...
ADNAN OKTAR: Baksana Şiiler; Vahabileri diyor Mehdi (a.s.) diyor pırasa gibi doğruyacak diyor. Mehdi (a.s.) sevgiyi getirecek, şefkati, merhameti, dostluğu, kardeşliği. Resullullah (s. a. v) diyor ben söylemiyorum. Kan akıtmayacaksın diyor Mehdi (a.s.)’ye Cenab-ı Allah’ın, vahiy ile bildiriyor Peygamber (s.a.v.), insanların burnunu bile kanatmıyacaksın diyor. Uyuyan kişiyi uyandırmayacaksın, gökteki kuşlar, yerdeki balıklar bile senden memnun olacaklar diyor. Peygamber (s.a.v.) bunu bildiriyor. (s.a.v.). Böyle yüzlerce binlerce konusu var yani hangi birisini anlatayım. Allah hidayet versin, Allah aklını fikrini açsın. Oradaki o gülmeler her Müslümanın çok ağırına gider.
SUNUCU: Evet çok utanç verici, gerçekten evet Hocam...
ADNAN OKTAR: Yani akıl alacak gibi değil bu üslup. Yani bu kadar yerlere yatarak gülecek derecede, bir de gelin özelde daha da başka bir şeyler yapacağım diyor.
Oktar’ım anlat sen, güzel şeyler anlatıyorsun bizlere.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Hocam karıncaların, yaprak bitleri var karıncalar bunları çoban gibi, çobanın koyunları koruması gibi koruyorlar ve güdüyorlar. Bunun çok önemli sebebi var çünkü bu yaprak bitleri karıncalar için özel böyle şerbet gibi bir şey üretiyor, onların hoşuna giden, bakın görüyorsunuz burada bunlar da yaprak bitleri, karıncalar bunları koruması altına alıyorlar. Şimdi mesela bunlara saldıran, bunları yemeye çalışan bu hanım böceği görüyorsunuz, onları yemeye çalışıyor. Karıncalar hemen üzerine saldırıp onu bu işten vazgeçirmeye çalışıyorlar. Tam koruması altındalar karıncanın bu yaprak bitleri, bakın görüyorsunuz bayağı bir boğuşmaya girdiler onun büyük cüssesine rağmen ve onu bu şekilde caydırarak ortamdan, bakın biraz sonra göreceğiz inşaAllah, ortamdan uzaklaştırıyorlar. Çünkü dediğim gibi yaprak bitlerinin de karıncalara çok önemli bir faydası var. Karınlarında böyle şerbet gibi bir şey üretiyor ondan da karıncalar yararlanıyor. Yani dolayısıyla tam bir sosyal dayanışma var. Darwinizmin iddia ettiği, güçlü olan hayatta kalır zayıf olan gider, yok olur gider bir çatışma vardır...
ADNAN OKTAR: Bak büyük bir iştahla yiyorlar zaten.
OKTAR BABUNA: Evet. Onlardan faydalanıyorlar ve faydalandıkları için de tam koruması altına almışlar. MaşaAllah. Bu Allah’ın yarattığı bir düzen tabii inşaAllah. Allah’ın ol demesiyle mükemmel bir yaratılış mucizesi. Burada da, yine karıncalar ağaçları koruyorlar. Bakın çok özel, Peru’da bir ormanda, ormana bakıyorlar ormanın iki çeşit ağacı var. Bakın burada gördüğümüz, özelliği bu ağaçların, karıncalar için özel bir yuvaları var ağaçların üzerinde bakın. Dalların ucunda bir şişkinlik var, şişkinlikteki aralıklar karıncaların yuva yapmasına son derece elverişli. Sanki ağaçlar ki öyle yani inşaAllah, ağaçlar karıncalar için özel bir yuva meydana getirmiş. Bu nedenle karıncalar burada yerleşiyorlar ve onlar da ağaçları koruması altına alıyorlar. Çünkü bu ağaçların çoğalmasını özellikle sağlıyorlar. Bakın şimdi göreceğiz biraz sonra ki bir takım saldırılar olacak, onları ağaçlardan uzaklaştıracaklar. Mükemmel bir yapılanma, karıncaların yaşaması için son derece elverişli. Nitekim bilim adamları baktıklarında ormanın bu bölgesinde sadece bu ağaç çeşidini görüyorlar, diğer ağaçlar ürememiş. Ürememesinin nedeni de karıncalar. Bakın mesela bir tırtıl geldi, yaprakları yiyecek, tırtılı, kaç katı büyüklüğündeki tırtılı karıncalar rahatsız ederek uzaklaştırıyorlar. Tırtıl biraz sonra bırakıp gidecek, aman benim burada işim yok deyip, bakın görüyorsunuz ve gitti.
SUNUCU: Ağaca zarar vermesini engelliyorlar.
OKTAR BABUNA: Şimdi dev bir çekirge geldi burada görüyorsunuz, çok ilginç bir çekirge ve karıncanın bin katı büyüklüğünde bakın çok değişik Allah’ın yaratma sanatı, bu çekirgeyi de uzaklaştıracaklar, fakat çekirge o kadar büyük ki kendilerinden başa çıkmalarına imkân yok. Fakat çekirgenin tek bir zayıf notası var, bakın ayaklarındaki bu bacaklarının ucundaki eklem en zayıf noktası. Karıncalar da bunu biliyor, muazzam bir akıl var, bakın geliyor oraya dokunuyor çekirgeye muazzam bir rahatsızlık veriyorlar, başka türlü yenmelerine imkân yok çekirgeleri, müthiş bir akılla çekirgeyi oradan uzaklaştıracaklar.
SUNUCU: Evet çok büyük hayranlıkla izliyoruz gerçekten.
OKTAR BABUNA: Bakın gördünüz mü? Tek zayıf noktası bu, ama karınca da bunu biliyor.
SUNUCU: Nereden biliyor işte değil mi?
OKTAR BABUNA: Müthiş bir akılla Allah’ın verdiği ilhamıyla, Allah’ın daha doğrusu ve çekirgeyi de uzaklaştırdılar.
SUNUCU: Evet, en sonunda pes ediyor.
OKTAR BABUNA: Evet. Ayrıca karıncalar diğer bitkilerin de üremesini engelliyorlar bu şekilde. Bunları, bakın göreceğiz biraz sonra, karıncalar yuvalarından şey ediyor o zaman, bakın yuvaları bunlar karıncaların. Ağacın üzerinde yuva olarak gerçekleştirilmiş, tabii bunlar Allah’ın yarattığı bir yaratma sanatı. Hayvanlar arasındaki dayanışmayı da gördük biraz önce
SUNUCU: Evet sosyal dayanışma.
OKTAR BABUNA: Evet sosyal dayanışma da var. Aynı zamanda ağaçların özelliği, ağaç karıncaya bir şey sağlıyor ama karınca da onu koruması altına alıyor ve bu şekilde sadece o ağaç üreyebiliyor ormanın o kısmında da. Tam böyle karşılıklı bir alışveriş söz konusu... Tabii bu da Allah’ın yaratmasıyla olan bir şey çok açık…
SUNUCU: Ne güzel bir evleri olmuş orada onları korumaya çalışıyorlar maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet. Diğer bitkilerin de üremesini engelliyorlar aynı şekilde. Evet fosillere bugün biraz daha devam edersek, daha önce de göstermiştik ama Amberler Dominik Ormanları’nda reçinelerden oluşan fosil çeşitleri. Bu fosillerin özelliği, reçine fosili tam, canlının yapısını tam koruması altına alıyor ve milyonlarca yıl hiç bozulmadan gelmesini sağlıyor. Nitekim burada görüyoruz, bakın bu gerçek fosil, gerçek fosil. Burada gördüğünüz bu böcek tıpatıp aynısı, en ufak bir değişiklik yok. Amber ile milyonlarca yıl korunmuş, milimetresi milimetresine hatta Hocamızın dediği gibi iç organlarına baktığımız zaman da tıpatıp aynısı olduğunu görüyorsunuz. Çünkü evrimciler şöyle bir iddia yapmaya kalkmışlardı, işte tamam iskeleti benzer olabilir ama organlarda bir mozaik değişim gibi böyle saçma sapan bir iddia, sıkışınca en son bunu atmaya çalıştılar. Amberler bunun kesin olarak böyle olmadığını, Allah’ın yarattığını çok ney olarak kanıtlıyor çünkü 20 milyon yıllık Amberler bunlar.
SUNUCU: Evet o bugünkü hali değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA: Evet bu yakınlaştırılmış resmi bu gerçek fosilin. 20 milyon yıl ortaya çıktığı andan itibaren günümüze değil, bakın günümüzdeki hali milimetresi milimetresine aynı, en ufak bir değişiklik bile yok. Tabii bu Allah’ın bir mucizesi ve Allah bunu delil olarak zamanımıza getirmiş. Ahir zamanda ortaya çıkan bir delil olmuş oluyor. Nitekim işte burada görüyoruz yine Bostan Sineği bu da gerçek fosili. Bakın, böceği görüyorsunuz milimetrik olarak aynı, en ufak bir fark yok. Antenleri, bacaklarının yapısı, kanatlarının yapısı baktığınız zaman tıpatıp aynı. Bu da gerçek fosili yine 20 milyon yıllık bir fosil. Bir dakika fosilleri karıştırdım.
ADNAN OKTAR: Daha önce söylemiştim bunlar bulunduğunda çok kirli böyle kahverengi bir taş parçası gibi oluyor, üstü yontulup temizlenip bu şekle getiriliyor. Tertemiz hale getiriliyor.
SUNUCU: Büyük bir çalışma sonucu ortaya çıkmış.
ADNAN OKTAR: Evet ve çok nadir rastlanıyor. Yani yoksa çok fazla Amber var fakat boş oluyor içleri. İçinde hayvan olan çok nadir oluyor.
SUNUCU: Evet. Binlercesinin arasından parça çıkıyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Yunuslar. maşaAllah Allah’ın yarattığı çok sevimli canlılar. Bunların bir özellikleri var, sonar sistemleri var. Yani ultrasonik ses dalgalarıyla muazzam bir keşifte bulunabiliyorlar, günümüz teknolojisinin kat kat üstünde. Üç kilometre ötedeki iki metal parayı, bakın birbirinden ayırt edebiliyor ve bu şekilde avlanıyorlar. Gönderdikleri ultrasonik ses dalgalarının geri dönmesinden bir analiz yapıyorlar ve avlarını yakalayabiliyorlar. O kadar hassas ki bu sistemler, biraz sonra göreceğiz, kumun altındaki, bakın kumun altındaki balıkları bile teşhis edebiliyorlar ve onları orada gidip yakalayabiliyorlar. Birazdan göreceğiz. Muazzam bir teknoloji kullanıyorlar ki hala 21. yy.da bu teknolojiyi taklit etmek mümkün değil. Bakın kumun altından balığı çıkartıyor, buluyor. Kumun neresinde olduğunu bütün, yani uçsuz bucaksız kum var denizin altında ve onu yakalıyor.
ADNAN OKTAR: O solar sisdemini ama tarif et o nedir o, nasıl bir şey.
OKTAR BABUNA: Çok kısa dalgalı, bizim duyamayacağımız ses dalgaları gönderiyor suyun içersinde, o ses dalgaları tabii bir objeye, herhangi bir balığa bir şeye çarpıp geri dönüyor. O geri dönen ses dalgasını dalga aralıklarından bir analiz yapıyor ve nereye hareket etiği, hangi yöne hareket ettiği, büyüklüğü, cesameti nedir bunu teşhis edebiliyor. O kadar ki bakın 3 kilometre ötede kapkaranlık suyu düşünün hiç zifiri ortam, 3 kilometre ötede yan yana duran iki metal parayı, 3 kilometre ötedeki iki metal parayı birbirinden ayırt edebiliyor. O kadar hassa bir sistem Allah’ın dilemesiyle. Rahman’ın yaratma sanatı maşaAllah. Allah yoktan var edendir.
ADNAN OKTAR: Sende olsa öyle bir sistem çıkarabilir misin sen?
OKTAR BABUNA: Çıkaramam.
ADNAN OKTAR: Yapılamaz tabii. Yani insanın yapabileceği bir şey değil. Aletini edevatını da versen gene çıkaramaz insan.
SUNUCU: Ona has bir özellik oluyor.
OKTAR BABUNA: Mesela tıpta kullanıyor ultrason teşhiste, son derece ilkel buna göre. Yani biliyorsunuz yani ultrason yaptıranlar bilirler böyle vücuda artık yaslayıp özel jeller sürülür böyle uzun araştırmalarla belki bir ayrıntı biraz böyle uğraşarak bayağı bir, dakikalarca uğraşarak, bu öyle değil otomatik olarak başını nereye çevirirse gönderiyor, yakalıyor. Hatta öyle ki, bakın orada demin görüntüde gösterdi, kumun altındakini çıkartıyor ve kumun altından çıkardığı balığı bir de sersemletiyor. O yönünü kaybediyor balık, hareketsiz hale geliyor onu yakalıyor orada ultrasonik ses dalgalarıyla.
ADNAN OKTAR: Nasıl sersemletiyor?
OKTAR BABUNA: Ultrasonik ses dalgalarıyla onun zihnini karıştırıyor balığın.
ADNAN OKTAR: Sersemletiyor onu.
OKTAR BABUNA: Evet, sersemletiyor, o böyle hareketsiz bir hale gelmeye başlıyor, kaçacak durumda olmuyor onu yakalıyor ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Parayı ne kadar mesafeden tespit ediyor dedin.
OKTAR BABUNA: 3 kilometre...
ADNAN OKTAR: Mesafeden.
OKTAR BABUNA: Evet 2 metal yan yana, yan yana duran iki metal parayı birbirinden ayırt edebiliyor.
SUNUCU: Ve karanlık bir ortam tamamen. Çok ilginç gerçekten çok ilginç…
OKTAR BABUNA: Denizin karanlıklarında maşaAllah. Şimdi çok ilginç bir tane daha var inşaAllah. Allah’ın yaratmasındaki sanatı göreceğiz tekrar.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli şeyler bunlar…
OKTAR BABUNA: Bunlar, gelincikler, bakın tavşanları avlama yöntemi var bunun. Tavşanları hipnoz ediyorlar. Hipnoz ederek şaşkına çeviriyorlar ve onu avlayabiliyorlar en sonunda bakın göreceğiz.
ADNAN OKTAR: Zoom yapıyor musun yavrum?
OKTAR BABUNA: Evet. Bu tavşanlar, gelincik yaklaşıyor şimdi tavşanlara ama direkt üstüne gitse tabii ki tavşan kaçacak ve gelinciğe göre de bir bayağı cüsseli tavşan avlaması biraz zor olacak. Ama gelincik garip hareketler yapmaya başlıyor bakın. Burada görüyorsunuz, tavşan önce bir kaçma eğilimine giriyor, çok alakasız hareketlerle, bakın birazdan göreceğiz, atlıyor, sıçrıyor garip hareketler yapmaya başlıyor. Tavşan şaşkınlıkla seyretmeye başlıyor.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli onlar da... Ne tatlı hayvan.
OKTAR BABUNA: Seyretmeye başladılar. Ama bu seyretmesi tabii onun için, bakın garip hareketler adeta ipnoz etkisi meydana getiriyor. Çok alakasız hareketler, yere atlıyor, sırt üstü, sıçrıyor, sıçrıyor bakın tavşan gözlerini ayıramamaya başlıyor biraz sonra kilitleniyor.
ADNAN OKTAR: Ama çok sevimli, abartılı sevimli, komedi filmi gibi…
OKTAR BABUNA: Ama sonunu göstermeyeceğim çünkü tavşanı yakalıyor en sonunda. Burada kesiyorum. Evet, en sonunda da yakaladı tavşanı. Hipnotize edip bu şekilde…
SUNUCU: Çok güldüm gerçekten çok güzel. Allah...
OKTAR BABUNA: Tabii Allah’ın çok ihtişamlı bir yaratılışı var. Yani milyonlarca tür, her birinde detaylara inildiğinde çok ihtişamlı bir yaratılış görülüyor. Allah’ın kesin yarattığını gösteren ve Allah’ın sonsuz sanatını ispatlayan deliller bunlar inşaAllah.
SUNUCU: Evet bunları görmemek mümkün değil. Yani Allah-u Teâlâ’nın ayet-i kerimede belirttiği gibi hani gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar, insanın gerçekten gözlerinin olmaması gerekiyor bunları görememek için. Değil mi? Çok güzel, evet Hocam, deminki izlediğimiz VTR ile ilgili birkaç mail var. Müsaadenizle okuyayım isterseniz.
Selâmınaleyküm,
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm.
SUNUCU: Hocamızı her gün sabırsızlıkla takip ediyorum ayrıca onu çok seviyorum. Ben Cübbeli Hoca’yı çok dinlerdim ama şimdiye kadar arkama baktığımda İranlıları Şia diye, Alevileri, Alevi olduklarından, Ermenileri düşman olarak, Suriyelileri ve Iraklıların bir kısmını Şia diye, Yahudilerden ve Hıristiyanların tümünden de nefret ederdi. Hocamızı bir aydır takip ediyorum, Hocamızda bir birleştirici özellik var. Allah’ın varlığını ve birliğini, birbirlerini kucaklayıp birleştirmek. Hocamızı dinlemeye başladığımdan beri bütün ümmeti seviyorum. Bizim ayrıcalıklara değil birleştiricilere ihtiyacımız var. Bir olalım diri olalım demiş. Akan Topcan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. İşte böyle kardeşlerimiz sayısı milyonları buldu, milyarlara doğru da gidecek inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Yine Hocam bununla ilgili bir mail var. Sayın Hocam Allah’ın selâmı üzerinize olsun,
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm.
SUNUCU: Sizi çok seviyorum, sohbetinizi zevkle dinliyorum Allah size kolaylık versin Hocam. Yayın esnasında Cübbeli’nin görüntülerini büyük bir utançla izledim. Birilerini güldürmek için Müslüman kardeşlerimizle alay ettiği açıkça görülüyor. Gerçekten dehşetle izledim. Üslubunu son derece çirkin buldum. Bu yaptığını adamlık dini nitelendirdi açıkçası. Oysa ki sizin üslubunuz ne kadar güzel ne kadar mütevazı. Allah sizden razı olsun Hocam. Bu arada Sayın Oktar Hocamızı da çok seviyoruz. Geçen gün göstermiş olduğu bukalemun görüntüleri çok hoşuma gitti. Rabbim ne kadar güzel yaratıyor her şeyi. MaşaAllah demiş. Dilek Günta.
ADNAN OKTAR: Dilek, maşaAllah Dilek kardeşimize. Cübbeli’ye de Allah hidayet versin, işte dua etsinler de akıllansın, samimi, normal, saygılı, Kuran adabına uygun, sünnete uygun konuşmayı Allah ona nasip etsin.
SUNUCU: Evet, inşaAllah. Bu arada Tekirdağ 87. 7 Yıldız FM, hem bizi canlı olarak dinleyebiliyorsunuz ve Ordu Canik TV’den. Tekirdağ 87,7 Yıldız FM VE Ordu Canik TV’den de bizi canlı olarak dinleyebiliyor sevgili kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne kadar çok radyo ne kadar çok televizyon.
SUNUCU: Evet Hocam bunları okuya okuya bitiremedim.
ADNAN OKTAR: Bütün Türkiye ve bütün dünyadan, MaşaAllah. Elhamdülillah.
SUNUCU: Hocam deminki izlediğimiz VTR ile ilgili, yani insanları İslamiyet’e şirin göstermek, sempatik göstermek bence İslam’a yapılmış bir hakarettir diye düşünüyorum. Çünkü İslam’ın şirin gösterilmeye ve sempatik gösterilmeye ihtiyacı olamadığını düşünüyorum. Yani insanlara sevdirmek için İslam’ı kolaylaştırarak işte bazı yerlerini yamayarak insanlara sunmanın bir anlamı yok. Yani kural neyse, hakikat neyse bunu biz insanlara vermek zorundayız. Sadece o insanları da mutlu etmek adına bir yerlerden yontmaya hakkımız olmadığını düşünüyorum kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Şimdi, tabii yontma kelimesini kullanmayalım da Kuran için, hadis için onu söyleyemeyiz fakat eklemeler ve çıkartmalar diyebiliriz. Şirinlikten de değil de artık orada Allah vermesin yani alay etme, küçük düşürme üslubu var. Yani oradaki kişi onu şirin görmüyor. Yani siz gidip sorun bakalım şirin mi, yani ona şirin geliyor mu? Yahut seyredenlere şirin geliyor mu? Müslümanların kalbinde şiddetli buğz oluşturur bu. Ateistlerin de kalbinde buğz oluşturur. Ateist de kabul etmez böyle bir şeyi. Yani Ateist de dine karşı saygılıdır, kabul etmez ama saygılıdır, böyle yakışıksız bir üslubu dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse kabul etmez. Bu, yani dinin asaletine, dinin yüksekliğine yönelik yakışıksız bir tavır. Yani hiçbir Müslüman bunu kaldıramaz böyle bir şeyi. Dolayısıyla yani o şirin görünmek, sempatik görünmekten ziyade kendini şirin ve sempatik göstertip dini hâşâ, böyle zora sokan, dini olumsuz gibi gösterten bir çizgi içerisine giriyor. Yani kendinin sempatikliğinin peşinde o. Kendini kurtarmanın peşinde. Zaten program boyunca da kendini övüyor ve kendini temize çıkartmanın peşinde, karşı taraf da onu temize çıkartmanın peşinde zaten. Ama o arada mukaddes değerleri bir anlamda kullanıyor. Yani kendini sempatik göstertmek için. Dini değerler yönelik bu tavırdan rahatsız olmuyor ama mesela kendine yönelen sözleri temizlemeye kalkıyor bakın dikkat edin. Kendine bir söz söyletmiyor. Kendine söylenenlerden imtina ediyor ve onu kurtarmaya çalışıyor, o konuda gayretli. Ama bu tip sözleri İslam’a, Müslümanlara söyleyebiliyor. Kendini sempatik göstertmek düşüncesiyle... Yani bu çok vahim bu...
SUNUCU: Birkaç kez art arda çıktı Hocam.
SUNUCU: Bu karşı taraf da bu üslubu tahmin ediyordu olayların böyle gelişeceğini biliyor muydu da böyle yoğun bir talep ettiler, ısrarla iki kez programlarına çıkardılar.
ADNAN OKTAR: Bunun mühim özelliği Mehdi (a.s.) gelmeyecek diyor. Yüzyıllar sonra gelecek diyor, kıyamette yüzyıllar sonra kopacak diyor. Bu onlar için yeterli zaten. Yani Fatih Altaylı’nın asıl sorunu Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelmesi konusu. Eğer Mehdi (a.s.) geldiyse ve kıyamet de hemen yakınsa o zaman bütün sistem altüst olmuş oluyor. Bütün sistem altüst oluş oluyor. Yani birkaç yüzyıl sonraya ertelenirse hiç olmazsa bu yüzyılı kurtarmış oluyorlar. Yani kendi mantıklarınca güya...
SUNUCU: Yani bu kadar gülmenin yanı sıra Hocam bir de hâşâ Allah burada sahtekârlık mı yapıyor gibi bir söz kullanıldı ve buna karşı karşıt bir cevap verilemedi, en çok beni o kısmı da etkilemişti. Yani hâşâ böyle bir kelime sarf edildiği zaman bir Müslüman orada bence susmamalıydı veya gülmemeliydi dimi?
ADNAN OKTAR: Kendini koruma konusunda çok titizdi Cübbeli. Ama İslam’ı, Kuran’ı koruma konusunda öyle bir şeye yanaşmıyor. Bilakis orada insanları mukaddesata yönelik konularda güldürmeyi amaçlayan bir üslubu var. Ama kendisini yüceltmeye çalışan bir üslubu var. Bu çok acayip… Yani bir Müslümanın öyle bir ortamda kalması mümkün değil normalde. Y ağzının payını verir, ya oradan çekilir. Mesela bir düşünsün kardeşlerimiz, yani Murat Bardakçı ve Fatih Altaylı aynı üslubu bana yapabilirler miydi orada, mümkün mü bu? Mümkün değil, tahayyül dahi edilemez. Yani ne yapacağımı herkes bilir. Bir kere cesaret edemezler bir, ikincisi cesaret ederlerse mutlaka karşılığını alırlar.
SUNUCU: Her halde çekinirler Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii yani, aslan olmaz yani. Ama adamı müsait bulmuşlar orada, üslubunu, kişiliğini, karakterini müsait bulmuşlar ve böyle bir ortam meydana getirdiler. Ama ben bu tip bir şeyi kimsenin yanına bırakmam. Yani ben de gereken cevabı veriyorum.
SUNUCU: Ve o ortamda Hocam çok farklı konular da konuşuldu. Hani o ortama çıkıp böyle bir açılım yapmak da bence yanlış çünkü akşamları o sohbetlerde Darwinizm de çok konuşuluyor. Yani buna benzer çağırışımlar yapan konuları da konuşmaya çalışıyorlar özellikle. Hani biraz amaçları belli olduğu için hani o ortamda bu kadar rahat konuşmakta bence çok çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Ya aslında tabii ki insanına göre değişir ben orada olmuş olsam yerle bir olurlar yani Allah’ın izniyle yani bizi çıkarttılar Türkiye’nin ünlü darwinistlerinin karşısına çıkarttılar o gün tarih oldu adamlar, yerle bir oldular.
SUNUCU: Sizin üslubunuz belli ama Hocam.
ADNAN OKTAR: İkinci sefere gelin karşımıza, aman aman dediler bir daha mı imkânsız dediler. Nasıl çıksın adam. O bir tombul Hoca var, Celal Hoca; “Hocam gel biraz görüşelim”, “aman aman ben yurtdışındayım, havadayım şu an, uçaktayım” yani mümkün değil, bütün keyfi kaçtı ama uygun adamlar olduğunda hemen geliyor tabii orada coşuyor. Ha öyle mi bak ne güzel anlatıyorsun diyenlerin yanında coşuyor ama anında ağzının payını verenler oldu mu...
SUNUCU: Kaçıyor.
ADNAN OKTAR: Arazide.
OKTAR BABUNA: Hocam Roma’da Dauglas Futuyma dünyanın iki numaralı evrimcisi, ben kürsüye çıktım bir soru sormak için “Harun Yahya’yı temsil ediyorum” dediğim anda kül gibi bembeyaz oldu, ara geçiş formu göster dediğimde kürsüden topuklayıp kaçtı hemen orada yani.
ADNAN OKTAR: Beti benzi attı adamın böyle rengi kireç gibi olmuş.
OKTAR BABUNA: Pespembe idi oraya kadar.
ADNAN OKTAR: Çünkü anında mat olacağını biliyor, nasıl yalan söylesin.
SUNUCU: Bu korkularından dolayı zaten Hocam size çok farklı şeyler yapmaya çalıştılar, çok büyük iftiralar atmaya çalıştılar sadece korkularını yenebilmek için biraz olsun.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, onar onar, yüzer yüzer, biner biner gelsinler, dünyadaki bütün iftiraları atsınlar, bütün televizyon kanallarına bütün basınıyla gelsinler üzerime vız gelir tırs gider. EvvelAllah ben hak bildiğim doğru bildiğimi yine yaparım, inşaAllah. Var mı başka sorularımız.
SUNUCU: Hocam var bir isimsiz izleyicimiz bir mail göndermiş yine. Hocam yıllardır depresyon hastalığı nedeniyle tedavi görüyorum. İlaç kullanmadan hayatıma devam edemiyorum. Bu hastalıktan nasıl kurtulabilirim? Bunun kesin bir çözümü yok mudur? Allah razı olsun, demiş bir izleyicimiz. Sizden psikolojik yardım bekliyor gerçekten belli ki.
ADNAN OKTAR: Dünyadan tam geçsin, dünyayı bıraksın kuş gibi olur, acayip hafifler. Dünya çilesi dünyanın dertlerine insan kafasını takarsa tevekkül etmezse boğulur, dünyadan geçerse ferahlar, rahatlar. Allah’a tam teslim olacak Kuran’a tabi olacak o kadar inşaAllah.
SUNUCU: O zaman ilaca falan gerek kalmayacak. En büyük ilaç Kuran...
ADNAN OKTAR: Tabii ki inşaAllah.
Oktar sen yine anlat bakalım bir şeyler çok güzel şeyler anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, bebeklerin doğduğunda tabii anne rahminde son derece farklı bir ortam var, dışarıda çok farklı bir ortam bekliyor bebekleri, mesela anne rahminde bebek bir sıvının içerisinde yüzer, soluk alıp vermez, hatta akciğerleri sıvı ile doludur. Hiç çalışmaz akciğerleri anne karnındayken çünkü göbekten çıkan kordondan annenin kanındaki oksijeni onun kanına geçer, son denen organ vasıtasıyla rahmin duvarından ve o şekilde oksijen verilir. Fakat doğduğunda bir anda tabii soluk alıp vermeye başlaması gerekiyor, çünkü annenin vücudundan ayrılacak göbek bağı kordonu da kesildiği için. İşte bunun için böbrek üstü bezleri adrenalin denen hormonu bolca salgılar ve birden bire bebeğin akciğerlerinde doğar doğmaz zaten annesinin vücudundan çıktığı anda müthiş bir kasılma meydana gelir içindeki sıvıyı atar ve solup alıp vermeye başlar. Bakın sırf bu olmasa hayat hiç olmayacaktı. Yani bu muazzam bir ayarlamadır. Ondan sonra kendi soluk alıp vererek devam etmeye başlar. Aynı zamanda ikinci karşılaştığı bir problem var, annenin rahmindeyken ısı 37 derece tabii ki çünkü annenin vücudunun sıcaklığı, çıktığı anda mesela oda sıcaklığına çıkıyor diyelim ki 20 dereceye çıkacak müthiş bir şok yaşayacak burada. Fakat beyni tam gelişmediği için ısı ayarlaması tam yapacak durumda değil hatta her bakımdan şok yaşadığı için beyin bütün vücut fonksiyonlarıyla meşgul olduğu için ısı ayarıyla meşgul olamaz hipotalamus denen yapısı bu nasıl karşılanmış biliyor musunuz? Allah çok özel bir şey yaratmış hayati organları damarları özel bir yağ ile kapladır kahverengimsi böyle değişik insan vücudunda normalde bulunan bir yağ değil bu, kahverengimsi bir yağ, bu yağdan müthiş bir sıvı üretiliyor. Hipotalamus olgunlaşıp da ısıyı ayarlayabilecek duruma geldiği anda bu ısı vücuttan atılarak bu şekilde devam eder hayatına da, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nereye dönsek mucize, nereye dönsek mucize... Anlat başka bir şey de anlat.
OKTAR BABUNA: Allah muazzam ayarlamış, aynı zamanda bebeğin hemoglobin molekülü vardır, oksijen taşır. Bebeğin hemoglobin molekülü yetişkinin hemoglobininden farklıdır. Bu şundan dolayı gereklidir ve önemlidir, insanın annesinin vücudundaki hemoglobinden oksijen alacak şimdi oksijeni koparıp alması gerekiyor yani mıknatıs gibi kendine çektiğini düşünelim. Bundan daha güçlü iletkiye sahip olması gerekiyor ki oksijeni koparıp alsın. Hakikaten genlerimizde bu bilgi vardır ve sadece bebekken ortaya çıkar bu, hemoglobin sadece bebek hemoglobini üretilir ki annenin oksijenini alsın bu 9 ay 10 gün hamilelik boyunca bu böyle devam eder. Evet, doğduğu anda ise bu öldürücü olurdu bunun için, doğduğu anda yetişkin hemoglobini hemen üretilir genlerden kim biliyor bunu kim yapıyor, kim yapıyor bunun hesabını Allah’ın sonsuz aklıyla sonsuz sanatını yarattığı çok açık.
SUNUCU: Allah’a şükürler olsun diyoruz.
Hocam bir aramız varmış, reklam aramız inşaAllah. Değerli izleyenlerimiz reklamların ardından biz buradayız, bir yere ayrılmayın inşaAllah.
Evet, kıymetli izleyenlerimiz reklamların ardından sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz bu arada bir hatırlatma yapmak istiyorum tekrar www.harunyahya.org ve harunyahya. net sitelerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu devirde Müslüman kardeşlerimizin en çok dikkat edeceği şeylerden bir tanesi benim naçizane tavsiyem olarak, iddia edilen Ergenekon örgütünün çökertilmesinde devlete yardımcı olmak yani savcılarımıza her türlü bilgiyi aktarmaları özellikle yargı içerisindeki yapılanma iddia edilen Ergenekon Örgütü açısından son derece önemlidir. Oradaki yapılanmanın çözülmesi ve Emniyet içindeki yapılanmanın çözülmesi için bilgiye ihtiyacı var devletimizin, bu konuda vatandaşlarımızın son derece cesur rahat Allah’a tevekkül ederek her türlü bilgiyi ilgili kurumlara göndermesi çok hayati ve elzem. Bakın ne diyor İddia Edilen Ergenekon Örgütünün dosyasındaki bilgilerden “onların isimleri ile başlarını belaya sokan mektuplar gönderin” Müslümanlara yönelik Türk milliyetçilerine yönelik böyle faaliyetler yapın diyor ki biz baş hedefiz biliyorsunuz. Bilim Araştırma Vakfı ve ben İddia Edilen Ergenekon Örgütünün en çok hedef aldığı kişiler ve kurum olarak da Bilim Araştırma Vakfı’dır. Bakın onların isimleriyle başlarını belaya sokan mektuplar gönderin hatta kart gönderirseniz okunması daha kolay olur diyor. Kafanızı çalıştırın diyor, din bizim için bizim için derken aklınıza ne gelirse gelsin her şeyi kastediyorum zararlıdır.
SUNUCU: Açık açık ifade etmişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak ne diyor, kafanızı çalıştırın diyor, oradakilere tavsiye ediyor, din İslamiyet bizim için, bizim için derken aklına ne gelirse gelsin her şeyi kastediyorum zararlıdır. İçkiyi zorlayın diyor, din ve milliyetçilik duygusunun nasıl zayıflatılacağı nasıl yok edileceği açık diyor bunları uygulayın yani bunu söyleyen adam bayağı üst bürokrat birisi ve iddia edilen Ergenekon Örgütüne üye olmaktan yargılanıyor inşaAllah. Din ve milliyetçilik duygusunu nasıl zayıflatılacağı nasıl yok edileceği açık bunları uygulayın. Yapabiliyorsanız Osmanlı hayranlığını kırın, Türk İslam Birliğini, ortadan kaldırın diyor. Türklerin üstün bir ulus olduğu safsatasını yıkın hâşâ ki ahlak olarak kişilik olarak mükemmel bir millettir Türk milleti inşaAllah. Türk İslam Birliği’nin karşısındaki gücü görüyor musunuz? Bizi niçin kendilerince etkisiz hale getirmek istediklerinizi görüyor musunuz? Biliyorsunuz dün de söylemiştim Sadettin Tantan o dönemde benim için “PKK’dan ve Apo’dan daha tehlikeli “dedi. Ben doğru tehlikeliyim de yalnız Apo’yu PKK’yı yok etmek açısından çok tehlikeliyim yani onlar açısından PKK açısından ben çok tehlikeliyim. Apo’ya sorsan en büyük tehlike benim, PKK’ya da sorsan en büyük tehlike benim çünkü fikri mücadele çok önemlidir.
SUNUCU: Kesinlikle silahtan daha çok...
ADNAN OKTAR: Fikren çöktü mü bitti zaten, inşaAllah. Bunu Tantan söylerken tabii bunu kendi kafasıyla söylediğini zannetmiyorum yani bunu ona söyleten birilerinin olduğunu düşünüyorum. Tabii o dönemde Tantan’ın ünlü bir sözü vardı “bazı vakıf başkanlarını, vakıf yöneticilerini kendi mekânlarında imha edeceğiz”. Televizyonda söyledi bunu hayretler içinde kalmıştım. Yani dedim bir içişleri bakanı bunu nasıl söyler! Kendi mekânında imha etmek… Sonra da tabii hüsnü zan ettim, ettik yani hani dedik hukuken imha edecek yani çünkü öldürerek değil mi şehit ederek anlamında dememiştir dedik yani koskoca iç işleri bakanı. Herhalde hukuki anlamda imha edeceğiz diyor, kendi mekânlarında bazı vakıf başkanlarını fakat o dönemde tabii çok ilginç bir olay olmuştu yani dün anlattığım olay. Bir gün önce aşağıda bir olay diye polisler eve geldiler. Bizim evin bahçesine bahçede gizli kamera var mı dediler. Yani bu bahçede bir olay olduğunda tespit edecek hırsızlık olmuş da dediler, yani kaçan hırsızı kamera ile tespit oluyor mu dediler ve banda alıyor musunuz görüşmeleri bantları görmek istiyoruz dediler. Evdeki, dedik kardeşim öyle bir sistemimiz yok bizim dedik, var bahçe kameraları ama öyle hakikaten de yok yani videoya alan bir sistem yok, dedik. Bütün araziyi bir karış karış aradılar, operasyondan bir gün önce, hırsızlık var diye meğerim hırsızlık yokmuş, sonra öğrendik. Araziyi keşfetmişler araziyi aşağı tarafı. Arkadaşlarımızdan birine demiş ki polislerden bir tanesi ya burası dağ başı gibi bir yer burada mutlaka ruhsatsız silah da gerekir, demiş. Herhalde şaka demiştir yani tahmin ediyorum yani. Sonra ertesi gün operasyon oldu. Aşağı bahçe... Karanlık kuytu köşeler falan her yer otomatik tüfekli, kurşungeçirmez kıyafetli polislerle doluymuş, aşağı tarafı evin aşağı tarafı. Operasyon başladı gece, arkadaşlar telefon ettiler dediler bizim evimize polisler geldi, dedik Allah selâmet versin. Ne mutlu size dedik. Allah mübarek etsin dedik yani hatta ben Ceddin Deden falan müziğiyle söylüyordum. Ne şahane dedim, daha ne istiyorsunuz, maşaAllah dedik. Bir telefon daha, dediler bizim eve de geldi. Tamam, Allah mübarek etsin dedik, ne güzel falan. Çocuklar dedi ki polis buraya da geldi dediler. İyi tamam buyursun bekliyoruz. Yalnız kapıda bekliyorlar dediler, aşağı duruyorlar, üst kapıda. Allah Allah gelmiyorlar. Bekle, bekle, bekle, bekle 1 saat, 1. 5 saat bekledik, gelmiyorlar. Benim aşağıdan kaçmamı bekliyorlar, Allahüâlem benim anladığım, kaçacağımı bekliyorlar. Orada da tam müsellah silahlı bekliyor polisler. Ben kaçmam, niye kaçıyım ben? Ben vatanımı, milletimi insanlarımı seviyorum. Bana telefon etseler ben güzel güzel giderim yani, biner arabaya gelirim yani. Buyurun efendim, ne istiyorsunuz diye gelirim ben.
SUNUCU: Operasyona gerek yok.
ADNAN OKTAR: Hayır operasyonluk ne var? Yani o… Sonra 1. 5 saat sonra böyle robot gibi insanlar gelmeye başladı, kafalarında böyle çelik şeyler, kasklar.
OKTAR BABUNA: Keskin nişancıların lazerleri vardı.
SUNUCU: Nasıl korkmuşlarsa Hocam sizden…
ADNAN OKTAR: Tam otomatik silahlar. Böyle makineli tüfekler üstlerinde. Buyurun dedik ondan sonra, içeri girdiler... Biz dedik, oturun, buyurun falan dedik. Ama şimdi ben biraz bunun altında biraz bir acayiplik buldum. Yani benim aşağıdan kaçacağımı nerden biliyorlardı? Bizim içimizde iki tane ajan provokatör vardı. Ben biliyordum bunların kim olduğunu. Ben onlara öyle bir ağızlarını yoklamak için böyle yani buradan da yol var gibi bir şey, konuşma yapmıştım daha önce. Zannediyorum oradan kaçacağımı onlar bir yerlere aktardılar. Ama o silahlı adamlar, yani bu ruhsatsız silah bulundurması burada gerekir, polis niye bunu dedi. Benim ruhsatsız silahla, külahla benim işim yok. Ben sevgi, barış, kardeşlik, muhabbet, dostluk benim işim.
SUNUCU: Ruhsatlısıyla da işim yok diyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Ruhsatlısıyla da benim işim yok yani öyle bir talebim de olmadı. 9 kere suikast yaptılar. Yani Ortaköy’deyken de komşular bilir, yedi kurşun sıktılar. Ben bunu söylememiştim. Şey, oradaki manav kendine sıkıldığını zannetti adam. Kurşun sıktılar. Ben bunu söylememiştim. Oradaki manav kendine sıkıldığını zannetti adam. Bana yedi kurşun sıktılar diyor. Hay dedim Allah… Hâlbuki o ortada yoktu zaten. Ben geçerken sıktılar, yedi kurşun sıktılar. Korkutmayı amaçlı yaptılar. Peş peşe bende ne yapıyorlar diye şaşırdım yani. Bir anda sıktılar böyle sıktılar yani peş peşe, peş peşe. Akademiye yeni gittiğim yıllardaydı inşaAllah. Manavın önündeydim ama manav ortada yoktu adam inşaAllah. Yani dokuz kere benim, bir kere iki kere değil. Hiçbir ruhsat talebinde de bulunmadım. Öyle bir şeyim de yok yani iddiam da olmadı, benim silahla falan işim olmaz. Acaba diyorum oradan ben hakikaten kaçmaya kalksaydım ne olacaktı acaba?
SUNUCU: Ne yapacaklardı evet Hocam? Ateş mi açacaklardı değil mi?
ADNAN OKTAR: Hayır çok şey bir yer yani. Hiç kimse yok, in cin orman içinde. Yani ben ormanın arasından kaçacağım yani. Ne zorum, niye kaçayım yani?
OKTAR BABUNA: Ağaçlardan indiler.
ADNAN OKTAR: Ağaçların üstüne çıkmışlar.
OKTAR BABUNA: Kar maskeli ve lazer keskin nişancı.
ADNAN OKTAR: Kar maskeli ve lazer tüfekli. Acaba ben ruhsatsız silah mı bulunduracaktım üstümde ki orada? Polisle çatışmaya mı girecektim ben acaba?
SUNUCU: Onu umut ettiler Hocam.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim nereden çıkarıyorsunuz siz bunları böyle? Hayır, herkes bilir benim öyle bir şeye girmeyeceğimi. Yani Tantan da deyince hani böyle kendi mekânlarında imha edeceğiz bazı vakıf başkanlarını diyince, insanın aklına orada acaba bir mahkeme mi oluşturacaklar, hukuki bir durum mu olacaktı, yargılanacak mıydım diye aklıma geliyor yani hüsnü zan ediyorum. Herhalde beni yargılayacaklardı anladığım kadarıyla. Yani o imha nedir onu tam anlayamadım yani. Ama biz hüsnü zan edelim umuyoruz ki yargılayacaklardı, yargılamayı kastetmişlerdir inşaAllah. Sonradan iddia edilen Ergenekon örgütü ki kişinin konuşmaları var. İddia edilen Ergenekon örgütü dosyasında, isteyen görebilir. Tantan diyor biz ne söylesek yapar diyor, iddia edilen Ergenekon örgütü, kendi aralarında konuşmalarında. İddia edilen Ergenekon örgütünün en azgın olduğu dönemdi operasyonun yapıldığı dönem, en azgın olduğu dönem. Biliyorsunuz Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan iddia edilen Ergenekon örgütü mensubu olmak suçuyla şu an tutuklu, içerde. İnşaAllah.
SUNUCU: İşkence gördüğü için Avrupa Birliğine başvuruda bulunmuş, İnsan Haklarına.
ADNAN OKTAR: 7 gün betonun üstünde ellerim arkadan kelepçeli, gözüm bağlı oturtturdu. Bütün arkadaşlarımıza elektrik verildi. 16 kişi sakatlandı, Adli Tıp raporu var. 16 kişi. Bu 16 kişinin, 2000 küsur seneyle yargılanıyorlar şu an bu polisler. O polislerden de komiser, Adil Serdar Saçan’ın emrinde olan Serdal Akça’ya bizimle ilgili yeniden fezleke hazırlaması görevi vermişler. O da döşenmiş. Bakın 2000 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor şu an bu kişi, ona diyorlar ki bu kişilerle ilgili fezleke düzenle. 6-7 tane sahte şahit bulmuşlar -ki onların bir kısmı itiraf etti, bize zorla böyle bu olayı yaptırttılar, zorla bu iftirayı yaptırdılar, dilekçe verdiler. Fakat bu durumda olan bir komisere bizimle ilgili fezleke hazırlattılar ve her yerde beni çete lideri olarak göstertiyor. Ben çeteyle, keteyle falan ne işim var ya? Ben Allah’tan korkan, Allah’ı seven, vatanını, milletini seven bir insanım. Kendini Allah’a adamış bir insanım. Yani bu bütün dünyanın gözü önünde... Bütün hayatımın tek amacı Allah rızası benim. Tabii bunlar bilinmeyen şeyler. Fakat ben zaman zaman milletimi bu konularda aydınlatıyorum. Biz mesela mahkemeye söyledik. Dedik ki; efendim dedik biz, 2000 yıl bu kişileri mahkeme yargılıyor, 2000 yıl hapis cezasıyla. Biz de dedik bu mahkemenin sonucunu bekliyoruz. Eğer bize işkence yapıldığı –ki 16 tane Adli Tıp raporu var- tespit edilirse mahkemece, biz beraat etmiş olacağız dedik. Onun için bekletici mesele yapın efendim dedik mahkemeye. Bekletici mesele yapınca zaman aşımına da uğramaz dedik. Yok dedi mahkeme, ben öyle düşünmüyoruz biz dediler. Biz 2 yıl cezanızı vereceğiz, bir de 1 yıl da ilave ediyoruz dediler. Allah razı olsun dedik, elinize sağlık, teşekkür ederiz dedik. Ama bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedenidir. Ayrıca mahkeme son ana kadar bize hangi maddeden yargılandığımızı söylemedi. 313’ten yargılanıyoruz zannettik biz meğer 220’den yargılamış bizi. Son celse sizi 220’den yargıladık dediler. Efendim dedik o zaman biz yeni öğrendik biz savunma yapalım dedik müsaade ederseniz, ek savunma hakkı istiyoruz dedik. Yani kanunen ek savunma hakkı oluyor o zaman. Ek savunma hakkı vermiyoruz size dediler. Allah razı olsun dedik, teşekkür ederiz. O zaman dediler avukatlar, biz istifa ediyoruz efendim dediler. Çünkü bizim bir şeyimiz kalmamış oluyor dediler. İstifa edince yeniden avukat tutulması gerekiyordu. Yani devletin tayin etmesi gerekiyor en azından. O da olmadı. Biz size direkt cezanızı veriyoruz dediler. Allah razı olsun, hepsinin ellerinden öpüyorum. Hoca dediler, bir de işte hâkimler namazı iki vakitten üç vakte çıkarttı, iki vakte indirdi diye şey yaptılar. Benim bildiğim laik bir ülkede, laik bir mahkeme dini konulara karışmaz diye Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı var.
SUNUCU: İfade ettiniz az önce evet.
ADNAN OKTAR: Şeyhülislamlar bu konuda Osmanlı döneminde açıklama yapardı şahıslar yani nasıl. Ayrıca ben namazı beş vakit kılıyorum, bunu herkes bilir. Eh-i sünnet itikadında çünkü Hanefi mezhebindenim. Başka türlü yapmam mümkün değil. Başka türlü de bir namaz bilmem ben. Mahkemede yok dediler, sen iki vakit kılıyorsun dediler. Ben de bu ağırıma gitti tabii, ben de bununla ilgili dava açtım yani tazminat davası açtım. Tazminat davasını kaybettim tabii. Her zaman olduğu gibi, mutat üzere... Mahkeme karşı tazminat davası açtı, sen nasıl bu şekilde söylersin gibisinden. Biz de o hatamızı anladık. Birer milyar Salih Öztürk Beyefendi’ye, başkana bir milyar, Nuran Yalınbaş hanımefendiye bir milyar, bir bey daha vardı.
OKTAR BABUNA: Naşit Gürel.
ADNAN OKTAR: Naşit Bey, ona da bir milyar. Helali hoş olsun yani afiyet, şeker olsun. Helal ediyorum yani paramı da, aldılar, hemen ödemesini yaptık inşaAllah, yapacağız. Ama benim bildiğim Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bu bir bozma nedenidir. Yani çünkü mahkeme dini konularda karar veremez. Yani şahısların nasıl namaz kılacağı, nasıl oruç tutacağı konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı halkı uyarıyor ama fetva konusu Diyanet İşleri Fetva Kurulu’na aittir. Yargıyı ilgilendiren bir konu değildir bu. Ayrıca da benim namaz kılarken mahkeme benim yanımda değildi, görmediler. Sadece benim poliste işkence ile alınmış ifadem var bu konuda. Ben diyorum evet, çete mensubuyum dedim, iki vakit kılıyorum namazı dedim, dini de değiştirdim, hükümleri de değiştirdim, büyün suçları ben işledim, hepsini ben yaptım dedim. Canımı kurtaracağım ne yapayım? Mahkeme de sen söylemişsin dediler. Yani burada bülbül gibi konuşmuşsun açık burada dediler. Allah razı olsun ama ben denedim diyorum yani böyle içimden gelerek demedim, işkenceyle dedim. 16 kişi sakatlandı. Yok, sen demişsin dediler. İyi Allah razı olsun, bir şey dediğimiz yok. Kararlarına bir şey demiyoruz. Ama ben bunu kendime yediremem yani böyle bir şeyi. Tabii ki dava açacağım. Kaybetsem dahi açtım yani inşaAllah. Fakat yaklaşık 60’a yakın bozma nedeni var, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları var. Çünkü mahkeme laik mahkeme… Yani Osmanlı döneminde olsa şeri mahkeme olsa böyle bir karar alabilir ama laik mahkemenin böyle bir karar alma yetkisi benim bildiğim Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre yok. Ama takdir mahkemenindir yani saygım var yani saygılıyım. Fakat itiraz ettik tabii bozma nedeni olduğu için, Yargıtay içtihatları olduğu için itiraz ettik. Tabii yine karar Yüce Mahkeme’nindir. Takdir onlarındır ama tekrar söylüyorum yani mahkemenin bütün kararlarına karşı saygılıyım. Ben bildiğim yani bilgi olarak aktarıyorum yani bu şekilde biliyorum.
SUNUCU: Evet ve işkence altında alınmış bir şeyin öneminin olmamsı gerektiğini herkes bilmeli zaten.
ADNAN OKTAR: Hayır hâkimler olsa yani o işkence ortamında aynı sözü söylemeyecekler miydi onlar?
SUNUCU: Yani her şey söyleyebilirler değil mi işkence altında.
ADNAN OKTAR: Hâkimlerin çocuğu olsa veyahut kendisi olsa, eşleri olsa aynı ifadeleri onlara da söyletirlerdi. Yani şehir elektriğine karşı biz nasıl duralım? İnsanın ayak parmaklarına elektrik verdi mi, değil mi, seni pencereden aşağı dedi mi, intihar süsü vermeye kalkarlarsa ne yapacaksın?
SUNUCU: Mecburen evet. Peygamber Efendimiz zamanında da sayın Hocam müşrikler sahabeye çok büyük, çok fazla işkence uyguladıkları zaman Peygamber Efendimiz de sahabeye izin vermişti. Yani işkenceye çok dayanamayacak durumda olursanız içinde bulunduğunuz durumu inkâr edebilirsiniz demişti de ve sahabeden bir bölüm insan bu şekilde işkenceye dayanamayıp inkar etmişlerdi yani. Bu Peygamber Efendimizin izni dâhilindedir. İşkence altında insan kalben söylemese de diliyle bazı şeyleri söyleyebilir.
ADNAN OKTAR: Tabii, Kuran’da da, ayet de var. Allah ayetle de belirtmiştir. Yani zorda kalırsa insan inkâr edebiliyor, reddedebiliyor. Ben beş vakit kılıyorum dedim. Yaz dedi sen biliyorsun dedi. Üç vakit kılıyorsun sen dedi. Ben normal yazıyordum bir ara, oooo dediler sen ne yapıyorsun dediler, okudular. Sen nerede olduğunun farkında değilsin herhalde dediler. Yani sen, biz sana ne anlattık sabahtan beri, ne konuşuyorsun sen dediler. Bir düzgünce bir yaz bakalım dediler. Ne istiyorsanız söyleyin yazayım dedim. Benim sorun çıkaracak halim yok dedim. Paralar nerde dedi Adil Serdar Saçan. Öyle anormal bir anason kokusu, şeye hâkim böyle odaya hâkim. Gecenin üçü, ellerimiz arkadan bağlıydı, gözlerimiz bağlıydı, gece yarısı yani. Paralar nerde? Allah, Allah ne parası? Param da yok hakikaten ne diyeyim yani. Hakikaten para yok. Ne demişim. Para yok desem yani Allah vermesin orada ne yapacakları belli değil, komaya sokarlar yani. Tabii her türlü imkân var, Tantan dönemi yani ortalık karışık.
SUNUCU: Şiddet dolu her yer.
ADNAN OKTAR: Tabii her yer şiddet dolu. Ya dedim Alabaraka Türk ve Faysal Finans’ta dedim paralar dedim yani şimdi. Gariplerim Allah affetsin, onlar da haklarını helal etsinler. Gece yarısı Albaraka, Faysal Finans’ı açtırdılar, gece yarısı. Çıkarın paraları dediler. Baktılar hesapta para yok. Ne diyeyim yani yok. Mesela tutturuyor gece yarısı birden bire şu nerde? Yani illa ki bir yalan söylemen gerekiyor. Başka türlü kurtuluşun yok. Ne diyeyim diyorum mesela nasıl istiyorsanız onu söyleyeyim. Tamam söyle. Sonra dedi ki avukatım geldi dedi ki polis de tepemiz de, nedir durum dedi? Ben de yapmadıklarımı söylüyorum dedim napayım dedim ama savcılıkta reddederiz artık dedim yani. Yok, sen öyle değil, sen bilmiyorsun dedi. Sen şimdi bütün bu anlattıklarını tek tek ispat edeceksin dedi. Allah Allah. İlk defa orada öğrendim Emniyette öğrendim yani. Hayır, zaten öbüründe de ölüm var yani. Ya sakatlanacaksın ya ölüm var. En iyisini yapmışız yine. Yani on yıldan beri uğraşmış olsak da değer yani. Ki buna rağmen ona, kız arkadaşlarımızda dâhil 16 kişi sakat oldu. Adli Tıp raporlu olarak, yani genel kurul kararı. Adli Tıp’ın kurul toplanıyor sakatlanmış işkenceden tespit ettiler. İşte bana da, Hocamın eşi de var Alev Hanım ondan sonra, oradan da hepimize bir üçer yıl sağolsun mahkeme sıradan gitti hepimize şöyle. Ellerinden öpüyorum. Ellerine sağlık Allah razı olsun teşekkür ediyorum ondan sonra. Tabii kaderde olan şeyler bunlar Cenabı Allah’ın takdiri. Onlarda vesile olmuş oluyorlar. Ama biz de tabii hukuki olarak kendi imkânlarımız dâhilinde olacak kadar bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Anlatıyoruz dilimizin döndüğünce, dilekçe veriyoruz anlatıyoruz. Bakın 60’a yakın bozma nedeni var verdiğimiz. 1 tane, 2 tane, 3 tane, 4 tane değil. Çünkü bir kere 313’ten bir kısım arkadaşım 313’ten yargılandı, bir kısım arkadaşım 220’den yargılandı. Sırf bu da bir bozma nedeni bu.
SUNUCU: Onlar da bilememiş Hocam hangi maddeden yargılasak diye karar verememişler.
ADNAN OKTAR: Evet, yani bir kısmına beraat verdi arkadaşım, bir kısmını aynı arkadaşlarımız, bir kısmını ceza verdi. Aynı kişiler hiçbir farkı yok yani aynı kanun maddeleri. Savcı dedi yani bir kısmına beraat verdiniz, bir kısmına ceza verdiniz. Bu dedi bir kere olmaz dedi savcı. Evet, yani olmaz. İkincisi dosya da hiç suç unsuru yok dedi. Bir tane delil yok dedi. Üçüncüsü sadece delil olarak polis ifadeleri var dedi. Ama onlar dedi işkence altında alınmış, yanında da avukat yok dedi. Avukat yanında olmadan ifadenin geçersiz olduğunu da siz mahkeme de karar verdiniz mahkeme kararı var dedi. Yani siz kendiniz karar verdiniz dedi. Bu durumda bu kişilerin beraat etmesi gerekiyor dedi. Yani mahkemenin şeyi bu oldu. Sonradan da tabii bozma nedenlerini ayrıca savcı uzun uzun anlattı. İşte bu bekletici mesele yapılmaması, bu farklı şekilde iki ayrı kanun maddesine göre yargılanma yapılması. Bir de daha da ilginci hiç kimse temyiz etmediği halde, hiç kimse temyiz etmediği halde Yargıtay bizim davamızı temyiz etti. Hiç tarihte görülmemiş böyle bir şey. Yani bakın ne biz temyiz ettik, ne müştekiler. Yani bizle uğraşan kimselerde temyiz etmedi. Temyiz eden yok. Yargıtay ben temyiz ediyorum dedi. Elinize sağlık dedik biz de Allah razı olsun dedik. İlk defa oluyor. Yani gören şok oluyor hayretler içinde kalıyor. Bakıyorlar hakikaten kimse temyiz etmemiş.
SUNUCU: Hukukta yok böyle bir şey.
ADNAN OKTAR: Yok... Mesela bu 313 ve 220 olaylarında da öyle. 4422’den biz yargılanıyorduk, mahkeme bunu bozdu 4422’yi. Şimdi böyle olduğunda en hafif madde seçilmesi gerekiyor kanuna göre en hafifi. En ağırı seçilemiyor. Mahkeme ağır olanı seçti. Yani bu da bozma nedeni. Normali 313’ü seçmesi gerekiyor mahkeme. Yani 220’yi seçti daha ağır olanı seçti. Ama 4422 bozulduysa o zaman lehte olan kanun seçiliyor. Lehte olan hafif olan seçiliyor. Mesela onu seçmedi. 313’ü seçmiş olsa beraat edecektik.
SUNUCU: Ettirmemek için ellerinden gelen her şey yapılmış.
ADNAN OKTAR: Yani mahkemenin kararı tabii biz saygı duyarız. Ben ellerinden öperim, hepsinin yani sıradan ellerini öperim saygı duyuyorum. Oktar sen bir şey mi diyeceksin?
Mesela diyor ki: Anayasanın 24. maddesi, bu benim hani namazı üç vakit kılıyor diye ceza verdi mahkeme. Yani ceza almam için gerekçelerden birisi bu. Namazı üç vaki kılmam. Ben ayrıca üç vakit kılmıyorum, yani onu kılanlar da benim yanımdan özel olarak uzaklaştırmıştım. Edip Yüksel denilen bir arkadaş var yurtdışında şu an polis arıyor o şahsı. Benle uğraşanlar onunla işbirliği halindeydiler zaten. Şu an Cevat Hocanın evinden çıktı. Polis oraya baskın yaptı, Cevat Hocanın evinden kaçtı Edip Yüksel. Bakın gece onun evinden kaçtı polis baskınında. Cevat Hocaların evindeydi. Yani hep birlikteler. Onlar 3 vakit namazı savunuyorlar. Ben onlara karşı mücadele veriyorum 5 vakit diye. Ehlisünnet inancını savunuyorum.
SUNUCU: Evet her zaman söylüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani bakın karşı taraf, bunu savunan kişiler bana bu iddialarda bulunuyorlar inşaAllah. Tabii. Benim bütün kitaplarımda 5 vakit olduğu yazar.
SUNUCU: Yani Hocam kanıtlarınız var elinizde değil mi? Binlerce kitap.
ADNAN OKTAR: Kimse diyor bak anayasanın 24. maddesi: Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Bakın bak; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Bu mahkeme beni suçladı. Ve üstelik olmayan bir suçla. Yani ben böyle bir şey yapmadım. Ben 5 vakit namazı her zaman savunuyorum bütün kitaplarımda yazıyor. Ve ehlisünnet itikadını savunduğumda bütün ulemanın, profesörlerin ifadeleriyle de açık. Fakat yani mesela 3 vakit namaz kılıyorlar diye bu şekilde, yani çünkü poliste bunu söyleyince bu doğru değil ki yani. Ben bunu zorla söyledim. Mahkeme de olsa mahkemede de bunu zorla söyletirlerdi. Kim olsa bunu söyler yani, işkence altında olunca. Ben bu Anayasa Mahkemesine dayanarak tazminat davası açtım. Yani tazminat davası açmamın nedeni budur. Anayasa mahkemesidir. Ama kaybettik, onlar kazandılar. Tazminatlarını ödedik. Allah razı olsun. Gani gani helal olsun ne diyeyim yani.
SUNUCU: Yani kaldı ki Hocam namaz yok dahi dense Yargıtay’ın buna karışma hakkı yok bunu da söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani tabii ki yani 1 vakit de dese adam, hiç yok dese, ben namaz kılmıyorum da dese; yani değil mi? Anayasa’ya aykırı yani bundan dolayı suçlanamıyor bir şahıs.
SUNUCU: Yani din ile devlet işleri birbirinden ayrılmışsa değil mi? Bu aykırı bir olay yani kanunlara.
ADNAN OKTAR: Bunu iddia eden Ergenekon örgütü bir atmıştı o zaman ortaya. Yani işte her türlü anormallik için, bir de dini yönden de işte bunlar oruç tutmazlar, namaz kılmazlar, zekât vermezler evet insanları etkilemek. Yani her türlü sünnete aykırı iddiayı bizim üstümüze atmışlardı ki Müslümanlarla aramızı açalım, açsınlar. Yani Müslümanlara karşı aramıza bir soğukluk oluşsun diye. Böyle bir faaliyeti, basında bunu desteklemişti. Bunu da mahkeme de bana, Emniyet’te zorla söyletince, mahkeme bu ifadeyi delil saydı. Benim ama samimi ikrarım var. Savcılıkta ben açıkladım, hâkim karşısında açıkladım. Bunlar dedim bana zorla söyletildi efendim dedim. Hatta hâkim tutuklandı ilk gittiğimde hâkim. İçeriye polisler de doluştu. Yani dedim bu polisleri eğer mümkünse dışarı çıksınlar dedik. Çıkmadılar oturdular. Efendim işkence dedik yani zorla bunları söyledik. Bunların aslı esası yok dedim. Ne diyorsun dedi bu konular için iddialar için ne diyorsun dedi? Hangi iddialar için efendim dedim? Haklısın dedi. Bir iddia yok bir şey yok çünkü.
SUNUCU: Hata yok evet. Sadece iftiraya dayalı suçlamalar.
ADNAN OKTAR: Yani haklısın dedi bak. Yani ben özellikle öğreneyim ben size söyleyeceğim dedim yani savunacağım kendimi. Bir tane söylerseniz dedim? Haklısın dedi. Ama infial var dedi. Tutuklamak zorundayım dedi. Efendim dedim çok rahat olun dedim yani ne demek istediğin gibi şey yapın. Üç kere tekrar etti hâkim. Yani böyle müteessir bir ifadeyle... Tutuklamak zorundayım dedi. Tutuklayın dedim yani napalım daha önce de tutuklanmıştık ya. Bir şey yok.
Dakikamız saniyemiz ne kadar? İki dakika. Dar vakit. Ama yine tekrar söylüyorum mahkemenin kararlarına saygılıyım, Yargıtay’ın da kararlarına saygılıyım. Ama bir vatandaş olarak bildiğim Anayasa’daki maddeleri söylüyorum, Yargıtay Genel Ceza Kurulu kararlarını söylüyorum. Bunlar hakkımdır. Eğer bu da suçsa, bununla ilgili yatayım ne yapayım bilmiyorum yani.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla… “Saflar halinde dizilenlere andolsun” Müslümanlar değil mi? Melekler, saflar halinde dizilenlere andolsun. “...Haykırıp sürükleyenlere” Allah’ın adını anarak, insanları peşinden getirenlere götürenlere”... Zikir okuyanlara” Kur’an okuyanlara Allah yemin ediyor “Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir. Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;” Allah bütün azgın şeytanlardan müminleri koruyor. İnşaAllah. “…Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;” Bütün şeytanlar inşaAllah kovulup atılacaklar. “…Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır. Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.” diyor Cenabı Allah. Dolayısıyla da evrimcilere bir cevaptır bu. İnşaAllah
SUNUCU: Evet Hocam ağzınıza sağlık. Çok teşekkür ediyoruz sohbetiniz için. Sizlere de çok teşekkür ediyoruz. Bugün maşaAllah 66 tane kanaldan izledi bizi izleyenlerimiz. Onları ben tekrar bir hatırlatmak istiyorum. Bugün bizlere efendim: TV Kayseri ve Kanal 35’den izlediniz ve yerel kanallarımızdan yaklaşık 66 kanaldan izlediniz ve yerel kanallarımızdan yaklaşık 66 kanaldan izlediniz. Kanal 5 Gaziantep TV’den, ART Uşak TV’den /Kanal 78 Karabük TV’den, Kanal 55 Samsun, Sun TV Konya’dan, Kanal 72 Batman TV’den, Kanal 56 Siirt TV’den, Elif TV Kayseri’den, Kanal 3 Afyon’dan, Can TV Erzincan, 21. Yüzyıl Radyo TV Muğla’dan, Kanal 54 Sakarya, Genç TV Karaman, Destan TV Kütahya’dan, Kanal 47 Mardin, ORT Ordu, Konya TV, Kırıkhan TV Hatay, Safa TV Tokat, Amasya Radyo TV, Süper TV Tokat, Best TV Kahramanmaraş, Alfa Klas TV Samsun, Tokat TV, Mersin TV, Mrt Osmaniye, Süper TV İnegöl, CRT Adana, Kapadokya TV, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Çağdaş TV Karaman, Kanal 32 Isparta, Karahisar TV, Kanal 10 Bursa, Otağ TV Adana, Iğdır TV, NRT Gaziantep, BRT Hatay, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Özege TV Uşak, Kanal G Giresun, Mega TV Gaziantep, Toros TV Mersin, BGRT Konya, Kanal 23 Elazığ, ERT Konya Ereğlisi, Venüs TV Bilecik, Gelişim TV Rize, Ufuk TV Malatya, İstiklal Radyo TV Mersin, Kırşehir TV, Gözde TV Samsun, Kanal ATV Alanya, Düzce TV, Güneydoğu TV Urfa, kanal 32 Isparta, Kanal G Giresun, BGRT Konya, Kanal 23 Elazığ, Gelişim TV Rize ve Düzce TV’den bugün yayınımızı izlediniz. Bunun dışında radyo kanallarımızdan da bizleri dinleme şansı buldunuz onları da hatırlatayım. Mavi Karadeniz Radyo 106. 4, Emek Radyo 101. 0 Mardin, radyo 37 95. 2 Kastamonu ve Radyo Star 94. 0 Aksaray, Renk Radyo Karaman’dan yayınımızı canlı olarak dinlediniz. Yarın ki inşaAllah...
OKTAR BABUNA: Bir de şey var Tekirdağ Yıldız FM 87. 7 ve Ordu Canik TV.
SUNUCU: Tekirdağ Yıldız FM 87. 7 ve Ordu Canik TV’den. Yarın da inşaAllah bu sohbetimiz 22 ve 24 arasında devam edeceğiz. Adıyaman Asu TV ve Kral Karadeniz’den. Radyolarımızı az önce saydım. Bu radyolarımızdan da yarınki programımızı canlı olarak izleyebilirsiniz. Bugünlük bizden bu kadar... Allah’a emanet olun efendim. 09 Kasım 2009
|